Sistem Hatası:
Bilgi Fetişi
Bir Dünyada Yaşamak
“Kendimizi özgür hissediyoruz çünkü ‘özgür olamayışımızı’ ifade edecek o dilden yoksunuz” 
—Slavoj Žižek

S.

Grafik tasarım alanına geçiş yapmadan önce iki yıl boyunca Amerika Ulusal Güvenlik Ajansı NSA’de analist olarak çalışmış olan Kore menşeli Sang Mun’un çevrimiçi gözetleme mekanizmalarının aklını karıştırmak üzerine sistemler önerdiği ZXX yazı tipi ailesine ilk rastladığım zamanı anımsıyorum. Mevzubahis tanışıklık sürpriz biçimde bir tasarımcı aracılığıyla değil; Brüksel’de çalıştığım dönemde aynı daireyi paylaştığım ve on yılı aşkın akademik kariyerinin merkezine, çevrimiçi mahremiyeti muhafaza edebilme yöntemleri üzerine araştırmaları yerleştirmiş bir akademisyen arkadaşımın yönlendirmesiyle gerçekleşmişti. Öğrencilik yıllarım içerisinde karşıma çıkan en nefes kesici yeni flörtümle karşı karşıya olmama rağmen, o dönemde hakkında henüz hiçbir bilgi sahibi olmadığım bu bilgi setiyle ne yapacağımı bilmiyordum.

Aradan geçen dört yıl mahremiyet ihlali meselesinin vahametini katlayarak artırmış, siber-militarizmin vardığı rahatsız edici noktaya isyan eden bireysel bir takım paylaşım ve sızdırma girişimlerinin sayesinde edindiğimiz kaynak materyal ve içerikleri daha erişilebilir hale getirmişti. Tüketilen yüzlerce kaynak, izlenilen onlarca belgesel, birkaç depresyon ve mesleki buhrandan sonra 2015 yılının sonlarına doğru SALT, yeni yılın başında bünyelerinde bir atölye çalışması gerçekleştirmemi istediğinde Sang Mun’un ateşlediği fitili reaktif bir sürece nasıl dönüştürebileceğim konusunda artık hazır olduğumu fark etmiştim.

Erman’ın “Sistem Hatası” kronolojisine dahil oluşu bu döneme tekabül eder. Atölyenin oluşum süreçlerine dair katkısının yanı sıra, katılımcı olarak katıldığı SALT’ta gerçekleşen ilk atölyenin hemen ardından farkına vardığımız üzere aramızdaki mesleki farklılıklar, eldeki meseleye dair birbiriyle oldukça tezat biyografilerden beslenen ayrışık yorumlama kabiliyetleri ve birinin eksikliğini bir diğerinin tamamlayabilme kapasitesiyle bu tek seferlik atölyenin uzun soluklu bir projeye dönüşmesi yine Erman sayesindedir. Ortak kronolojimizde ilk defa üniversite çatısı dışında kalan meslektaşlarla da bir atölye gerçekleştirme imkânı bulmamız ise —bize Manifold adına bu teklifi sunan ve bu bir yıllık projenin sonuna dair beslediğimiz heyecanlarımızı paylaşan— Esen sayesinde.

“Sistem Hatası” çalışmaları tipografiyi bir kişisel savunma aracı olarak kurgulayabilme ve kullanabilme imkânları hakkında bir atölye serisi veya kafa yorma platformu. Katılımcılardan istenen şey iki günlerinin birer yarısını, yıllar boyunca edindikleri mesleki formasyonlarını, kendi yaşamlarını da ilgilendiren güncel bir mesele hakkında çözümler üretmeye çalışmak üzerine ayırmaları; dile dair işlevsel bir takım mekanizmalar yaratıyorlarken de —akademik hayatlarındaki kurum ve mesleki hayatlarındaki kuruluşların teşvik odaklarının aksine— meselesi yazı olan her tasarımcının hakim olması gerektiğine inandığım yazı yazma eylemi ve biçimlerine dair belki önceden farkında olmadıkları detayları keşfedebilmeleriydi. Bu talebi katışıksız bir istek ve adanmışlıkla yerine getirdiklerine inanıyorum. Sene sonunda “Sistem Hatası” projesine elveda dediğimiz ve bütün süreci kitaplaştırmaya başlayacağımız noktada eminim ki Manifold etkinliğinden birçok hatıra da o sayfalara taşacak.

