Zamanı Zıvanadan
Çıkarmaya Çağrı
Andrew Culp’ın Dark Deleuze başlıklı küçük kitabı üzerine

Dark Deleuze (Minnesota University Press, 2016) adlı kitabının giriş bölümünde, hızlı bir çeviriyle, şöyle yazıyor Andrew Culp:

« … 1991 yılında Demir Perde çöker ve ilk ticari internet servis sağlayıcıları çevrimiçi olurken, içinde yaşadıkları çağa methiye düzmeyi reddeden Deleuze ve Guattari, hayati önemde bir açıklama yaptı: ‘İletişim eksiğimiz yok. Tersine, çok fazla iletişim içindeyiz… …An’a direncimiz eksik.’

Dark Deleuze’ün dolaysız hedefi, insanlar ve eşyaların sayısal teknoloji aracılığıyla artan entegrasyonuna verilen isim olan, bağlantısallık. Bağlantı gurusu ve Google CEO’su Eric Schmidt, geçenlerde Dünya Ekonomik Forumu’nda, internetin —varlığımızın ayrılmaz parçası haline gelerek— kaybolmakta olduğunu açıkladı: İnternet, her an insan varlığının bir parçası olacak. İddia kuşku uyandırmalı. Fütürologların sözlerini kelimesi kelimesine almamalı —teknoloji de, diğer tüm gelişmeler gibi, kompozit [bileşik] ve düzensiz ilerlemeler ile hareket eder. Ne var ki, Schmidt’in iddialarının arkasındaki sayılar tartışmasızdır. Önümüzdeki on yıl içinde, beş milyar insanın internete katılması bekleniyor ve “şeylerin interneti” denen durum bireysel kullanıcıları, çevrimiçi olabilen son derece değişik türlerde aracı gündelik hayatlarına entegre etmeye motive ediyor. Schmidt’in rüyalarını tamamen gerçekleştirmese bile, Google’ın eşyaları ve yaşayanları yönetmesine imkân sağlayacak malzemeyi onlar sağlayacak.

Bağlantısallık olgusu, birçok geleneksel kaygıyı da ortaya çıkardı. Bunların hemen hepsi, ahlaki uyarının muhafazakâr sesini kullanır. Bir grup ‘ağ eleştirmeni’, teknolojinin bizim onun etkilerini anlamamızdan çok daha hızlı geliştiği konusunda uyarılarda bulunur. Popüler medya, kolektif bilinçaltının bu büyük ekranı, başıboş teknolojiye ilişkin korkular üretir… …Teknolojisiz hayatı romantize eden, o bildik evde üretim nosyonu ise, sosyal medya diyetinin nasıl uygulanabileceğine ilişkin fikirler ortaya atarak ‘cep telefonunun bizi tembelleştirdiğini’ öne sürüyor. Bernard Stiegler gibi kimi felsefeciler, teknolojinin en değerli ‘içimizi’ çaldığını iddia ediyorlar. Bütün bu iddiaların ardında, köklerimize geri dönme dürtüsü saklanıyor.

Teknolojiye yönelik ‘çılgın bilim insanı’ eleştirisi, asıl meseleyi kaçırır. Sorun, miyop teknisyenlerin sonuçlarını düşünmeden teknik buluşları umarsızca kovalamış olmaları değildir (‘—onları mazur görün, çünkü ne yaptıklarını bilmezler’, diyor Źiźek). Öyle olsaydı, küçük bir doz ideoloji eleştirisi, böylesi bir cehaletin ilacı olmaya yeterdi. İkinci bir seçenek, teknolojinin insanın onu yönetme kapasitesini aşmamış olmasıdır —başka hiçbir şey değilse, en azından Foucault’nun kavrayışı (sınırlılık analizi, biyoiktidar) insanlığın kendi geleceğini her zamankinden daha fazla etkilediğini görmemizi sağlar. Sorun, ne yaptıklarını mükemmel olarak bilmeleridir, ne var ki, yine de yapmaya devam ederler!

Felsefi olarak, bağlantısallık dünya inşa etmeye dairdir. Bağlantısallığın amacı, herkesi ve her şeyi tek bir dünyanın parçası yapmaktır. Böyle bir dünyanın savunusu yeterince erdemli ve etkilidir —Kantçı kozmopolitizm sonsuz barış arzular, Marxçı evrenselcilik kuram ve pratik bütünlüğünü talep eder, ve Habermas da hepimizin büyük ve tek bir sohbetin parçası olmamızı isterdi. Ne var ki, bağlantısallık bugün daha çok, Deleuze’ün ‘teknoloji teknik olmaktan önce toplumsaldır’ argümanının öneminin ayaklı örneği, Google fikirler direktörü Jared Cohen gibi insanlar tarafından belirleniyor. Karşı terörizm uzmanı olarak eğitilmiş Cohen’i Google, Bush yönetiminin ‘diplomatik araç kutusuna’ sosyal medyayı eklemeye Condoleezza Rice’ı ikna ettiği, Birleşik Devletler dışişleri bakanlığından transfer etti. Google CEO’su Schmidt ile birlikte yazdığı bir jeopolitik manifesto olan The New Digital Age’te Cohen, Google’ın Birleşik Devletler yönetiminin çıkarlarını içeride ve dışarıda genişletmeye yönelik derin özlemini açıklar. Merkezi araçları mı nedir? Bağlantısallık.

