STIK, “Big Mother” ve
serinin altıncı kitabı
Cin Ali Okula Başlıyor’dan
bir resim. STIK’in yıkımı
kararlaştırılmış bir toplu konut
bloğunun sağır cephesine yaptığı
bu iş etrafında peyda olan
lüks konut projelerine bakan
bekâr anne ve bebeğini resmediyor.
Cin Ali mutlu ailesiyle,
güzel şehirlerinde yaz gezmesinde
(kolaj: Ersin Altın)
Yanılsama ve Gerçeklik:
STIK’in
Cin Ali ile İmtihanı

STIK bir sokak sanatçısı. Londra’nın East End’inden. East End, Canary Wharf’tan, Millenium Dome ve Olympic Park’a, tüm hızıyla devam eden, mutenalaşmaya karşın tüm İngiltere’deki en dramatik yoksulluk hallerini, en radikal politik motifleri, en acımasız suç biçimlerini, en azılı kentsel problemleri halen içinde barındırıyor.1 STIK kendini burada var ediyor: 2000’li yılların başlarından itibaren terk edilmiş evleri işgalden sokakta yatmaya, evsizliğin tüm biçimlerini deneyimliyor. Çoğu sokak sanatçısı gibi kendini illegalin sınırlarında, protest bir altkültürün mensubu olarak konumlandırıyor. Aktivist gruplarla takılıyor, orada abi/ablaları tarafından eğitiliyor, “mücadele, direniş, dayanışma gibi kavramlarla tanışıyor.”2 Kendine seçtiği STIK ismi bu dönemde altı çizgi ve iki noktayla ürettiği çöp insan figürlerinden geliyor. Kendisine sorarsanız, çöp figürler sanatsal bir tercihten ziyade var olma mücadelesi. Çünkü sanatçı için “sadece altı çizgi ve iki nokta kullanmak sokakta yakalanmadan insan figürü çizmenin en hızlı yolu.”

Bir tarafta neredeyse Londra’yı Londra yapan her şey, belki de kentin kurgusal vitrini West End, diğer tarafta onun adeta temel karşıtı East End. STIK’in çöp adamları ikincide doğuyor. Hem de hangi ucun (East ya da West) kentin daha gerçek halini gösterdiğinin gitgide belirsizleştiği ve sürekli yer değiştirdiği ama tam da kimilerine kente dair o çok bilindik imgelerin sıradanlaşıp sıkıcı gelmeye başladığı, göz ardı edilmiş olanın yeni eğlence ve tüketim örüntülerinin içine çekildiği tuhaf bir dönemeçte, feleğin çemberinden geçerek. STIK sonraları kimliğini de bu doğrultuda kurguluyor: Hem Banksy ve diğerleri gibi “cool” bir anonimlik peşinde, hem de hazır şöhret olmuşken tadını çıkarmaktan da vazgeçmiyor görünüyor.3

STIK’e göre yaptığı resimler yaşadığı “mahalledeki süregiden mutenalaşma ve hükümetin yaptığı kesintiler nedeniyle karşı karşıya kaldıkları evlerini kaybetme tehlikesiyle mücadele eden insanların hikâyelerini anlatıyor.” Bir anlamda bir tuval olarak kullandığı binaları “insanileştiriyor ve onların etrafındaki sorunlara dikkat çekmeyi” amaçlıyor. Ona göre sanatının yüzde doksan beşi zaten sokağın ta kendisi.

Daha sonra bahtı açılıyor, artık ona yeni Banksy diyorlar. İşleri Elton John, Bono, Brian May gibi ünlü adlar tarafından satın alınmaya başlıyor. Dünyanın en büyük sanat müzayede şirketlerinden Christie’s resimlerinden birini 6.000 poundun üzerinde bir fiyata satıyor. Uluslararası alanda tanınmaya başlıyor ve dünyanın değişik kentlerinden davetler alıyor.

