(fotoğraf: Victor Habchy,
“Run boy run.”)
Sistem Kendisini
İmha Ediyor!

Blok-zinciri teknolojisi ile gelen yeni değişiklikleri Manifold’daki yazılarımda anlatmaya çalışıyorum, bu üçüncü yazıda blok-zinciri değişimi nasıl olacak, ona biraz değinmek istiyorum: Göreceksiniz ki, yeni bir toplum yapısı kapımızı çalarken, eski düzen ona kendisini imha ederek yardım ediyor.

Tarihin öylesine bir kırılma anına gözlemcilik ediyoruz ki, keşke Zapata’lar, Zapatistalar, ve tüm ölü Kızılderililer, eşitlik isteyip bu uğurda ölmüş tüm devrimciler mezarlarından kalkıp gelselerdi ve şu gördüğümü görselerdi, zevkten gülmekten bir hal olurlardı. Artık savaşlara, ayaklanmalara, occupylara, toplumları eğitmeye filan gerek kalmamış, gelin mezarlarımıza huzur içinde geri dönelim derlerdi.

Merkezi bir modelde çalışan eski model, ister adına ‘kapitalizm’ deyin ister ‘neoliberalizm’ veya daha moda olup meseleyi tam anlatmayan tabirle inequality [eşitsizlik]; şu anda içinde yaşadığımız toplumsal düzen bize belli tür ilişkileri dayatıyor ve merkez bizi kontrolünde tutuyor.

Örneğin, şehirlerdeki insanların iş hayatı genellikle küresel bir şirketin yönlendirdiği, sürekli artan bir kâr realizasyonu beklentisinde olan yapıların ya içinde ya da onlara servis veren yerel uzantıları içinde geçiyor. Türkiye’de de, 1980’lerden bu yana toplumsal yapı acı bir neoliberalizm deneyiminden geçmekte. Köyden kente göç konusuna girmeden, sadece kentte yaşayanlara bakmam kâfi olacak.

Dönem, bizde ‘Özal’lı yıllar’ denilen ve Batı dışında kalan tüm ülkelere vahşi kapitalizmi sokmak üzere dünya milletlerinin sıra ile tornaya takıldığı yıllar. Tornacıbaşımız Turgut Özal Bey’in çabalarıyla ve yine aynı zatın meşhur “benim memurum işini bilir” söylemiyle Türkiye, 400 yıllık ömründe görmediği türden bir ahlaksızlığın hâkim olduğu, ot bitmeyen, susuz bir çöle ve o çölün fırtınasının ortasına sürükleniverdi.

Bizim nesil, bu ortama “çok para kazanacağız” diye girdikten ve heyecanla bir on yıl içinde debelendikten sonra, 2000’lerden itibaren, sosyal ve kültürel olarak ait olmadıkları, tanımadıkları bu kapitalizm çölünden ve onun neoliberal kum fırtınasından kaçıp kurtulmak için yollar aramaya başladılar. Ondan sonra gelsin yoga, gelsin reiki, gelsin organik hayat arayışı ve ne acı ki gelsin anti-depresanlar. Kulaklarını, ciğerlerini, ceplerini dolduran o lanet yapışkan, pis kumdan temizlenip arınmak için yapmadıkları kalmadı, ama nafile. Pis çöl ve onun ahlaksız kum fırtınası, tüm dünyayı ve ülkemizi sarmıştı.

Bu fırtınanın en yıkıcı zamanlarını, otuz bir yaşımda üniversiteyi bıraktıktan sonra yeniden katıldığım iş hayatında çok yakından gözlemlemiştim. O pis ve kasvetli çölün içinden, oralarda hayatını kazanmaya çalışan zavallı insanların arasından gezgin bir bisikletçi gibi, olan biteni izleyerek ama aralarına girmeden, onlara karışmadan geçtim.

Ahlaksız fırtınanın kenarından geçmekteyken, birkaç çöl tilkisi benden tavsiyelerini esirgemedi: Rüşvet vermediğim için, ortama uyum sağlamadığım için ‘başarılı’ bir iş adamı olamayacağımı, asla ‘hakiki’ para kazanamayacağımı bana anlattılar. Hatta beni karşısına alıp, beni bu aptallığımdan uyandırmak için silkeleyen abilerim bile oldu.

Tüm o çöl insanları benim kendilerinden olmadığımı anladıkları anda, “rasyonel değil bu herif, deli bu, buna dikkat edin”, “çılgın bir maceracı” diye bağırmaya, kendi arkadaşlarını uyarmaya çalışıyorlardı.

Blok-zinciri Toplumuna Dönüşüm Kaçınılmaz!

Çöle benzettiğim şu neoliberal kaosun içinden geçmiş olan ‘rasyonel’ insanların, içinde köle olmayacağımız bir düzenin gelmekte olduğuna öyle hemencecik inanmayacağının farkındayım. Dünya üzerindeki 7,5 milyar insanın, topu topu 5-6 bin firavunun kölesi olmasının, evrensel kaderimiz olmadığını anlatmaya çalışıyorum bu yazıda. Ama acaba aranızda bana inanacak, çılgın bir maceracı olmadığımı düşünecek kaç kişi var?

Birincisi, artık gün gibi ortada olan ve inkâr edilemeyen bir gerçek var ki, o da merkezi düzenin kendini yok ediyor olduğu. Düzen, senelerdir artarak artan miktarlarda karşılıksız para basıyor ve böylece kendi çöküşünü geri dönülmez bir şekilde kesin kılıyor.

Bu arada da, 2009 yılında sahneye çıkan Bitcoin ve benzeri para sistemleri ve onların altyapısı olan, blok-zinciri dediğimiz dağıtık teknolojiler, kendini imha etmekte olan eski düzenin yerine gelecek olan yeni yapının habercisi durumunda.