Bağlantısallık kutsal mantraya döndüğünde, etkilerini her yerde görebilirsiniz. İş arayanlara, mutlaka web’de var olmaları gerektiği söyleniyor (‘Özgeçmişiniz yeni iş için bir görüşme ayarlamanıza yardımcı olabilir, oysa tamamen optimize edilmiş bir LinkedIn profili ise daha fazla iş, daha fazla bağlantı ve yüksek profesyonel bilinirlik sağlar!’). Yatay hiyerarşiler, iş idaresi için olumlu bir özellik olarak pazarlanır (‘İktidar düşeydir; potansiyel ise yatay!’). Sayısal içerik tufanı ise, sadece eşitsiz erişim ile önü kesilen, dünyanın en büyük kaynağı muamelesi görür (‘Enformasyon özgür olmak ister!’). Gerçekten kulağa geldiği kadar yoldan çıkmış birçok Deleuzecü de, bu sloganları motive eden kavramları hâlâ destekler: çapraz çizgiler, rizomatik bağlantılar, kompozisyonel ağlar, karmaşık asamblajlar, afektif deneyimler, ve sihirli nesneler. Deleuze’ün, Kaliforniya Budizminin aydınlatmayan ışığına benzemiş olmasına şaşacak bir şey kalmadı —birçokları onun olağanüstü şiddetli ve haşin felsefesini, farklılıkların karşılıklı kabulüne, bütünleşik dünyada karşılaşmalara açıklığa ya da sinerji ile kapasite artırımına indirgedi.

Mesele, burayı
terk etmek değil,
ama onu sökmek,
içeriden yemek
—bu dünyadan olabiliriz,
ama kesinlikle
onun için değiliz.

Dark Deleuze, hülyalara dalmak yerine, idollerimizi öldürmeyi talep ediyor. Deleuze ve Guattari’nin şizoanalizinde olduğu gibi, yapılacak ilk iş olumsuzdur, ‘eksiksiz bir kürtaj’… …Daha mütevazı bir biçimde söylemek gerekirse, ilk adım bağlantılar hakkındaki başıboş iyimserliğin başarısız olduğunu kabul etmektir. Geçici otonom bölgeler, özel ekonomik bölgeler oldu. Bağlantısalcılığın maddi sonuçları açık: teşhir terörü, iktidarın difüzyonu, ve aşırı enformasyon doygunluğu. Baştan çıkarıcı bir sonraki hamle Deleuzecü bağlantısalcıları, ‘zamanın gerisine’ düşmekle itham etmek, onları radikal düşüncelerinin ana akım tarafından yutulduğunu fark edememekle eleştirmek olurdu. Ne var ki, böyle bir suçlama sadece daha ‘zamanında’, çağına uygun bir müdahaleye zemin hazırlamaktan başka bir şey olmaz. Dark Deleuze, bir kâhin, bir guru ya da ‘tam zamanında’ ortaya çıkan, çağına uygun bir siyasi propaganda olmak istemiyor. Bir proje olarak, tam tersine, Deleuze’ün sözünü ettiği devreyi yaymak, döngüyü kapatmak yerine kırmayı hedefleyen, zamanı ile uyumsuz iletişimsizlik gözenekleri/boşlukları yaratmayı hedefliyor. Mesele, burayı terk etmek değil, ama onu sökmek, içeriden yemek —bu dünyadan olabiliriz, ama kesinlikle onun için değiliz. Böylesi bir zincirlerinden boşalma, bir mesafedir. Ve mesafe, gözden düşen eski dünyadan birçok dünyaya karanlık ‘düşüş’ ile başlayan şeydir. »

Düşünce pratiğini, kendisinden önceki düşünürlerden “hilkat garibeleri” peydahlamak olarak tanımlayan ve bu eyleme “lekesiz doğuş” adını veren Deleuze’ün, şirket CEO’larının, siyasetçilerin, generallerin, reklamcıların, ağ toplumu gurularının, aktivistlerin, sanatçıların, tasarımcıların, mimarların ve en çok akademisyenlerin elinde dünyayı olduğu haliyle olumlayan zararsız ihtiyar bir bilgeye dönüştürüldüğü günümüz ağ toplumunda Andrew Culp’ın Dark Deleuze isimli küçük kitabı zamanı zıvanadan çıkarmaya, “düşüşe” bir çağrı.

Andrew Culp, bağlantısallık, internet, kitap, mr. tanju, şeylerin interneti, teknoloji