Sarp Sözdinler ve Erman Yılmaz
tarafından yürütülen “Sistem Hatası:
Bilgi Fetişi Bir Dünyada Yaşamak”
atölye çalışması 13 ve 14 Ağustos 2016, tarihlerinde Studio-X Istanbul’da gerçekleşti. (video: Işık Kaya; süresi 00:25)

Son olarak —Müthiş bir çalışma partneri olduğu için komşum Erman Yılmaz’a, sürecin başından beri gösterdiği heves ve sohbeti [ve neon yeşil yaka kartı jesti] dolayısıyla sevgili Esen’e, çay/kahve devamlılığı ve stüdyo asayişi hususlarındaki gizli kahramanlığıyla Kamile Abla’ya, emekleri için Ege Sevinçli ve Özgür Gençer’e, ziyarete gelip manevi desteklerini esirgemeyen Burak Çevik ve Dilara Sezgin’e, ve en önemlisi sıcak yuvalarından çıkıp, bizle aç ve susuz ama keyifli iki öğleden sonra geçirmeyi akıllarına koyan, şarkılarımıza eşlik eden [ve farkında olmadan tüm kaygılarımızı gideren] katılımcılar Ahmet Bender Uğurlu, Anıl Darınç, Atahan Yılmaz, Berke Demir, Betül Çağlayan, Burak Bülbül, Burcu Giden, Ceren Bulut, Ege Örs, Elif Çıpan, Gizem Dündar, Gonca Koyuncu, Gülhan Kaçar, Kaan Şen, Kibele Yarman, Mert Gümren, Mert Tanır, Murat Akkan, Mustafa Eren Tolga, Özgür Gençer, Sevde Kayaoğlu, Tuğçe İşçi ve Umut Hanioğlu’na minnetle karışık teşekkür eder, hayatlarını dar eder gibi olduğumuz her an içinse özür dilerim.

E.

İlkokuldan itibaren harflerin nasıl çizileceği, bir araya geldiklerinde iletişim kurmamızı sağlayacak olan en küçük dil biriminden anlamlı kelime ya da metinlere nasıl ulaşabileceğimiz konusunda bir eğitim alıyoruz. Süreç içerisinde harf formlarını oluşturmak için ayırdığımız zaman dilimi de kendi içindeki makul sebepler yüzünden giderek azalıyor.

Geleneksel harf formlarının, görsel iletişimde aktarılması istenen mesaj uğruna okunurluk kavramından fedakarlık etmesi ve tipografinin bir neden doğrultusunda anlaşılabilir farklı algılama biçimlerine açık olması mesleki olarak heyecanımı taze tutmamı sağlayan etkenler olmuştur. (Üzgünüm, Beatrice Warde.)

“Sistem Hatası” atölye çalışması bir açıdan katılımcılara harflerin duygu, mekân ve sözlü önermelerinin biçimsel karşılığını inşa  etmeleri açısından oldukça zorlayıcı ama kesinlikle eğlenceli bir süreç oldu. Katılımcılar tek bir harf ya da harflerle kurdukları bir sistem üzerine, düşünüp çaba harcadıkları iki günlük bir zaman dilimini de kendilerine vermiş oldular.

Her bir katılımcı karşı karşıya kaldığı ve atlatmak zorunda olduğu sistemi, sistemin kabul etmeyeceği yeni bir sistem önerisi veya kabul görmeyen yeni karakterlerin yaratılmasıyla, aşmış oldu. Böylece, iletilmek istenen mesajın alışık olmadığımız bir algılama biçimiyle de sunulabileceğini keşfetmiş oldular.

atölye çalışması, Erman Yılmaz, font, grafik tasarım, Sarp Sözdinler, Studio-X Istanbul, tipografi