Musluklar, O-live izniyle
Kıbrıs’ta Yeni Nesil Mutfak Diplomasisi
Arpa Suyunu
Barışla Mayalamak

Mart ayında yayımlanan bir önceki yazımda yeme içme, mutfak ve yerel gıda kültüründen ilham alan Kıbrıslı Türk ve Rumların geliştirdiği ortak projeleri ele alacağımdan bahsetmiştim. Birbirinden farklı işleyiş biçimleri, kurumsallaşma denemeleri, örgütlenme taktikleri/stratejileri ve uygulama modellerine sahip bu girişimlerin Kıbrıs’a özgü yeme içme kültürü kadar, adanın bugün içinde bulunduğu sosyal, kültürel, politik ve ekonomik koşulları da etkili bir şekilde anlatabildiğini düşünüyorum.

Dahası, söz konusu girişimlerin barındırdığı potansiyellerin yeni tür işbirlikleri, üretim mekanizmaları, ilişkilenme biçimleri ve çözüm geliştirme becerilerini cesaretlendirme ihtimalini önemsiyorum. Burada ele alacağım ve halen yeşermekte olan daha nice işbirliği fikrini, siyasetin tesis edemediği barış kültürü ve toplumsal güven ortamını çekirdekten var etme olasılıklarından ötürü tartışılmaya değer görüyorum. İlk yazıda kaleme aldığım iki toplumlu zeytinyağı projesi Colive’in yer yer umut, yer yer yılgınlıklarla örülü öyküsü, bu dinamik çerçeveyi daha anlaşılır kılıyor.

Dayanışma ağlarını toplumsal ölçekte güçlendiren ve anlaşmazlıkları giderme potansiyelini taşıyan bir araç olarak mutfak diplomasisini [culinary diplomacy] yukarıda tarif ettiğim bağlamı kavramak için kullanışlı bulduğumdan yine bir önceki metinde bahsetmiştim. Bu kavramın hem çatışmalı hem de çatışmasız cemaatler içindeki (olası) onarıcı, iyileştirici etkisine yaptığım vurguyu metne yeniden bakınca daha net bir şekilde görebildim. Burada yanlış bir tespit yaptığımı ima etmiyorum; aksine, bu eğilimim dizinin ruhuna uygun düşen bir umudu doğal olarak içinde barındırıyor.

Ancak çatışmalı toplumlarda yeme içme kültürünün, çatışmanın derecesine göre nasıl bir bölünme/ayrışma zemini oluşturabileceğinden yeterince bahsetmediğimi şaşırtıcı bir biçimde fark ettim. Oysa bu zeminden bahsetmek, toplumlar arasındaki anlaşmazlıkların farklı boyutlarının daha iyi anlaşılması ve gerektiğinde neyin nasıl onarılabileceğine dair yöntem ve acil yapılması gerekenlerin doğru ve zamanında çözümlenmesi açısından önem taşıyor. Gerçekten de, çatışma hâlinin yükseldiği durumlarda yeme içme kültürünün farklı öğeleri, toplum ve siyasetin gark olduğu psikolojik savaşın açıkça tanımlanmış ve hatta klişeleşmiş nesneleri hâline gelebiliyor.

Söz konusu Kıbrıs olunca, bu klişeleşmiş nesnelere herhalde ‘hellim’den daha iyi bir örnek vermek mümkün değil. Hem adanın en popüler yiyeceklerinden hem en bilindik kültürel miras unsurlarından, hem de her iki kesimin en önemli ticari gelir kapılarından hellim zemininde ilerleyen ‘mülkiyet’ tartışmaları, adadaki Türk ve Rum toplumları arasındaki ‘husumetin’ en rafine ifadelerinden biri olarak düşünülebilir. Söz konusu tartışmalar, aslında iki toplum arasında süregiden tansiyonun farklı boyutlarına (kimlik siyaseti, aidiyet tartışmaları, siyasi güvencesizlikler, ekonomik kayıp ve kazanımlar veya bürokratik açmazlar gibi) dair hayli zengin bir içerik sunuyor. Dolayısıyla çatışmanın derecesindeki dönemsel iniş ve çıkışların, hellimin bir toplumsal ayrışma veya yakınlaşma zemini hâline gelmesine etkisi kaçınılmazlaşıyor.1

