Senin Derdin Ne:
Meriç Kara

Tasarım; sorun çözücü, yaratıcı, sistemli, sanatsal ve kültürel bir koordinasyon faaliyeti olarak tanımlanabilir. “Tasarımcı ise bunu yapan kişiye denir” diyerek konuya bu çerçevede devam etmek niyetiyle yazmaya başlıyorum. İsterseniz yaratılışçı olun, ister yeni yaratılışçılardan ya da evrim teorisine inananlardan, insanın yaratma gücü, her birinde aynı önem ve anlamda; bu yadsınamaz. Ülkemiz, ekonomiye büyük etkisi olan bu alanda, fason üretim yolunu benimsemiş ve tasarım kültürünü gerektiği ölçüde geliştirememiştir. Oysa zanaatkârların ve zanaatın bilgi ve birikimi, yüzyılların verdiği öğreti, saygı duyulacak seviyededir. Bu iki başlık elbette aynı üretim pratiği değildir, ancak tasarıma potansiyel olarak aktarılacak bir teknik ve estetik bilgi de mevcuttur.

Meriç Kara ile ilk kez 2006 yılında, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bir toplantıda tanışmıştım. Santralistanbul’u kurmaya çalıştığımız dönemde, tasarımcılara, yaratıcı insanlara ulaşmak için arayışta olduğumuzu hatırlıyorum. Sevgili Serhan Ada ulaşmıştı ona. Toplantı öncesinde, kim olduğunu araştırmak için web sitesine baktığım an gülümsemiştim. Web sitesinde, adının yanında “I’m blushing” [yüzüm kızarıyor] yazılıydı ve toplantıda gördüğüm ilk an, Meriç gerçekten utanmış ve kızarmıştı. Bu samimiyetinin ve kendi gibi olma hâlinin bendeki ilk yansımasıdır.

Meriç Kara, “Shirt Vase” (B-Sides)
[yaka vazosu], Fabrica, 2005
(fotoğraf: Kartal Arat)

Meriç, 2001 ODTU Endüstri Ürünleri Tasarımı mezunu. Ardından Domus Akademi’de yüksek lisans yapmış. İtalya’da kaldığı son dönemde ise, Benetton’un iletişim ve araştırma merkezi olan Fabrica’da çalışmış. 2006’da İstanbul’a dönmüş. Bana bunları anlatırken ve ben de not alırken, o da önündeki kâğıda sürekli bir şeyler karalıyordu. Tasarım işinde düşünürken bu çok sık yapılır. Meriç, şanslı bir azınlıktan olarak, tasarım bakış açısının 1960’larda İtalya ekonomisine katkı sağladığı ve tasarım odaklı düşünme pratiğinin belki de dünyaya yayıldığı bir ülkede bunu tecrübe etme şansı bulmuştu.

Meriç Kara, “Digit” mumluk,
Fabrica for Paola C., 2005

Tasarıma nasıl başladığını sorduğumda, “Barbielere kadar uzanır” diye cevapladı. “Ona ne giydirebilirim? nerede yaşar? ne yapar? onun için ne yapabilirim?” diye düşünür dururmuş. “Bir de, bir mutfak çizimi görmüştüm dergilerden birinde, kartonları keserek aynısını yapmıştım. Annem çok şaşırmıştı.” Çocukken ilgilendiğimiz meselelerin, hayatımızı yönlendirdiğine dair güzel bir hatıra. “Küçükken kimse senden bitmiş ürün istemediği için daha rahat davranıyorsun.” Birçok tasarımcı gibi hayal edip, düşündüğü süreci, üretim sürecine tercih ettiğini gördüm. “Türkiye’de üretim zor, temiz işçilik çıkarmak zor, bazı aşamalarda üreticiler sormadan kendi bildikleri çözümleri uygulayarak devam ediyorlar, ürün bu düzende kurgulanmamışken, ortaya çıkanın tasarlanandan farklı olduğu kesin. Bunu kültür ve coğrafyanın gerekliliği olarak kabul etsek bile, tasarım bütün detayları düşünülüp kurgulanmışken bu durum işi biraz bozuyor açıkçası.”

Ar-Ge ve tasarım merkezi açmak ve destek olmak adına, Ekonomi Bakanlığı bazı kanunlar çıkarttı. Halihazırda serbest çalışan tasarımcılar, kanuna dahil edilmemiş durumda. Bu konuda araştırma yapan firmayı üç kez aramama ve görüşme talep etmeme rağmen cevap alamadığım için, Meriç’in devlet destekleri ile ilgili fikirlerini almak istedim. “Devlet destekleri bana hep uzak gözüküyor. Bürokratik işlere uzak bakıyorum.” Ekonomi Bakanlığı’nın serbest tasarımcılarla ilgili bilgilendirilmesi gerekliliğini bir kez daha hatırladım.