STIK’e göre çöp adamlar ezilenlerin simgesi olarak kalmaya devam ediyor. Ona göre sanatındaki insanları bir araya getiren faktör, onu yıllar önce sokaklarda resim yapmaya iten umut hissi: “Bu belki de figürlerin basitliğinden kaynaklanıyor, altı çizgi ve iki nokta, gelmiş geçmiş herkes, her cinsten, ırktan, milletten insana hitap ediyor.”4

STIK geldiği yeri unutmuyor, sanatını onu var eden insanlara adıyor ve “toplum” sanatının merkez teması oluyor. Örneğin 2013 yılında Big Issue gazetesine, yalnızca Big Issue bayilerinde satılmak üzere üretimini tümüyle kendi finanse ettiği 75.000 poster bağışlıyor.5 STIK’in çöp adamları dünyanın başka bölgelerindeki toplumsal, çevresel, kültürel sorunlarla mücadele eden insanlara destek olmayı da hedefliyor. Amerika’daki sivil hak hareketleri, Norveç’teki yenilenebilir enerji, Japonya’daki geri dönüşüm sorunları ve yine İngiltere’deki konut krizi bunlardan bazıları.

Neden olmasın? Her ne kadar duygularımızı ifade görevi artık emojilerin sorumluluğuna geçmiş olsa da, çöp adamlar uzun süredir insanoğlunun hayatında: Petrogliflerden, logografik işaretlere, mobilya montaj çizimlerinden, piktogramlara pek çok yerde karşımıza çıkıyor.6 Üstlendiği bir iletişim misyonunun varlığı şüphe götürmeyen çöp adamlar, farklı diller konuşan farklı kültürlerden insanların duygu ve acılarına niçin tercüman olmasın?

Bu fazlasıyla merak celbeden soruyu yanıtlayabilmek için STIK’in çöp figürlerini —yaşadığı tüm zorluk ve sıkıntılara karşın geldiği yeri unutmayan vefakârlığının aşinalığından da aldığım cesaretle— bir başka tanıdık çöp adam Cin Ali’nin yaşamına sokmaya karar verdim.

STIK’in figürleri (kolunu kaldıran
2013 tarihli Liberty) Cin Ali’nin parkında.
Cin Ali Çocuk Bahçesinde,
no: 8, s. 16. (kolaj: Ersin Altın)

Cin Ali, belli bir dönem Türkiye’sinde doğanların bilinçaltında hafifsenemeyecek etkiye sahip bir karakter. İlkokul çağında bir erkek çocuğu. Akranları 1. sınıf öğrencilerinin kolayca okuyabilmeleri için öğretmen Rasim Kaygusuz tarafından on kitap olarak yazılmış, Selçuk Seymen tarafından resimlenmiş, 1973 tarihli bir kararla okullara tavsiye edilmiş.7 O dönemden itibaren, aralıklarla da olsa, ilkokul müfredatında kullanılmış.

Adını bilmediğimiz, fakat Anadolu’da küçük bir şehirde yaşadığını tahmin edebileceğimiz Cin Ali’nin babasının bir dairede çalıştığından bahsedilir. Olasılıkla memurdur, annesi ise ev hanımı: Anadolu’da, üç çocuklu, orta gelirli bir memur ailesi. Yine de, baba oğluna daha ilk kitapta bir at, ikinci kitapta bir top alır.8 Dayı bir topaç hediye eder, halası bir —kara gözlü— kuzu getirir, teyzesi sık sık ziyaret eder. Ali, teyze çocuklarıyla parka, ailesiyle sirke gider. Cin Ali’nin iki kız kardeşi vardır. Küçük kardeş Suna, hemen her macerada Cin Ali’ye eşlik etse de, ablasının adını neredeyse hiç bilmeyiz.9