Türk ve Yunan toplumları arasındaki (artık büyük ölçüde aşınmış) tarihsel ‘husumetin’ yeme içme kültürü üzerinden ifade edilmesi aslında hayli yavan bir klişe. Lokum, baklava, beyaz peynir, yoğurt ve kahveye ‘Türklük’ veya ‘Yunanlık’ atfederek kimlik siyaseti üzerinden suni tartışmalar yaratmanın günümüzde herhangi bir geçerliliği yok. Bu geçersizliğin nedenlerinden biri kuşkusuz, ‘husumet’ olarak andığımız ilişki biçiminin zamansal ve niteliksel bir aşınmaya uğramış olması; bir diğeri ise, bu zamanı geçmiş ve dolayısıyla da banalleşmiş lügati kullanacak nesillerin yerini, söz konusu husumeti deneyimlememiş ve dolayısıyla da ona fazlaca önem atfetmeyen nesillere bırakması.

Bu, elbette ki Kıbrıs özelinde de böyle. 2014 yılında 300’den fazla üniversite öğrencisi arasında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre Kıbrıs’ta yaşayan gençlerin çoğunluğu adanın birleşmesine, federal çözüme ve Rumlarla birlikte yaşamaya olumlu bakarken, Türkler ve Rumlar arasında etnik bir fark görmüyor ve kendini hem Kıbrıslı hem de Türk olarak anmakta sakınca görmüyor.2 Bu sonuçlara bakarak, ‘bölgesel bir Kıbrıslı kimliği’ tahayyülünün olgunlaşmaya ve yeni bir barış kültürünün toplumsallaşmaya başladığını söylemek mümkün. Dolayısıyla daha önce ayrışmalara zemin olabilen yeme içme kültürünün bugün yeni uzlaşılara gebe olma ihtimali her zamankinden daha yüksek.

Bu yazıda, güney Lefkoşa’da yerleşik butik bira barı Brewfellas’da çalışan Costas Siahinian ve kuzey Lefkoşa’da yerleşik OO’s Craft Brewing Co.’nun sahibi Ogün ve Orçun Cananoğlu’nun hazırladığı bira reçetesinin öyküsünü aktarmaya çalışacağım. Almanya menşeli “Drink for Peace” projesinin parçası olmayı kabul ederek bir araya gelen üçlü, Kıbrıs’ın iklim ve karakteristik aromalarıyla uyumlu bir buğday birası için gerekli formülü geliştirmiş. Daha sonra Almanya’da üretilen bira önce Kıbrıs’taki üreticilerle, sonra da Avrupa ve Kıbrıs’taki butik biraseverlerle buluşmuş. Bu buluşmanın geri dönüşleri alabildiğine olumlu: Bira teşvik ödülleri almış, barış temalı çeşitli etkinliklerde ikram edilmek üzere boy göstermiş. Bugün Costas, Ogün ve Orçun’un bu reçeteyi üretme hakları halen Drink for Peace tarafından korunuyor. Fakat projenin iki ayağından biri zaman içinde aktif pozisyonundan çekilmiş.

Costas Siahinian ve Ogün Cananoğlu,
O-live izniyle

Kuzey Kıbrıs’ı Butik Biraya Hazırlamak

Orçun ve Ogün kardeşlerin butik bira macerası aslında yaşamını halen Amerika’da sürdüren Ogün’ün kişisel hobisi ve Orçun’un Kıbrıs’ta organik ürünler satan bir mağaza açma hayalinin buluşmasıyla başlamış.3 2013 yılından bu yana Georgia, Savannah’daki evinin garajında üretim yapıp mahalledeki komşularına tadım günleri düzenleyen Ogün, Orçun’a Kıbrıs’ta butik bira üretmekle ilgili düşüncelerini açmış. Fakat o dönem için Orçun’un görüşü, Kıbrıs’ın küçük tüketim piyasasının böyle bir girişime hazır olmadığı yönündeymiş.

