Six fois deux /
Sur et sous la communication
,
Jean-Luc Godard ve
Anne-Marie Miéville, 1976,
kaynak: Lumière
Belgesel Sinema
Üzerine Tezler

1.

Belgesel, doğrudan bir belge olarak işlev görmez. Yani, belgelemez. Dolayısıyla, gerçeği olduğu gibi yansıtmakla da ilgilenmez. Aksine, gerçeğin olduğu düşünüldüğü gibi olmadığı veya olmayabileceği üzerine sinematografik bir düşünümdür.

2.

Buna bağlı olarak belgesel, tarihi kayıt altına almakla da uğraşmaz. Yani, bölünemez, lineer ve mutlak bir tarih anlayışının görsel-işitsel kaydı olmak gibi bir derdi de yoktur. Belgesel, tarihi değil ama olsa olsa bir tarihi kayıt altına alır.

3.

Yine de belgesel, tarihle ilişkilidir. Ama ancak tarihi yeniden kurduğu ve bu dolayımda yarattığı kadarıyla bu ilişkiyi kurar. Belgeselin tarihle olan ilişkisi, bir yansıma değil ama bir yaratım temelinde kurulur.

4.

Dolayısıyla, belgeselin esas olarak yaptığı tarihi yazmak değil ama yeniden yazmaktır. Öyleyse, olduğu hâliyle tarihi yazmaktan ziyade, alternatif bir tarihi yazar, ki bu da içerebileceği tüm duygulanımlarla birlikte henüz yazılmamış bir tarihtir. Belgeselin yazacağı bir tarihtir.

5.

Ama belgeselin enformatik olanla, tarihin enformasyona dayalı boyutuyla bir ilişkisi yoktur. Belgesel, bilgiyi işlemez. Bu açıdan, bilgiyle değil ama bilginin sorgulanmasıyla alakalıdır. Yani, bilgiyi, onu üreten koşullarla birlikte sorgular.

6.

Böylelikle, belgesel, tarihi olduğu hâliyle olumlayarak değil ama değilleyerek kendini var eder. Ve yine bu şekilde, tarihsel verinin meşruluğunu da sorgulamış olur. Bu sorguya, verili tarihin dışladığı ve yadsıdığı tarihsellikleri kayda almak da dahildir.

7.

Bu düzeyde tarih, belgesel ile birlikte, sorguya açılabildiği ve üzerine düşünülmek suretiyle yeniden yaratılabildiği ölçüde, kurgusal bir hâle de gelir. Belgesel de, bu bağlamda, kurgusaldır. Yani, verili tarihe dayanmakla, onu yeniden üretmekle ve objektif olmakla derdi yoktur.

8.

Belgeselin yaratmış olduğu gerçeklik, kurgusaldır. Ama bu, onun gerçeklikle hiçbir ilişkisinin olmadığı anlamına da gelmez. Daha ziyade, gerçekliğin tekrar ele alınabilme imkânını sunduğundan, gerçeklikle merkezi olmayan bir ilişki önerir. Bu, belgeselin gerçekliği olduğu kadar, yeniden üretilmiş olduğu kadarıyla da gerçekliğin ta kendisidir.

9.

Buna göre, belgeselin gerçekliği ayıklanmış bir gerçekliktir. Gerçekliğin bütünlüklü bir hâlini değil ama parçalı bir hâlini sunar. Ve dolayısıyla, parçaları ele aldığı, açığa çıkardığı ve yoğunlaştırdığı kadarıyla, tarihsel gerçekliğin bütünlüklü hâlini de yeniden tanımlamış olur. Ona içkin olan muhtemel süreklilikleri veya süreksizlikleri ifşa eder. Bu anlamda belgesel, her zaman politiktir.

10.

Yine bu anlamda belgesel, gerçek olanla programlı ve problematik bir ilişkiyi ön plana çıkartır. Ve hatta, bu ilişkinin ta kendisinin de ürünüdür. Dolayısıyla, gerçekliğin sorunsallaştırılmasının hem nedeni hem de sonucu olabilir.

11.

Belgesel, gerçekliğin bir yansıması değil ama yansımanın bir gerçekliğidir.

Histoire(s) du cinéma,
Jean-Luc Godard, 1989;
8 bölümlü belgeselin
“Seul le cinéma” bölümünden kare,
kaynak:
The Cine-Tourist

belgesel, gerçeklik, Hasan Cem Çal, sinema