Esen Karol, TypeZone:
A Study of Typographic
Experimentation 
[TypeZone: Deneysel Tipografi
Üzerine Bir Araştırma].
Nisan 1993’te
Pratt Institute iletişim tasarımı
yüksek lisans programında
tamamlanmış tezi oluşturan
dört kitap ve tez kapsamında
üretilmiş “ZoneFonts”un
kataloğundan sayfalar.
Fontlara Mektuplar
ZoneFonts:
Abuk Sabuk Fontlarım

Sevgili Ridiculous, Faceless, Infantile, Arrogant, Scandalous ve Distasteful,

Bu mektuba nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Sanırım yazmayı arzu ediyor oluşumun karmaşık gerekçeleri var. Sizinle ilişkim mühim, ama aramızda aşk filan yok hiç şüphesiz. Ne de olsa sizi ben yaptım. Abuk sabuk diye bahsediyorum sizden. Çirkin mi çirkin; uyduruk mu uyduruk şeylersiniz. Standarttan her açıdan sapıyorsunuz, ama yok sizde Template Gothic’teki şahsiyet.

Yüksek lisans tez konumuzu belirlememiz için almamız gereken “Directed Research” dersinde tez konusunda aranan üç özellik olduğu söylenmişti diye hatırlıyorum. Birincisi konunun tazeliği, yani iletişim tasarımı bağlamında az araştırılmış olması; ikincisi mesleğe katkıda bulunması gerekliliği; üçüncüsü ise kişisel olarak bize değen bir konu olması şartıydı. Dersi yürüten Moira Cullen’la hiçbirimiz iyi anlaşamıyor, derste çok zorlanıyorduk. İlk iki meseleyi halletsek de, en kolay görünen kişisellik noktasında onu bir türlü ikna edemiyorduk. Bu durum hepimizi kendi kültürümüze bakmaya zorluyordu, çünkü içimizden bir şey çıkmıyor gibiydi. Ben de bu çaresizlik döneminde tipografi tutkum ve kültürüm/geçmişim filan derken tezimi Alfabe Devrimi üzerine yazabileceğimi düşündüm. Anneannemin mektuplarını okuyamadığımı duyduğunda konuyu fevkalade ilginç bulan Cullen’ı ikna etmeyi de becerdim, ama kendim ikna olmadım. Tasarımla ilişkimi güçlendirecek, bakışımı netleştirecek bir konu değildi.

90’ların başında grafik tasarımda acayip şeyler oluyordu. Bir takım tasarımcılar, başka bir takım tasarımcılar tarafından okunaksız ve çirkin bulunan işler üretmekteydi. Yeni fontlar, hızla dağılıyor; kendilerine pislik, süprüntü, saç kepeği gibi benzetmeler uygun görülüyordu. Yaşananların dijital devrimin sonucu olduğu düşünüldüğü için, hakaretlerin bir kısmı da bilgisayara yönelikti. Olanları anlamak için geçmişe bakmak değil, olanların içinde olmak, tartışmada taraf olmak istiyordum.

Zamanla “okunaklılık savaşları” diye adlandırılan muhteşem kaosun tam göbeğinde, tezimi okunaksızlığın iletişimde pozitif rolü üzerine yazdım sonunda. Cullen’ın bir tür deneysellik araştırması diye kabullenmiş olduğu tez konum, düşüncelerime tek bir noktada bile katılmayan harika tez danışmanım Tony Di Spigna ile yapılan bitimsiz tartışmaların da yardımıyla tarafımı belirlememi sağladı. Ayrıca sahip olduğum dertleri, tasarımın araçlarıyla ifade edebilmenin mümkün olduğuna inancımı artırdı.

Tony Di Spigna’nın, tez önerisi
kitapçığı üzerine aldığı notlara örnek:
“Kurallar şeyleri daha iyi yapmak
için kırılmalı; daha kötü değil!”

Tony Di Spigna’nın, “Directed Research” dersinin sonuç ürünü olan tez önerisi kitapçığım üzerine aldığı notlar genelinde cesaretlendirici olmakla beraber bir hayli de kışkırtıcıydılar. Zuzana Licko’nun “Variex”ini ve Jonathan Barnbrook’un “Exocet”ini iki farklı yaklaşım örneği olarak sunduğum sayfada “a” harfinin aslında nasıl çizilmesi gerektiğini göstermiş ve “Kurallar şeyleri daha iyi yapmak için kırılmalı; daha kötü değil!” yazarak altına imzasını atmıştı. Oysa ben kurallarla didişmenin, sonucu ne olursa olsun iyi bir şey olduğunu düşünüyordum.

Hipotezim okunaklılığın dinamik bir süreç olduğu ve tipografik iletişimin mutlak kuralları olamayacağı yönündeydi. Kurulu düzenin kuralları sorgulanmalıydı, çünkü yaşanılan güne uyarlanmaları gerekiyordu. Okunaklılık, bağlam dışında ele alınabilir bir şey değildi. Tasarımcının ifadeci, kişisel, dekoratif, egosantrik, inovatif, deneysel ve hatta müphem olmaya hakkı vardı —yeter ki uygun bir nedeni olsun.

İşte, ZoneFonts üyeleri, sizler bu tezin argümanı uğruna üretilmiş; gereksizliğinizin iddia edildiği bir dünyada sırf benim ihtiyacım üzerine var olan, şanssız birer garipsiniz. Benim için değerli, dünya içinse bir hiçsiniz.

Tony Di Spigna’ya tez aşamasında
yazılmış ve “Infantile” ile
dizilmiş bir metin.