Bu konuşmadan birkaç yıl sonra Orçun’un Amerika’ya gidip abisinin biralarını tatması, fikrinin değişmesini sağlamış. Bu dönem, aynı zamanda Orçun’un mağaza hayalinin ciddiye binmesine denk gelmiş. Türlü altyapı çalışmaları ve araştırmaları sonucunda şeklini alan mekân, bugünlerde OO’s Craft Brewing Co. markası altında ürettikleri biraların musluktan aktığı yer hâline gelmiş. “Bu şekilde O-live’in 2017’deki açılış gününde ilk biralarımızı görücüye çıkardık. Üç dört ay için ürettiğimiz birayı tek gecede sattık” diyor Orçun; “İşe oldukça küçük bir sistemle başladık fakat şimdi bira ve craft’severler için bir buluşma alanı hâline geldik.”

Orçun’un sözünü ettiği ‘küçük sistem’ tamamen yoktan ve Orçun ile Ogün’ün kişisel çabalarıyla var edilmiş. En başta, zamanının bir hayli gerisinde ve sadece seri üretimle elde edilebilecek biralar için uygun olabilecek bir ‘bira tüzüğü’ ile hemhal olmuşlar. Sağlık bakanlığı, gümrük ve benzeri kamu kuruluşlarıyla temas etmeleri ve çeşitli izinler almaları gerekmiş. Dolayısıyla butik bira üretim ve satışını mümkün hâle getirecek bürokrasinin kurulumu için sıkı bir mücadeleye girişmek onlar için zorunlu hâle gelmiş. “Sistemimizi kurduktan sonra geriye kalan iş, denetime gelen yetkililere sistemi tanıtmak oldu” diyor Ogün. Tüzük böylece bir anlamda yeniden tanımlanmış.

Orçun ve Ogün, işin teknik —yani sistem kurma— boyutunda sadece kendi becerilerinden yararlandıklarını söylüyorlar. Bunun nedenini de Kuzey Kıbrıs’ın dünya ile olan kısıtlı bağları ve bunların gündelik yaşamdaki sonuçları ile açıklıyorlar. “Gücümüzün el verdiğince her şeyi kendimiz kurduk çünkü zaten butik üretimin esprisi biraz da bunu gerektiriyor” diyor Ogün; “Öte yandan, Kuzey Kıbrıs’ta iş yapmanın gereklerini göz önünde bulundurmak şart. Mesela şu an mayayı çoğalttığımız sistemi, bilgisayar fanının üzerine bir tür mıknatıs yerleştirerek tamamen kendimiz yaptık. Böyle bir mekanizmayı elbette satın alabilirdik fakat en ufak bir problem çıkması hâlinde servis yok. Yurt dışından almaya kalktığımızda da haftalar ve hatta aylar sonrasında elimize geçme ihtimali var. Sürekli üretim hâlinde olmamız lazım. O nedenle teknik altyapıya dair her şeyi mümkün olduğunca kendimiz geliştirdik.”

İki Toplumlu Bir Reçete: Drink for Peace

Orçun ve Ogün’ün Costas ile birlikte ortak bir proje üretmelerine vesile olan tanışıklık, iki kardeşin yerli butik bira üreticileriyle temasa geçebilmek için güney kesimde keşfe çıkmaları ile gerçekleşmiş. “Üretime başladığımız dönem ilgimiz o kadar tazeydi ki hemen bir arayışa girdik” diyor Orçun; “Bu işler kuzeyde yaygın değil, ama illa ki güneyde bir hareketlilik vardır diye düşündük. Tam da bu dönemde güney Lefkoşa’da dünyanın farklı yerlerinden butik biraları Kıbrıs’a getiren Brewfellas’ı keşfettik. Buraya sık sık uğramaya başladık. Brewfellas’ın bir çalışanı olan Costas ile de bu şekilde tanışmış olduk.”

Orçun Cananoğlu ve Costas Siahinian,
O-live izniyle

2017 yılında Brewfellas’daki bir tadım etkinliği sırasında Costas, Orçun’u Almanya’dan gelen bir ekip ile tanıştırmış. Drink for Peace (DfP) adı altında çalışan bu ekip, bölünmüş ve çatışmalı toplumlardaki butik bira üreticilerini bir araya getirip birlikte reçete üretmelerine ön ayak oluyor, bu reçetelerin Almanya’da kendi mekânlarında üretilip daha sonra Almanya piyasasında satılmasını sağlıyor ve elde edilen kârın %50’sini proje taraflarının belirlediği, barış kültürünü geliştirme gayretindeki kuruluşlara aktarıyorlar. DfP daha önce Bosna Hersek ve Filistin’de bu modeli başarıyla uygulamış. Kıbrıs’ta da böyle bir girişimde bulunmak istediklerini anlatıp Costas, Orçun ve Ogün’e ortak bir reçete geliştirmeyi teklif etmişler.