Cin Ali, adının ima ettiği gibi cinlik peşinde pek —hatta hiç— koşmaz, kendisine söyleneni sorgulamadan yerine getirmeye meyillidir: “Cin Ali terbiyeli, çok da akıllı bir çocuktur. Annesini, babasını hiç üzmez. Onlar ne derlerse, onu yapar.”10

Cin Ali halasının,
halasının oğlu Ömer de
Ali’nin annesinin elini öpüyor;
STIK’in “aşık” çifti onları izliyor.
STIK,
A Couple Hold Hands in the Street,
Brick Lane Camisi yakınları,
Tower Hamlets, Londra, 2010.
(kolaj: Ersin Altın)

Cin Ali gerçek bir karakter olsaydı bugün, hızlı bir hesapla, 50 yaşında olurdu. Yine de, tuhaf biçimde Cin Ali’nin hayatındaki pek çok motif, en azından onun etrafında biçimlendirilmiş hayırlı evlat tarifi, bugünün Türkiye’sine tuhaf gelmeyecek türden. Ali’nin ailesi, akrabaları, öğretmeni ve arkadaşlarıyla ilişkisi, denileni güzelce yerine getirmesi, en ufak bir huysuzluk veya yaramazlık yapmaması bugün dahi çoğunluğun iyi çocuk tarifine uyuyor. Yine de, Cin Ali bugün yazılmış olsaydı, muhtemelen büyüyünce Atatürk olmak istemeyecekti ama kırda yaptığı piknikten sonra çöplerini çevreyi korumak adına yakıp yakmayacağını kestirmek cidden güç.11 Muhtemelen yine aynı biçimde, Ali için homojen bir çevre tahayyül edilecekti, belki okulunun adı farklı olacak, ama yine de Ali annesi, babası, akrabalarından farklı olmayan, aynı dinden, aynı dili konuşan insanların arasında büyüyecek, bunu bir fazilet olarak görecekti. Yine belki hayatında karşılaştığı en ilginç şey bir insanı tıraş eden fil olacak, yaşadığı şehrinden pek ayrılmadığı halde cennette yaşadığını düşünecek, iyiyi, doğruyu kendiliğinden bilecek, büyük resmi görecekti.

Cin Ali serisi 2013 yılında yeniden yayınlandı.12 Peki, STIK’in çöp figürleri hazır o yıllarda diller/kültürler üstü bir dayanışmanın sembolü olmaya başlamışken, Cin Ali’nin dünyasına girebilirler miydi? Yanıt evetse, Cin Ali ve etrafındakiler için ne ifade ederdi?

Sonuç herhalde çok pırıltılı olmazdı. STIK’in figürleri Cin Ali’nin dünyasında var olabilecekmiş gibi durmuyor. Üstelik bu uyumsuzluk, sanatsal kaygıların, dolayısıyla grafik ifadelerin farklılığıyla açıklanacak kadar da basit görünmüyor. Bir kere STIK’in figürü, kadın mı erkek mi belli değil. Çizgi halleriyle bile karakterlerin cinsiyetlerini bas bas bağırdığı, cinsiyetleri üzerinden tanımlanan rollerle anlatıya dahil oldukları Cin Ali dünyasında, “özellikle” cinsiyetsiz tasarlanmış bu figürler, en kibar ifadeyle eğretiler. Ağızları, burunları yok, gülmüyorlar, ağlamıyorlar da, ama endişeli ve sıkıntılı görünüyorlar. Belki de Suriyeliler. Ne olursa olsunlar, pek tekin değiller ve memleketin huzurunu bozuyorlar. Ailece, şehirde akşam gezisine çıktıklarında, Cin Aliler yine “bunlardan birilerine” rastlarlar. Nereden çıktı yine bunlar diye düşünürler, oysa ki onlarsız ne güzel hayatları vardır. “Ülkemiz üzerinde oynanan kara oyunlar” der baba içinden, “demokrasi gelse de herkes aynı olsa.”

