Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer
41°01'04.2"N 28°57'48.9"E

“Unutma Bahçesi” sergi ve araştırma projesi, İstanbul Müftülüğü’ne devredilen İstanbul Üniversitesi Botanik Enstitüsü arazisi ve Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi’ni merkezine alıyor. “Bir mekânı kaydetmek mümkün mü?” sorusunun izinde, mekânlara, bitkilere odaklanarak başlayan süreç, bahçe kurucularına, arşivlere ve hikâyelere eğilerek devam etmektedir.

Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer dizisi, 2017 yılının mayıs ayında başlayan ve hâlâ devam eden araştırma sürecinde ziyaret edilen, hikâye ve kişilerle ilişkilenen mekânları yeniden ziyaret etmek, hatırlamak ve okur ile paylaşmak üzere hazırlanmıştır. Okuyacağınız metin, devam edecek dizinin ilk bölümüdür.

Ben kayıt yapan, düşünmeyen, epey pasif, objektifi açık bir fotoğraf makinesiyim. 
—C. Isherwood

Alfred Heilbronn’un çalışma odası, 1937 yılında Botanik Enstitüsü’nün açıldığı günden 1957 yılına dek bölüm kurucularından Prof. Dr. Alfred Heilbronn tarafından kullanılmıştır. Birbirine bağlanan iki ayrı odanın birleşmesi ile oluşan bu genişçe çalışma odasını ilk kez 17 Kasım 2017 günü ziyaret ettik. Oda, botanik enstitüsü ve bahçe ile güçlü bağları olan bir akademisyen, Erdal Bey tarafından kullanılıyordu. Binanın merkezinde, iki kanadının kesiştiği yerde Haliç’e bakan odadan Boğaz’ı da görebiliyorduk.

Pencereden bakıp manzarayı konuştuk. Vapurlar, kayıklar, yük gemileri sakince denizde yüzüyor; tarihi yarımada ucundan bu kadraja dahil oluyor… Galata köprüsü ve kule pencereden bakınca dosdoğru görülebiliyor. “Bu manzara yapının taşınacak olmasının sebeplerinden biri midir?” sorusu odadaki herkesin aklını kurcalıyor. Pencerenin sağında, kadrajı perdeleyen heybetli bir fıstık çamı, çamın ardında da Botanik Bahçesi görünüyor. Acaba bu fıstık çamı kaç yaşında? “Alfred Bey ile tanışıyorlar mıydı?” diye düşünüyoruz.

Oturduğumuz yerde bu manzaraya bakarken bir yandan tedirginiz. Yeşil deriyle kaplı ceviz ağacından koltukların yapının açıldığı dönemden kalma olduğunu öğrendiğimiz an, oturma konusunda tereddüt ediyoruz. Odanın farklı köşelerinde aynı dönemden kalan farklı mobilyalara rastlıyoruz. Ceviz ağacından bir kitaplık, iskemle, sehpa, masa ve son olarak akordeon kapılı bir ofis dolabı. Yine yapının açıldığı dönemden kalma dolabın hâlâ çalışan akordeon sistemi, sesiyle birlikte hepimizi hayrete düşürüyor.

Odadaki mobilyalar

Heilbronn’un ahşap bir kutunun içerisindeki laboratuvar aletleri bu dolabın içinden çıkıyor: Katlanan bir mercek, çeşitli cımbızlar ve cılız ışıklı bir fener… Bu aletlerle çalıştığını hayal edebiliyor insan. Aynı dolapta bilgisayarlı sisteme geçilmeden önce tutulan tohum kayıt defteri de bulunuyor. 1950’li yıllarda tutulmaya başlanan defterden, bitkilerin bahçeye kaydedildiği gün, isimleri ve nereden geldiklerinin bilgisini takip edebiliyoruz. 9 Nisan 1963’te Palmengarten’den Tilantia variegata gelmiş. 11 Nisan 1963 günü ise Dahlem Berlin’den bir Acer palmatum’un geldiğini okuyoruz.

Alfred Heilbronn’a ait alet kutusu
ve tohum kayıt defteri

Erdal Bey’in masa başına döndüğümüzde odanın farklı köşelerinde perlit dolu kapların içerisinde köklenen bitkilerini, tohum zarflarında sakladığı tohumlarını görüyoruz. Bu odada sohbete tanıklık eden iki de kuş, kanarya, bulunuyor. Masanın arkasındaki duvar, birbiri ile bir şekilde bağlanan irili ufaklı nesnelerle dolu. Eski dilde “nebatat” yazısını, bahçe yapısının eski hâllerinin fotoğraflarını bu nesneler arasından seçebiliyoruz.

Pencerenin önünde odaya mavi bir ışık saçan akvaryumun içinde bahçedeki havuzlardan taşınmış, büyüsün diye bu akvaryumda bekleyen balıklar bulunuyor. Su motorunun ritmik sesi odaya yayılıyor. Balıkları yaşatmak için temiz hava üflüyor. Bir balığı yaşatmak için, akvaryum. Bir bitkiyi yaşatmak için, sera. Peki bir bahçeyi yaşatmak için?