“Almanya’daki ekibin adaya ikinci ziyaretinde O-live’de hepimiz bir araya geldik ve teklife olumlu yanıt verdik” diyor Orçun; “Burada ortak reçetemizi hazırladık. Aylar geçti ve en sonunda bira üretilip şişelendi. Bize ve Costas’a da biralar gönderildi, sonuçtan oldukça memnun kaldık. Dolayısıyla bu birayı burada da üretip musluktan verebilmeyi ve ayrıca Home for Cooperation başta olmak üzere başka mekânlara da dağıtabilmeyi istedik. Biranın mümkün olduğunca fazla insana ulaşabilmesi en büyük arzumuzdu.” Proje iştirakçileri olarak Costas, Orçun ve Ogün’ün birayı üretme ve satma hakkını DfP koruyor.

Ogün, ortaya çıkan reçeteyi “narenciye tatlarıyla örülü basit bir yaz birası” olarak tarif ediyor. “Buğday birası özellikle yaz mevsimlerinde ferahlatıcı etkisi olan bir tür. Kıbrıs’ın iklimi de bunun için çok elverişli. O nedenle hallertau blanc türünden bir şerbetçi otu kullandık. Arkadan hafif bir narenciye tadı bırakabiliyor. Bunu, buğday biralarında sık kullanılmayan dry hopping4 yöntemiyle ekledik. Amacımız narenciye tadını olabildiğince uzatmak ve biranın Kıbrıs’ı çağrıştırmasını sağlamaktı. Reçeteyi hazırlarken açıkçası ortaya nasıl bir sonuç çıkacağıyla ilgili hiçbir fikrimiz yoktu. Sadece yeni bir şeyler denemeye çalışıyorduk.”

Tadım günü, O-live izniyle

Ortaklaşma Hayalini Gerçekleştiremeyen Bir Proje

Costas ile 2017 yılında ilk adımları atılan işbirliğinin bugün vardığı noktayı sorduğumda Orçun ve Ogün üzülerek projenin iki toplumlu yapısının uygulamada sürdürülebilir hâle gelemediğini anlatıyor. İki kardeş, DfP için hazırladıkları reçeteyi Kuzey Kıbrıs’ta kendi markaları olan OO’s Craft Brewing Co. adıyla aktif bir şekilde üretip on ayrı mekânda satıyor. Ancak Costas’ın çalıştığı mekânda ne ortak ürettikleri reçete ne de OO’s Craft Brewing Co.’nun ürettiği diğer biralara rastlamak mümkün değil. Orçun ve Ogün bunun nedenini adada iki toplumlu işbirliklerini tesis edecek güven ortamının hâlâ yeterince olgunlaşmamasıyla açıklıyorlar. “Arkadaşlık, sosyal yakınlık konusunda görünürde herhangi bir sorun yok fakat iş ticari ortaklığa gelince onu mümkün kılacak koşullar bizim deneyimimizde oluşamadı” diyor Orçun. “Sürecin başında ortaya çıkan ‘ne olursa olsun biz bu işi yapacağız, birlikte güzel işler başaracağız’ yaklaşımı, işler ciddiye bindiğinde sönümlenmeye başladı.”

Projenin tek ayaklı bir pozisyona sürüklenmesinin berisindeki nedenler, tamamı adadaki bölünmüşlüğün beslediği hukuksal, bürokratik ve ideolojik dinamiklerin bir karışımı olarak nitelenebilir. Bunlar arasında hukuksal ve bürokratik açmazlar kuşkusuz başı çekiyor. Teknik anlamda Kuzey Kıbrıs’ta üretilen herhangi bir alkollü içeceğin güney kesimde satılması kanun dışı. OO’s Craft Brewing Co. da bu kısıttan muaf değil. Ogün, güney kesimde açılan bir mekânda biralarını satmaları için teklif aldıklarını fakat tam olarak bu açmazdan ötürü teklifi değerlendiremediklerini anlatıyor. “Sınırdaki polis diyor ki, ‘ben bu işi bilmem, sorumluluk alamam.’ Yani toplumsal anlamda birtakım kapılar bize açılıyor gibi görünse de, idari anlamda gri alanlar halen mevcut” diyor Ogün. OO’s Craft Brewing Co. için bu açmazla mücadele etmenin yegâne yolu, güney kesimde şirket kaydı oluşturmak. “Kullandığımız bütün malzemeler halihazırda Avrupa Birliği sertifikalı olduğu için üretim aşamasında bürokratik açıdan sıkıntımız yok” diyor Orçun; “Güneydeki gümrük sistemine başvuru yapıp kaydımızı gerçekleştirdiğimiz anda önümüzdeki engellerin önemli bir kısmı ortadan kalkacak ve bira güneydeki tüketicisiyle daha etkili bir şekilde buluşacak diye umuyoruz.”

