Žižek’in Karekökü

Günlük mesaimin önemli bir kısmı, yaptığım işi ‘halka nasıl anlatacağımı’ düşünmekle geçiyor. Bu meseleyi, geniş düşünürsek, bizim sektörde en iyi yapan insanlardan biri şüphesiz Žižek. Televizyon kanallarında arzıendam ederek, gazetelere makaleler yazarak güncel siyasi meselelere felsefi bir yaklaşım getiriyor. Geçenlerde filozof, Trump üzerine söyledikleri nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu.1 Žižek’in ne söylediğinden ziyade, sonrasında aldığı tepkiler önemli.

Bu durumun iki makul açıklaması var. Bir, Žižek yanılıyor. İki, Žižek’e toplum olarak hazır değiliz. Žižek yanılıyorsa, biz iyi insanlar haklıyız ve böylelikle çoğunluk olarak bu argümanın galibiyiz. Yok, Žižek’i anlayamıyorsak, eh artık bu tez de sıkıcı hâle geldi, kabahat gene Žižek’indir, kendisini ifade edememiştir.

Bu, popülizmdir. Her karmaşık düşüncenin ve uslamlamanın basitçe herkesin anlayacağı bir şekilde anlatılabileceği, bunun yükünün de tez sahibinde olduğu (zira populus’un maazallah çaba sarf etmesi gerekir) iddiası entelektüel popülizmin yeni virüslerinden biridir. Liberal entelektüelliğin hüküm sürdüğü topraklardaysa, aydın ve düşünür olmanın ilk kuralıdır. Fakat bu virüs, anarşist epistemolojinin bilinen (ve en çok yanlış anlaşılan) isimlerine de, örneğin Feyerabend, ucundan ilişmiştir. Bilginin iktidarına karşı çıkmaya çalışırken ipin ucu kaçmıştır.

Ben bu yazıda tam tersini savunacağım. Basitleştirmenin marifet olmadığını, biz fanilerin Žižek’i anlamak için kırk fırın daha ekmek yememiz gerektiğini savunacağım. Bunu da, haşa, Žižekçi olmadan yapacağım.

Hemen teşhisi koyalım. Entelektüel popülizm, sentaktik karmaşıklıkla semantik karmaşıklığı karıştırmaktadır. Diğer bir deyişle, alengirli cümle kurmakla, kimsenin kullanmadığı tuhaf sözcükler seçmekle yaratılan karmaşıklığın, o saçma dille ifade edilen fikrin ‘anlamıyla’ denk olduğunu varsayar. Bunun çözümü için de benzer bir sahtekârlığı önerir. Dili basitleştirince, kavramın da, anlamın da basitleşeceğini ima eder. Sözcüklerdeki anlam katmanlarının bire bir o sözcüklerin ifade ettiği fikirlere de yansıdığını iddia eder. Burada duralım.

Anlam,
aslında
süreçte gizlidir.
Anlam,
kavramların
evriminde
gizlidir.

Bu sorunun şık bir çözümü var. Feyerabend’ı andım, onun arkadaşı Lakatos’u anmasam olmaz. Zira çözüm Lakatos’tan gelecek.2 Entelektüel popülizme kapılmadan karmaşık düşünceleri anlamanın yolu, sloganlaştırılmış fikirlere ve sonuçlara yoğunlaşmak değil, düşüncelerin ortaya çıktığı sürece, o sürecin iniş çıkışlarına, hatta süreçteki yanılmalara ve tökezlemelere odaklanmaktır. Nihayetinde, sicim teorisi3 vahiyle gelmediğine göre, bu teorinin gelişirken, oluşurken takip ettiği yolu ve yöntemleri anlamak, bir paragraflık karmaşık tanım ve açıklamaları ezberlemekten iyidir. Anlam, aslında süreçte gizlidir. Anlam, kavramların evriminde gizlidir.

Epistemik evrimcilik olarak adlandırageldiğim bu yöntemin yaygın olmamasının ilk nedeni olsa olsa tembelliktir. Kim oturup okuyacak sicim teorisine giden yolu, kim oturup okuyacak Kant’ın Hegel’i nasıl etkilediğini? Keza, Žižek’in dile getiregeldiği statükocu politika eleştirisini incelemeden, Trump’ın anti-statükocu olarak yorumlanmasını anlamak da güçtür.

Bizim memleketin entelektüellikle, popülist entelektüelliği karıştırmasının bedeli de bu. Bizden Žižekler çıkmadığı ve çıkmayacağı için, popülist entelektüelleri, gazetecileri, televizyon şeylerini ‘düşünür’ addedegeliyoruz. Yeni fikirler değil, yeni sunumlar ve yeni sözler peşinde koşuyoruz. Daha da beteri evrimciliği, tarihselcilikle karıştırıyoruz. Alengirli cümlelerin derin fikir olduğunu, buna alternatif ortaya sürülen tarihselciliği evrimcilikle bir tutuyoruz.

*

Bir iki biranın dilini çözemeyeceği felsefeci tanımadım. Barlarda akşam olunca, çoğu felsefecinin hayat amaçları paldır küldür söylenegelir. Beni en çok etkileyen, belki de en sık duyduğum bu amaç hep şuydu: “Sadece bir kere yeni bir fikir üretebilmek.” 

Felsefecinin kalitesi, belki Fransız ekolünü kopyalıyorum, bu fikri ifade edebilme kabiliyetinde gizlidir —basitleştirme değil. Kimi filozofların aynı zamanda edebiyatçı olmaları şaşırtıcı değildir. Bu, popülist entelektüelliğin en muhteşem, ama bir o kadar da zor, çözümüdür. Hayalperestçedir.

Elbette, fikirleri ifade etmenin tek mecrası, tek yöntemi edebiyat (ya da sanat) değildir, olmamalıdır. Matematikten fenne başka birçok yöntem kullanılabilir —belki matematiksel felsefenin doğuşunun nedeni de budur.

Demek ki, entelektüel popülizmden kurtulmanın başka bir yöntemi de berraklaştı: Žižekçi düşünceleri anlatmak için, Žižek’in değindiği siyasi analizleri netleştirmek için matematik kullanmanın mümkünatı.

Bu kanıt, işin zor kısmı aslında. Kalan kısmı nispeten kolay, oturup Žižekçi fikirleri matematiksel formüllerle yazmak.

Bunu nasıl yapacağımı bilsem, size yapın demezdim.

1. Örnek bir video: “Žižek: Electing Trump will ‘shake up’ the system”.

2. Imre Lakatos, Kanıtlar ve Çürütmeler, çeviri: Can Başkent, Nesin Yayınevi, 2014. 

3. String theory’ye bulunabilecek en saçma Türkçe isim bu olsa gerek.


{Fold içindeki fotoğraf: Bayes teoreminden ayrıntı, Matt Buck (CC BY-SA 2.0)}

anarşizm, Can Başkent, Imre Lakatos, popülizm, Slavoj Žižek