Altı ay evvel bu soruya benzer başka bir soruyla bahçeyi ilk kez birlikte ziyaret etmiştik. Pek çok yapı kentin hafızasından bir bir koparılırken, kuytu bir yerde gizlenmiş bu bahçenin yok olma ihtimali gözden kaçırılıyordu. Bu durumda bahçenin son hâlini kaydetmeye, saklı tutmaya dair gelişen bir refleks ile bahçe ziyaretlerimizi devam ettirmeye karar verdik. Altı ay kadar sonra ise, bulunduğumuz odada karşımızdaki akademisyene o güne kadar dinlediklerimizi, kaydettiklerimizi ve biriktirdiklerimizi gösterirken bu karşılaşmanın ne kadar heyecan verici olduğunu hissedebiliyoruz. Zamanla bu ziyaretlerimizin ortak mekânı, hepimizin bahçe için aynı düşü yeniden kurabildiği sohbetlerimizin buluşma noktasına dönüşüyor.

Kibarca reddedilen randevu talepleri, başarısız telefon görüşmelerinin ardından bu odada bizi ilgiyle ve merakla dinleyen Erdal Bey ile geldiğimiz noktayı paylaşıyoruz: Üç mevsimdir topladığımız bitki hikâyeleri, biriktirdiğimiz ve dia kasetlerinde muhafaza ettiğimiz bitki yaprakları, kurumuş kökler, çiçekler, tohum döküntüleri… Bu süreçte tıpkı bir toplayıcı gibi, yitirmekten korktuğumuz bu mekânda gezilere çıkmış ve alternatif bir herbaryum oluşturmuştuk. Erdal Bey ise, ilkin merak ettiğimiz ve ulaşamadığımız tohum kataloglarını gösteriyor; ardından da parça parça biriktirdiği, sakladığı arşiv dokümanlarını bizimle paylaşıyor. Bu mekânın izini arayarak biriktirdiği yüzlerce kartpostal, kazan dairesinden çıkardığı, kurtardığı orijinal çizimler, belgeler, mektuplar… Erdal Bey’in enstitü ve bahçe mekânı ile kurduğu güçlü bağın izlerini biriktirdiği hikâyelerden ve arşivden okuyabiliyorduk.

Bahçe kataloğu ve tasarım eskizi

Bu karşılaşmanın ardından, uzunca bir sürece yayılan diyaloğumuz araştırma ve kaydetme serüvenimizin merkezine yerleşti ve belgelerle, dokümanlarla ilişkilenen koparılamayacak bir bağa dönüştü. Bahçeyi her ziyaretimizde bu odaya da uğradık, Erdal Bey’i ziyaret ettik. Derslerden arda kalan vakitlerde bahçeyi ve araştırmayı konuştuk. “Daha ne yapabiliriz?” sorusu etrafında bir mekânı kurtarmanın yöntemlerini tartıştık. Bazı günlerde ise Erdal Bey’in devam eden türlü bitki kurtarma maceralarını dinledik. Bu odadaki görüşmelerimiz bahçe arazisinin Osmanlı Devleti’nden günümüze geçirdiği değişimler üzerinden, güncel tahliye kararını yeniden okuyan “Unutma Bahçesi; Yerin Belleği ve Yıkımın Topoğrafyası” araştırmamızın çıkışına da ev sahipliği yaptı.

Botanik Enstitüsü fotoğrafı,
1956 Menderes İmar Planı yıkımı öncesi

İlk ziyaretimizden 259 gün sonra Botanik Enstitüsü 3 Haziran 2015 tarihinde çıkan tahliye kararı uygulanarak boşaltılmaya başlandı. Bu haberi aldıktan sonra, bir ziyaret daha yapmayı istediğimizi söylemek üzere Erdal Bey’i aradığımızda “Sizi ağırlayabileceğim sandalyeler ne yazık ki artık burada değil” diyerek taşınmanın bıraktığı hissi bize özetlemiş oldu.

28 Ağustos’ta odada buluşuyoruz, kuşlar diğer eşyalarla birlikte başka bir binaya taşınmış çoktan. Akvaryum ve balıklarsa hâlâ oradalar, son kalanlar… Erdal Bey ile birlikte kalan balıkları tek tek daha ufak bir fanusa geçiriyoruz. Odadan çıkıp, boş koridorlardan yürüyerek bahçeye iniyoruz. Seralardaki en iri havuza balıkları bırakıyoruz. Çünkü hâlâ hepimizde bahçenin yaşayacağına dair bir umut var.

Akvaryum, balıklar ve havuz
{fotoğraflar: Dilşad Aladağ ve Eda Aslan}

Alfred Heillbronn Botanik Bahçesi, Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer, botanik, Dilşad Aladağ, Eda Aslan, İstanbul