Gerçekten da hukuksal açmazları aşmak, güneydeki sistem içinde tanınan bir kuruma dönüşmekle mümkün. İdeolojik reaksiyonlardan kaynaklanan engellerle baş etmek ise çok daha zor. “Costas bu işe giriştikten bir süre sonra tehditler almaya başladığından bahsetti. Hatta bize de benzer tepkilerle karşılaşıp karşılaşmadığımızı sordu” diyor Orçun; “Bizim deneyimimiz ise tam tersi oldu açıkçası. Kaldı ki benim mekânımda kiminle bira üretip üretmediğim sorgulanır ise ben buna cevap verebilirim, ama o kendi bulunduğu mekânda benzer bir konumda değil. Çalışanı olduğu bir işletmeyi riske atmak istemiyor ve bu girişimde pasif kalmayı aktif bir şekilde seçiyor olabilir, çünkü pek çoğumuzun bildiği üzere Kıbrıslı Türklerle değil iş yapmak, kuzeye geçiş yapmayı dahi reddeden Kıbrıslı Rumlar var.” Orçun ve Ogün için sohbetin başında sözünü ettikleri güven ortamının oluşmasındaki en büyük engel, nerede ve ne zaman karşılaşacaklarını öngöremedikleri bu “ideolojik duvarlar.” Tam da bu nedenden ötürü, güney kesimin onlar için her zaman ‘zorlu bir alan’ olarak kalacağından söz ediyorlar. “Yarın öbür gün güvensizlikten oluşan başka duvarlara çarpabiliriz ve hukuken her şey uygun olmasına rağmen biramızın o piyasada yer alması bazı kesimlerin hoşuna gitmeyebilir” diyor Ogün.

Öte yandan Costas, Orçun ve Ogün’ün DfP çerçevesinde gerçekleştirdiği işbirliği ada toplumunun başka cephelerinde olumlu bir şekilde karşılandı ve kucaklandı. Bira, güney menşeli bir vakıftan ödül ve finansal teşvik aldı. Hem güney hem de kuzeydeki basın bu işbirliğini olumlayan haberler yayımlarken, uluslararası yayın organları Kıbrıs ile ilgili haberlere DfP için gerçekleştirilen projeyi de dahil etti. Dahası, şu an reçetenin yegâne uygulayıcısı olarak OO’s Craft Brewing Co. barış temalı çeşitli etkinliklere davet edildi. Orçun, güney menşeli Politis gazetesinin gençler için düzenlediği iki toplumlu bir panele DfP için üretilen biralardan altı fıçı götürdüklerini ve etkinlikte sadece bu biranın içildiğini anlatıyor. “Orada tanıştığım insanlardan o kadar güzel geri dönüşler aldım ki bu beni çok mutlu etti. Bu tür etkinliklerdeki karşılaşmalar, başka şehirlerde düzenlenecek başka organizasyonlar için prensip anlaşmaları yapmamıza vesile oldu” diyor Orçun; “Dolayısıyla projenin diğer paydaşı şu an sürece dahil olmasa da, Kıbrıslılar birayı benimsemeye başladılar bile. Açıkçası bunların hiçbirine şaşırmıyorum, çünkü bu işte hiçbir şey olmasa da, Kıbrıslı bir Rum ile Türk’ün işbirliğinden doğan sembolik bir değer var.”

Pressreader’daki haberin ekran görüntüsü

Kıbrıslı Bir Bira: Ne Kadar Mümkün?