Düzenin dışında yaşayan kişilerin, kendi olanaklarıyla geliştirdikleri, insanlığın geçmişinde benzeri olmayan bu yeni teknolojiler, dağıtık ve merkezce kontrol edilemeyen yeni değiş tokuş biçimlerini de beraberinde getiriyor. Ne trilyon dolarlık bankaların, ne de çok uluslu dev şirketlerin bu duruma yapabileceği bir şey var. Artık gündelik alışverişlerimizi, ekonomik ilişkilerimizi, kimlik ve mülkiyet kayıtlarımızı, anlaşmalarımızı, sağlığımızla ilgili bilgileri bankalara, noterlere, ilaç tekellerine vermek zorunda değiliz. Bol paranın satın alıverdiği otoritelere, bürokratlara, memurlara, müdürlere, avukatlara özetle hiç kimseyle bilgilerimizi paylaşmamız gerekmeyen yeni bir toplum düzeni kurulmakta. Bu düzenin detaylarına önümüzdeki yazılarda gireceğim.

Şimdi de bugün toplum içindeki şüphecilerin dile getirdiği korku cümlelerini karşımıza alıp birer birer bakalım:

1. Merkezi para sistemi, dolarları, euroları basan merkez bankalarının arkasında dev devletler ve onların orduları var. Onlara ne diyorsun?
— Parayı karşılıksız olarak ve adeta delirmiş bir şekilde basmaya devam eden merkez bankalarının bu hareketleri sonucunda o paralar yakında tuvalet girişlerinde duran peçete değerine inecek. Bunlara alternatif yeni kamusal, dağıtık değiş tokuş sistemleri yaygınlaşmaya başladığı zaman askerlere maaş olarak tuvalet peçeteleri ile mi ödeme yapılacak? Tankların benzini, uçakların mühimmatı hangi bankanın bastığı parayla, nasıl satın alınacak?

2. Bugün erk sahibi olan merkezi dediğin yapılar da, o senin bahsettiğin blok-zinciri teknolojisini yapamazlar mı? Bak çokuluslu bankalara, onlar da bu teknolojinin (blockchain) Ar-Ge’sine milyonlarca dolar yatırmadı mı?
— Evet yatırdılar. Bankalar da blok-zinciri çalışıyorlar, ne harika bir şey! Uluslararası para transferleri artık eskisi gibi bankaların ve bir iki global şirketin tekelinde olmaktan çıktı da ondan çalışıyorlar. Yani bankalar da karşılaştıkları rekabete cevap vermek, kendi ortaklarına “biz de boş durmuyoruz” demek zorundalar. Ne var ki, aynı bankacılar blok-zinciri teknolojisinin orta ve uzun dönemde merkezi bankacılık sisteminin tekerine nasıl bir çomak soktuğunu da görüyorlar. Ve buna karşı yapabilecekleri bir şey olmadığının da farkındalar.

3. Silikon Vadisi gibi teknolojinin inşa edildiği merkezlerin eli armut mu topluyor? Onlar da bu düzenin adamları olan kapitalistlerce işletilmiyor mu? Onlar bu değişikliğe nasıl izin verecek?
— Ah şu Silikon Vadisi yatırımcılarının ebedi ikilemi yok mu? Teknoloji dediğin iki tarafı keskin bıçak, kaş yapayım derken göz çıkartman işten bile değil. Yatırım yaptıkları teknolojinin, yani o iki taraflı keskin bıçağın, kapitalist düzene kâr getiren tarafını bileyip, sistemsel tehdit yaratacak tarafını körleştirmek mümkün olsaydı keşke. Sistemin kendini imha etmesinin en güzel örneğini Silikon Vadisi yatırım şirketleri ve onların mecburen yatırım yaptığı startupların detaylı hikâyelerini incelediğimizde görmekteyiz. Über’ler, Airbnb’ler, Circle’lar ve daha nice startupları ve yarattıkları ikilemi anlatmayı izninizle başka bir yazıya bırakıyorum.

4. Peki, neoliberal düzenin başka bir çıkışı yoksa, sakın yok oluşa giderken tüm dünyayı da beraberinde götürmesin?
— Ha bu olabilir bak, yani bu söylediğiniz imkânsız değil. Ancak, şu millenial ve Gen Z nesli dediğiniz çocuklara daha dikkatle, bir daha bakın şimdi. Acaba onlar da çölde çaresiz kalıp kendilerini fırtınalara teslim etmiş ebeveynleri gibi umutsuz ve korkaklar mı?

5. Ve işte son sorum ey yazar: Tüm bu dediğin teknolojiler, blok-zinciri filan nasıl olacak da hayatımıza girecek? Bunlar topluma nasıl kullandırılacak, nasıl yaygınlaştırılacak? Ve bir de bunu yapanların çıkarı ne?
— Öncelikle bu yeni teknolojileri yapanların da gayet hesaplı, kendi çıkarını koruyan rasyonel insanlar olduklarını, deli veya maceracı olmadıklarını anlamalısınız. Teknolojilerin yayılması meselesine gelince, hepimiz ceplerimizde süper bilgisayarlar taşıyoruz artık. Bu süper bilgisayarların içine yazılacak yeni uygulamalar ve programlarla hayatımız değişecek, internet üzerinden de bir güzel yayılıp ölçeklenecekler.

Yani artık, düzen yanlılarının yapabilecekleri pek bir şey kalmadı, üzgünüm. (O da ne gözünden akan bu yaşlar, yoksa… Vaay, timsah gözyaşlarıymış)

Gelecek yazı: Blok-zinciri toplumu neye benzeyecek?

bilişim, blockchain, blok-zinciri, Cemil Şinasi Türün, dağıtık ağ