Ne tür işler yapmak istediğini, onu hangi tür işlerin heyecanlandırdığını konuştuk. Birçok tasarımcı gibi Meriç de sevdiği markalar yerine düşünmeye başladığı zaman, ortaya çıkan tasarımları onlara ulaştırmaya çalışıyor. “Burada yollar kapalı olabiliyor, doğru insanı, doğru zamanda yakalayabilmek mucize. Sosyal ağ önemli hâle geliyor. İlgimi çeken projeler, farklı alanlarda oluyor, bunu da seviyorum, yeni alan yeni keşifler ve ilk kez düşünmeye başladığın için o alanda taze fikirler. Saç kurutma makinesi tasarla yerine saç kurutmak için bir şey tasarla deseler beni daha çok açıyor, aklıma çeşit çeşit fikir geliyor. Güvenlik sistemi tasarımı gibi yoruma kapalı olan alanlara giremiyorum. Tekniği ve mekaniği içerisinde kaybolacakmışım gibi geliyor. Yatırım yapacak sermaye bulmak zor olduğundan, kendi ürünlerimi geliştirip, üretime geçirmeyi istediğim hâlde, yavaş hareket etmek durumunda kalıyorum.”

O zaman kimlerle işbirliği yapıp, nasıl çalıştığını sordum. “Hazır bir brief varsa kelimelere takılıp, hikâyeler yazıyorum. Sınırları ya da açıkları bulmaya çalışıyorum. Heyecanlı olabiliyor. Sen de yazında bahsetmişsin hani, ‘o’ fikri arama süreci haftalarca sürüyor ve fikri bulunca tasarım başlıyor. Bazen ilk gözlenenlerden çıkıyor, bir sürü şey düşünüyorum, gözlüyorum. Örneğin, bir düğün davetiyesi projesi gelmişti. Önce konfetiler ile ilgili düşünmeye başladım, sonra normalde davetiye yollamayacağın birisine nasıl davetiye gönderirsin diye düşünmeye başladım. Mesela, eski erkek arkadaşına düğün davetiyeni nasıl gönderirsin? Çağrışıma açıyorum ve konuyu yaşıyorum. Uzun süre tavana bakıyorum. Bazen tıkanınca başka yerlerde arıyorum. Çağrışıma açık olduğumda gezerken, fotoğraf çeker gibi, fotoğraf çekmeye başladıktan sonra nasıl etrafa bakınca her şeyi kadrajlı değerlendirmeye başlarsak, belirli bir arayıştayken de o kadraj oluşuyor ve kareleri başka bir gözle görmeye başlıyorum. Brief’e farklı bir göz ile bakmaya başlıyorum. Kimi zaman kurumsal müşterinin brief’ini değiştirebiliyorum. İlginç bir fikir çıktığında fikre daha hızlı adapte oluyorlar.”

Meriç Kara, “Loom” halı, Klik, 2011
Meriç Kara, “f(x)=10” defter,
İstanbul Modern Mağaza
10. Yıl Özel Koleksiyonu, 2014

“Meriç yaratıcı fikir nasıl oluşuyor?” diye sordum. “Yeni bakış açısı sunmak, düşündürücü, zekice ya da eğlenceli olabilir. Başka duygular da olabilir, üzücü de olabilir, o da başka düşünceleri tetikler. Deney yapabilmek çok eğlenceli değil mi? Başlangıçta seni onu yapmaya iten şey ne? Durduk yere o fikre nasıl geliyorsun? Sadece problem çözme değil tasarım, bazen soru sormak ve bazen cevabı olmasa bile, zihin açmasına olanak tanımak. Okulda verdiğim derslerde bahsediyorum öğrencilerime; malzemenin, formun, zamanın, şartların, fikrin potansiyelini değerlendirmek ve harekete geçirmek doğru tasarımın özü bana sorarsan. Tasarımı kâğıtta bitirmek ne kadar gerçekçi? Modelleme bir derece yardımcı, ama yapmak, malzemenin sınırlarını tanımak açısından ya da gerçek dünyadaki boyutuyla karşılaşmak yön verici olabiliyor. Objelerle iletişime inanıyorum, hem objelerin kullanıcıyla iletişim kurmasına ve yönlendirmesine hem de onu tasarlarken de objeyle içten yapılan bir konuşmanın onun ne olmak istediğine dair ipuçları verdiğini düşünüyorum.”