Hâl böyle iken Orçun ve Ogün, Costas veya daha geniş bağlamda güneydeki butik bira toplulukları ile sosyal anlamda herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını vurguluyorlar. Aksine, üretimlerini adanın kuzeyine sıkışmadan sürdürdükleri ve DfP projesini tutkuyla sahiplenmeye devam ettikleri için inşa ettikleri ilişkilere sürekli yenileri ekleniyor. Orçun, güney kesimdeki Home Brewers’ Association’ın aktif bir üyesi olduğunu, aylık toplantılara düzenli olarak katıldığını, hatta Brewfellas’da düzenlenen uluslararası bir buğday birası yarışmasında jüri üyesi olarak yer aldığını anlatıyor. Yine güney kesimde düzenlenen Homebrew Festival’a katıldıklarını ve OO’s Craft Brewing Co. olarak ürettikleri biraları burada sunma şansını yakaladıklarını anlatıyor. “Bu, Kıbrıslı Türkler için bir ilkti” diyor Orçun; “Festivalde biralar takma isimlerle puanlanıyor, yani hangi biranın kim tarafından üretildiği veya ne olduğu belli değil. Bizim Belçika dubbel’ine öykünen hayli iddiali bir biramız ve DfP reçetemiz yüksek puanlar aldı. Hatta Belçika dubbel’i gecenin sonuna kadar birinci sırada idi. Sonunda birayı bizim ürettiğimiz ortaya çıktığında güzel tanışıklıklar geliştirdik, diğer üreticilerle yakınlaştık.”

O-live izniyle

Orçun, Ogün ve Costas’ın iniş çıkışlarla örülü deneyimi, 100% Kıbrıslı bir bira üretmenin mümkün olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Reçete anlamında, arpanın bolca tüketildiği adada diğer malzemelerin yoksunluğu şu an için bu olasılığı zayıflatıyor. “Adada malt üreten bir sistem yok. Şerbetçiotu ve maya da yok. Yani en önemli üç hammadde yok” diyor Ogün; “Orta vadede ata tohumu karabuğdayın üreticisi ile anlaşıp ufak çapta da olsa malt elde etmemiz mümkün. Daha sonra ben Amerika’dan beş altı çeşit, Kıbrıs iklimine uygun şerbetçiotu getirmeyi düşünüyorum. Mayayı da Kıbrıs’ta üretemeyiz fakat wild yeast dediğimiz vahşi organizmaları kullanarak bira elde edebiliriz (sour beer). Ortaya çok kompleks olmayan bir bira çıkacaktır fakat bu olasılıkların hepsi bizim için enteresan.” Ogün’ün tarif ettiği şekilde %100 Kıbrıslı bir bira üretmek teorik anlamda imkânsız değil fakat bu, OO’s Craft Brewing Co. için oldukça uzun vadeli bir hedef. İki kardeş yakın tarihte Avrupa Birliği’nin sağladığı, Kıbrıs Türk toplumunda rekabet edebilirliğin teşvik edilmesine yönelik bir fon programından yararlanmaya hak kazandı. Bu destekle üretimlerini daha geniş bir alanda, daha gelişkin bir altyapıyla sürdürme gayretindeler.

Birayı Kıbrıslı yapabilecek niteliklerin sadece içerik ve hammadde ile sınırlı kalamayacağı ise, en azından Orçun ve Ogün’ün deneyimine bakıldığında oldukça açık. Orçun ve Ogün’ün DfP için geliştirilen reçeteyi tutkuyla sahiplenip adanın dört bir yanına taşıma çabası onları hem güney kesimde butik bira üreten topluluklar, hem barış kültürü için çalışan diğer paydaşlar, hem de biralarını gerek sembolik gerekse lezzet değeri üzerinden tüketmeye gönüllü Kıbrıslılarla bir araya getirmeye devam ediyor. Bu yeni tanışıklıklar ve bir araya gelmeler ise biranın kendinden menkul kıymetine başka boyutlar katıyor. Dahası, Orçun ve Ogün’ün hem kuzey hem de güneydeki çeşitli açmazlara rağmen başka türlü bir üretimi gerçekleştirmek için ortaya koydukları çaba yalnızca DfP için ürettikleri reçeteyi değil, kendi mekânlarında ürettikleri tüm biraları alabildiğine Kıbrıslı bir kimliğe bürüyor.

