Mor sokak fili 
- Malzemesi: Kumaş 
- Geldiği yer: Sokak tezgâhı,
Oaxaca, Meksika 
Hasır desenli sokak fili 
- Malzemesi: Kumaş 
- Geldiği yer: Sokak tezgâhı,
Oaxaca, Meksika 
Alebrijes fili
- Malzemesi: Ahşap 
- Geldiği yer: Oaxaca, Meksika
Fil Hafızası
Sokak Filleri

Bazı toplumlar hatırlamak ister. Biz ise, daha çok unutmaya meyilliyiz. Can acıtıcı olaylardan, kayıplardan sonra hafızamızı da bilerek isteyerek yok ediyoruz. Devletin sanata karşı bu kadar düşmanca duruşu da bu yüzden olsa gerek. Bir toplumun hafızasının diri tutulabilmesi için en büyük yardımcı, elbette ki sanat aracılığıyla olanı biteni kaydetmek; ‘hatıralar ve unutmalarla yazmak’.

Dünyanın her yerinde asırlardır, insanlar acılarını ağıtlarla, efsanelerle, şiirlerle, resimlerle, heykellerle dile getirmişler, hatırlanır kılmışlar; hatırlayalım da tekrarlanmasına izin vermeyelim diye. Önüne geçilemeyen felaketlere, haksızlıklara isyan etmek için atılan çığlıklar, gelecek nesillerin hafızası olmuş. Guernica, Vietnam Anıtı, The Fields of Athenry, Memleketimden İnsan Manzaraları ve daha niceleri, aslında hepsi bütün insanlığa seslenen birer tarih dersi.

Toplumsal hafızanın sanatla kaydedilmesinin birçok örneğini Meksika’da da görebiliyor insan. Mexico City, yani D.F.’in [Distrito Federal] en merkezi noktalarından birinde yer alan Museo Memoria y Tolerancia [Hafıza ve Tolerans Müzesi] yanında, sokaklardaki politik grafitiler ötesindeki kalıcı dev duvar resimleri, şehrin her noktasında hafıza tazeleyecek bir başka fırsat yaratıyor.

Rivera, Siqueiros ve Orozco, Meksika’nın los tres grandes ismiyle bilinen büyük duvar ressamları. 20. yüzyıl başında yaşanan Meksika Devrimi sonrasında, toplumsal eğitim projesi kapsamında özellikle başkenti muazzam duvar resimleriyle donatıyorlar. Palacio Nacional de Mexico’nun merdivenlerinde yer alan ve katlar boyunca Meksika’nın kanlı tarihini anlatan duvar resmi, bu örneklerden biri. Sıradan insanların çağlar boyunca, işgalciler, iktidardaki güç sahipleri, din ve devlet tarafından sömürülüşünü anlatıyor. Unutulup gidecek, eğilip bükülecek vahşi bir tarihi, günlük hayatın içinde tutuyor. Büyülenmiş şekilde seyrederken insanın paldır küldür merdivenlerden yuvarlanması işten değil.

Zaten Meksika’da sanat gündelik hayatın içinde. Başkentte farklı mimarilere ve özenle bir araya getirilmiş koleksiyonlara sahip çağdaş sanat müzeleri yanında, renk, ses ve tat cümbüşü her yerde. Bu, metrosundan sofrasına, giysilerden mimarisine kadar rengârenk olan şehirden çıkarken, yol kenarındaki yamaçlara yığılmış gecekondular ise, inadına tozla kaplanmış bir renksizlikle tezat yaratıyor. Çöl ortasındaki görkemli Aztek tapınakları gibi. Acı biberle çikolata sosunu buluşturup tadına doyulmaz lezzetler yaratan, ölüm için en renkli şenlikleri düzenleyen bir toplumda tezatlara şaşmamalı.

Meksika sanatının zirve noktalarından kabul ettiğim, Oaxaca çevresinde yapılan ve alebrijes denilen ahşap oyma gerçeküstü yaratık heykelleri, hayalle gerçek, ölümle hayat arasındaki çizgide duruyorlar. Bu heykeller arasında bir fil bulma şansım oldu. Diğer alebrijes örnekleri arasında, diğerlerinin psychedelic çılgınlığından biraz uzak, bildiğimiz gerçek file benzediği için oldukça sıradan sayılmakla birlikte, başka fillere göre fark edilir olduğunu söyleyebilirim. Fakat Meksika ziyaretinin daha da güzel filli tesadüfü, sokakta yerlere serilmiş tezgâhlardan birinde, ayağımın dibinde duran iki el yapımı kumaş fille göz göze gelmekti. Böylece benim için Oaxaca’nın o eşsiz sokak deneyimi taçlanmış oldu.

Oaxaca’da, her Latin Amerika şehrinde olduğu gibi, ortalık yerde bir meydan var. Zócalo adı verilen bu meydan, seyyar satıcılara, protesto gösterilerine, müzikli aile margarita bahçelerine, her nevi kutlama ve törene ev sahipliği yapıyor. Bizim orada olduğumuz Noel dönemi, turptan inanılmaz heykeller sergilenen geleneksel la Noche de Rábanos yarışmasıyla, gecesiyle, gündüzüyle bir başka şenlikli idi. Noel gecesi şehirdeki her kilisenin —ayrı ayrı mizansenlerle, el emeği göz nuru hazırladığı— monos de calenda denen üç metre boyundaki dev kuklalarla şarkılar ve danslar eşliğinde yaptığı geçit töreni, gerçek anlamda bir festivaldi. Meksikalı kızların kalın örgülü simsiyah saçlarının canlılığı ve rengârenk elbiselerinin neşesi ile çoluk çocuk heyecanla takip edilen amatör ve ama aynı zamanda mükemmel havai fişek gösterisinin coşkusu, gelmekte olan senenin iyi bir sene olacağına dair umut veriyordu.

Ama en müthişi, bu törenin gece saatler ilerleyip alkol tüketimi de arttıkça şehrin sokaklarına dağılması oldu. Her köşeden farklı bir dev kuklalı grubun gözüküp, dans ede ede başka bir köşeden yok olması, farklı grupların yolda tesadüfen karşılaşıp, bir müddet beraber yola devam etmeleri, sonra sallana sallana kendi yollarına gitmeleri; kısaca gece boyu sarhoş dev kuklaların kutlamalara darmadağınık şekilde zil zurna devam etmesi muhteşemdi.

Bu şamata sonrasında bize düşen; bir aile margarita bahçesinde oturup, dizi dizi ampullerle çevrili küçük sahnedeki briyantinli saçlı şarkıcının hüzünlü şarkılarını dinlemek oldu. Hüzünden kaçış yok, vahşet ve tutku buralarda da bir arada. Yan masadaki yaşlı teyzeler grubu peçetelere istek parçası yazıp yollarken, saat gecenin üçü gibiydi.

Fil Hafızası, hafıza, İpek Yürekli, Mexico City, Oaxaca