1. Ezgi Tuncer kentsel dönüşümü yemek kültüründeki değişim üzerinden okumayı hedefleyen araştırma dizisinin harika giriş yazısında East End’deki hızlı hipsterlaşmaya ve onun tetiklediği sosyal reaksiyona değiniyor. Hem de tam burada, Manifold’da.

2. STIK, Stik, New Yok: Penguin Books, 2016.

3. Sıkça röportaj yapıp, kitabı için imza günü düzenleyip, sosyal sanat projelerinde çocuklara grafiti dersleri verse de, anonim kalmayı tercih ediyor. Bunu da, büyükçe sayılabilecek bir siyah gözlük takarak başarıyor! Bir nevi Ayna grubundan Cemil. Aslında sokak sanatı artık o kadar illegal, o kadar sistem dışı değil ki, gizli ya da anonim kimlik (ki zaten STIK için de gizli değil) bir imaj çalışması gibi duruyor. Kendisinin farkındalıkla dile getirdiği gibi “I’m no Scarlet Pimpernel.”

4. STIK, Stik, New Yok: Penguin Books, 2016.

5. Big Issue yalnızca evsiz ve uzun süredir işsiz olan insanlar tarafından satılabiliyor. Gazete evsizlere ve ihtiyacı olanlara kazanç sağlayabilmek adına bir sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçmiş. Sanatçı tarafından imzalanmış ve dört faklı zemin rengiyle basılmış posterler ihtiyacı olanlara maddi yardımın yanı sıra kent sakinlerini evsizlerle etkileşime cesaretlendirme amacını güdüyor.

6. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ohio eyaletinde, Leo kasabası yakılarında bulunan 900-1500 yıllarına tarihlenen petroglifler bilinen en eski çöp adam çizimlerinden. Diğer taraftan, Otl Aicher’in 1972 Münih Olimpiyatları için geliştirdiği ikonik piktogramları çöp figürlerin yaygınlıkla kullanılmalarının önünü açan tasarımlardan.

7. Hikâyeler basitten karmaşığa doğru ilerliyor ve kelimeler görsel hafızada yer etmeleri amacıyla metin içerisinde pek çok kez tekrarlanıyor. Bu nedenle, henüz ilkokul çağındayken bile matrak gelen, fakat zihinden de çıkmayan bir anlatıya sahipti ve kısa sürede günlük dile yerleşmişti, tıpkı Türkiye’de büyürken duyduğumuz, bitimsizce tekrar edilen, bizim de üretimine katkıda bulunduğumuz binlerce “geyik” gibi.

8. Özellikle ilk kitaplarda tek heceli al, at, tut, top gibi kelimeler seçilmiş olması, olasılıkla okumayı basit kelimelerden başlayarak öğretme amaçlı. Yine de, iyi çocuk olma karşılığında bilinçaltı bir ödül vaadinin varlığı da iddia edilebilir.

9. Ablanın adı Selma’dır. Sekizinci kitapta adı, son derece belirsiz biçimde, Cin Ali’nin teyzesi tarafından söylenir. Görevi çocukları çocuk bahçesine götürmektir. Bunun yanı sıra, genelde annesine ev işlerinde yardımcı olurken anlatıya dahil olur.

10. Cin Ali Okula Başlıyor, no: 6, s. 8.

11. Okul müdürü Osman Bey Ali’ye büyüyünce ne olacağını sorar. Cin Ali “ben büyüyüp Atatürk olacağım” der, Cin Ali Okula Başlıyor, no: 6, s. 14. Maalesef çöp yakma konusu şaka ya da ironi değil. Okul olarak gittikleri kırlık alanda piknikten sonra öğrenciler çöplerini toplayıp yakarlar, Cin Ali Kır Gezisinde, no: 10, s. 12.

12. Teşekkürler Burak.

altkültür, Cin Ali, çöp adam, Ersin Altın, grafiti, hipster, mutenalaştırma, STIK, şehir