Öte yandan, her ne kadar Costas sürecin devamında aktif rol almamayı seçmiş olsa da Orçun ve Ogün ile birlikte United Brewers adını verdikleri bir oluşumun kurucu ekibi içinde yer almaya devam ediyor. Oluşumun amacı, adanın iki kesimindeki üreticileri aynı çatı altında buluşturmak ve ortak deneyimlere alan açılmasını sağlamak. Kısacası Orçun, Ogün ve Costas için DfP yolun sonu değil; fakat aşılması gereken engeller çok. “DfP uzun zamandır tek ayaklı yürüyen bir proje” diyor Ogün; “Bizi hâlâ yoğun bir mücadele süreci bekliyor. Costas profesyonel anlamda daha farklı bir konumda olsaydı ve proje en başından planlandığı gibi çift ayaklı yürüseydi şu an belki de koşuyor olurduk. Fakat ben yine de insanların bir gün bu birayı bir Kıbrıs birası olarak içebileceğini hayal edebiliyorum. Belki bir beş yıl sonra.”

Orçun ve Ogün Cananoğlu,
O-live izniyle

1. Çok kaba bir özetle, iki kesim arasındaki gerilimin en yüksek seviyelerde olduğu 2007 yılında Rum yönetimi, hellimin koruma altına alınmış menşe adı haklarını [protected desigation of origin, PDO] almak üzere Avrupa komisyonuna başvuru yapmıştı. Bu başvuruda hem Kıbrıslı Türk hellim üreticileri karar alma süreçlerinden dışlanıyor, hem de kuzeyde üretilen hellimin kim tarafından, nasıl denetleneceğine dair sorular cevapsız bırakılıyordu. Başarısızlıkla sonuçlanan bu başvuru 2014 yılında tekrar yapılmış, fakat aynı belirsizlikler devam ettiği için sonuçsuz kalmıştı. Ancak, 2015 yılında barış yanlısı liderlerin yönetime gelmesiyle hellim savaşları yeni bir yönelim almıştı. Kıbrıs Türk lideri Mustafa Akıncı, Kıbrıs Rum lideri Nicos Anastasiadis ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Cladue Juncker arasında yapılan anlaşmayla Kıbrıslı Türkler karar alma süreçlerine dahil edilmiş ve kuzeydeki hellim üretiminin bağımsız bir kurum tarafından denetlenmesine karar verilmişti. Dahası, Yeşil Hat tüzüğünde yapılan çeşitli değişikliklerle kuzeyde üretilen hellim, güney kesim üzerinden Avrupa piyasalarında satılabilir hâle getirilmişti. Bu açılımın bölünme sonrası tarih bağlamında sembolik değeri büyüktü ve ada siyasetindeki bu yeni, iyimser dalganın hellimi bir çatışmadan uzlaşı unsuruna dönüştürme potansiyeline yönelik sinyaller güçleniyordu. Ancak iki lider arasındaki diyaloğun çökmesiyle birlikte Anastasiadis hellim konusunda atılan yapıcı adımlardan geri çekilmiş ve kuzey kesimdeki üreticilerin bağımsız bir organ tarafından denetlenmesine karşı çıkmıştı. Bugün halen son başvurunun sonucu belirsiz fakat adanın içinde bulunduğu koşullar, hellimin en azından siyasiler tarafından bir ayrışma alanı olarak muamele göreceğine işaret ediyor. Burada özetini verdiğim sürece dair daha ayrıntılı bilgi için şu habere bakılabilir: “Hellim Wars

2. Araştırmayı daha detaylı bir şekilde incelemek isteyenler şu makaleye göz atabilir: “Drawing Cyprus: Power-sharing, identity and expectations among the next generation in northern Cyprus

3. “Butik bira” kavramı, fabrika ortamından ziyade ev veya küçük imalathanelerde mayalanıp şişelenen bira türü içecekler için kullanılıyor.

4. Dry hopping teriminin üzerinde uzlaşılmış Türkçe bir karşılığı şu an için yok. Şerbetçi otunun fermantasyon sürecinin sonunda, karışıma soğuk olarak eklenme işlemi olarak özetlenebilir.

bira, Kıbrıs, Özlem Ünsal, yeme içme, Yemek Kent ve Gündelik Hayat