Elime Fontographer’ın illegal bir kopyası geçer geçmez sen doğdun Infantile [Çocuksu]. Tony’ye yazdıklarıma bakılırsa bir pazartesi sabahı doğmuşsun. Deneysel bir arayışın değil, bir egzersizin ürünüymüşsün. Belli ki, tezi yazmaya daha başlamamışım, ama Tony’e bir fontun mecra olarak kendi mesajının da olması, tasarımcının olanaksız görünmezliği, kaçınılmaz anlam manipülasyonu gibi konularda üç sayfa döşenmişim. Üstelik seninle. Cümleler kendinden çok emin. Tamamı büyük harflerle yazılmış, çünkü uzunca bir metnin yalnızca büyük harflerle dizilemeyeceği kuralını da çiğnemek hoşuma gitmiş. Seni daha başında küçük harflerden yoksun bırakmışım zaten. Zaaflarının, metni güçlendirdiğini düşünmüşüm. Tony gibi, ismi tipografi tarihine çoktan altın harflerle yazılmış, bir üstada seni kullanarak adeta meydan okumuşum. Çalmayı bilmediğim gitarı kapmış, küçük dünyamda sahneye çıkıp içim dışıma çıkana kadar gürültü yapmışım. Benden ancak bu kadar Punk olur. Ama zaten bütün mesele de bu sanırım. Bir gencin içindeki enerjinin dönüşümüne, niye bir font üretim uygulaması araç olmasın?

Sevgili Ridiculous [Gülünç], sen aranızda tek gün görmüş olansın. İstanbul’a Reklamevi’ndeki işime dönmüştüm. Uğurcan Ataoğlu, bir Beymen Academia ilanı üzerinde çalışıyor, ilana font yakıştıramıyordu. O arada imdada yetiştin. Seninle “MoDa her ZaMAn DemOdEdiR.” yazdık. Hem de turuncuyla. Tam senlik bir cümleydi. Senin gibiler o aralar hem modaydı, hem de anında demode. İsmin, “rüküş” olarak da Türkçeleştirilebildiği için, ayrı bir haz duymuştum seni ilanda görmekten. Hangi fontu katlederek yaptım seni acaba? Harfleri oluşturan çizgilerin anchor [kilit] noktalarından birini tutup atınca oluşan bozulmalardan çıktın. Bozulmalar bozanın kontrolünde değil ama, olası bozulmalardan seçim yapmak mümkün. Yani tesadüfen ortaya çıkmış gibi görünsen de, bazı tercihlerin sonucusun. Yaşadığın macera kısa sürdü, ama en azından matbaa, dergi filan görüp az da olsa mürekkep kokusu aldın.

Faceless’tan geriye kalan
iki sayfadan ayrıntı.

Senden özür dilerim Faceless [Suratsız]. Nedense klasöründe bir belge eksik ve artık çalışmıyorsun. ZoneFonts specimen kitabında göründüğün kadarsın. Yani artık bir font değil, bir yüzden ibaretsin. Adınla ters düşen bir kaderin olmuş. Büyük harf gibi çalışan küçük harflerden oluşuyorsun. Sıfırdan çizilmiş gibi bir halin var, ama seriflerini bir başka fonttan koparıp almışım sanırım. Bauhaus tasarımcılarının, dili büyük harflerden kurtarmaya yeltendikleri denemelerden etkilenmiş olsam gerek. Ama nerede o perspektif, nerede o çalışma disiplini…

Tüm problemlerine rağmen en kendine has olan sensin Arrogant [Kibirli]. Tez öncesi yine Tony’den almış olduğum bir tipografi dersinde tasarladığım sanat dergisine “Edge” adını uygun görmüş ve logosu üzerinde hayli çalışmıştım. Tony, Avant Garde dergisini örnek vermiş, logodan yola çıkarak bir yazı tipi tasarlamamı önermişti. Tüm harflerini çizmek ancak tez döneminde mümkün olabildi. Seninle yazılan bazı kelimeler güzel olabiliyor, ama kelimeler çoğaldıkça gücünü kaybediyorsun. Adına belki de bu özelliğin neden oldu: Ne kadar az konuşsan o kadar iyi.

Distasteful [Zevksiz]! Sana söyleyecek sözüm yok. Seninle dizilen bir metin yumuşak bir kalemle özensizce yazılmış gibi duruyor. Unutuldum sanma lütfen, Scandalous [Kepaze]… Harf araların kapalıyken, lekeciklerden oluşuyormuş gibi kelimeler. Daha usta birinin elinden çıkmış olsan yirmi dört yıl beklemezdim seni Suitcase’te aktive etmek için.

Halen işleyen ZoneFonts üyeleri.

Gill Sans’ın tasarımcısı Eric Gill, 1931’de yayınlanan An Essay on Typography kitabında, “Şu anda ne kadar farklı tipte enayi varsa, o kadar da farklı harf varyasyonu var” demiş. 90’lı yıllarda binlerce enayi, Fontographer’ın sağladığı imkânlarla, Eric Gill’i delirtecek kadar çok font üretti. Neville Brody ve Jon Wozencroft “Fuse” başlıklı projeleriyle en deneysel olanları (ya da ünlülerin denemelerini) bir araya getirdi. Emigre okunaksızlık meselesine en kaygısız yaklaşan dökümhane olarak öne çıktı. Yıllar içinde sizin gibilerle doldu taştı DaFont. Herkes, özellikle ‘iyi’ tasarımcılar, çok dalga geçiyor benzerlerinizle. Bence eline geçirecek gitar bulan, onu istediği gibi çalar. Birine anlamsız ses kirliliği gibi gelen şey, bir diğerini hayata bağlayan müzik olabilir.

{Fold içindeki resim: Uğurcan Ataoğlu’nun “Ridiculous”lı Beymen Academia ilanından ayrıntı}

Esen Karol, font, tipografi, Tony Di Spigna