Meriç Kara, “Digit” mikrodalga fırın için
kek kalıbı, Suck UK, 2010

Benzer özellikler gösterdiğimiz yerleri yıllardır konuşuruz. Oğlak üzeri yengeç olma üzerinden birbirimize takılırız. Bir probleme karşı A, B ve C planlarımızın olması buna güzel örnektir. Bir de, ikimiz de çok zor “hayır” diyenlerdeniz. Görüyorum ki; yaşımız ilerledikçe törpülenmiş ve kendimizi korumayı biraz da olsa öğrenmişiz. Meriç, doğru bildiğini söylemek konusunda, karşıdakini kırmamak adına temkinli, naif ve ince ki bu sıfatlar bir tasarımcının ruhuna çok uygun, lakin Türkiye’de bu ukalalık kadar etkili olamıyor.

“İlham aldığın kişiler var mı?” diye sordum. “Jerszy Seymour, Domus Akademi’de ilk projemde seçtiğim liderdi. Anarşist yaklaşımları vardı, onu ilk projede tanımış olmak benim sonraki projelere olan yaklaşımımı da etkiledi. Massimo Morozzi ise, bitirme projem ve sonrasında beni en motive eden kişidir. Temiz tasarımları etrafta görmek kolay, çünkü aynı şeylerden etkileniyoruz, küreselleştikçe aynı ürünleri görüp kullanıyoruz, dolayısıyla yeni ürün geliştirirken benzer yaklaşımlarda bulunabiliyoruz, bir de buna dönemsel akımlar eklenince kopyalanmamış bile olsa tıpatıp aynı ürünlerle karşılaşabiliyoruz. Hızlı ve girişken olan kazanıyor. İşlerimin aynılarına rastladığım oldu ve tesadüf mü taklit mi emin olmadığım oldu, üretime girecekken son anda aynısını görüp durmak zorunda olduğum da oldu, ama ortalıkta görülmesinden 2 ay sonra taklit edildiğinden emin olduğum da oldu, çalışıp bir formül geliştirmişsiniz, kapanmış çalışmışsınız, sonra aynısı. Çünkü sade bir fikri kopyalamak çok daha kolay. Oysa, örneğin Jaime Hayon, illüstrasyonları ve kendi hayal dünyasını aynı skeçlerindeki gibi ürüne dönüştüren biri olduğu için taklit edilmesi zor isimlerden.”

Meriç Kara, mumluk, Serda Çamlı ile,
Vitra, 2015
Meriç Kara, iPad kılıfı, eskiz rulosu, kalemlik, Vitra, 2015

Gurur anı: “Fabrica’ya kabul edilmek ve orada çalışmış olmak.” Konuşma süresince Fabrica’da tanıştığı insanları, eğitmelerini ve orada uğraştığı projeleri özlemle andığını, gözünün içinin parladığına şahit oldum. Haklı buldum.

Başucu kitabı: The Book of Firsts ve Visual Dictionary*; nesnelerin parçalara ayrılmış hâlleri, diyagramlar ve bunların isimleri var.

Sevdiği film: Top Secret, beklenti ile oynadığı için. Fahrenheit 451.

Ölüm: “Ölmek istemiyorum ya da hep beraber ölelim. Okulda ambalaj projesinde şarap ambalajı yapan bir öğrencim, üzümün etrafındaki arazilerde yetişen diğer ürünlerin, toprakta var olan özelliklerin de üzümün, dolayısıyla şarabın tadına yansıdığını söylemişti. Yani beni bir şarap arazisi yakınına gömerlerse, tadıma bakılabilir bir şarap olarak dönüşümün bir parçası hâline gelebilirim.”

Bir dilek: Şu an için Miss Universe gibi barış, dünya, çevre için söylenebilecek sonsuz dilek var; insanlığı anlayamamak var, o yüzden akıl, fikir diliyorum. Tasarımla ilgili de özgürlük istiyorum, bütün tıkanıklıkların açılmasını diliyorum.

{20.12.2016, İstanbul}

* The Book of Firsts: The Stories Behind the Outstanding Breakthroughs of the Modern World, Ian Harrison, Cassell Illustrated, 2003 
Visual Dictionary, Jean-Claude Corbeil, Ariane Archambault; İngilizce/Türkçe, Diamond-Milliyet, 1991

Gizem Aytaç, Meriç Kara, Senin Derdin Ne, tasarım, ürün tasarımı