Sekizinci Yurtta
Feminist Kod Yazmak

0.

Üniversitede öğrenciyken 8. yurdun namı meşhurdu. Eğlenceli bir ergen erkek kültürüyle kendini harmanlamış görünür, yer yer cinsiyetçi ama sansasyonel ve matrak şakalar yaparlardı. Ya da biz o yaşlarda öyle düşünürdük.1 Meğer kazın ayağı öyle değilmiş.

İki yıl önce benzer bir ‘mizah anlayışı’ Yale Üniversitesi’nde de görünür olmuştu. Kampüste bir erkek öğrenci grubu “No means yes, yes means anal!” sloganlarıyla yürümüştü bir akşam vakti.2 Elbette, bunun etkileri ‘ağır’ oldu. Sözü edilen öğrenci kulübü kapatıldı, üniversite bir soruşturmayla meseleyi geçiştirdi, konu da hemencecik kapandı.

Bu değindiğim iki başat örnek, ergen erkek cinsiyetçiliğinin bir iki yansıması. Bunun alışıldık cinsiyetçilikten bir farkı var. ‘Akıllı’, ‘çılgın’ ergen erkeklerin cinsiyetçi hâli bu. Bu nedenle de şakaya vuruluyor ve hoş görülüyor. Bu nedenle de çoğunlukla üniversite kampüslerinde beliriyor —ama her kampüste değil, neredeyse sadece özgürlükçü üniversitelerde. Bu ‘hoşgörünün’ sonucu olarak kadınların ezilmesi umursanmıyor, önemsenmiyor.

Bu yazıda, bu tehlikeli trende, yani akıllı oğlanların yarattığı cinsiyetçiliğe değineceğim. Bu değiniyi de dijital kültür üzerinden yapacağım. Büyük de bir iddiam var. Cinsiyetçiliğin en azından bu türünde teknoloji ve dijital kültürün belirleyici bir zemin oluşturduğunu, bu cinsiyetçiliğin de nihayetinde dijital kültürü etkilediğini, hatta şekillendirdiğini iddia edeceğim.

1.

Dijital kültürün genç kızların ve kadınların hayatlarında nasıl şekillendirici olduğuna dair araştırmaların sayısında ve niteliğinde son yıllarda belirgin bir artış var. Örneğin Nancy Jo Sales’in kitabı cinsiyetçi kültürün kemikleşmesi meselesinin dijital boyutlarına değinerek, konunun derin ve karmaşık olduğunu, bu nedenle de tedavisinin gelişen dijital devirde daha da zor olduğunu anlatıyor.3

Genç kadınların ve ergenlik öncesi genç kızların, yaşıtları erkeklerin baskı ve tacizlerine maruz kalmalarının dijital kültürde ne kadar kolaylaştığını anlatan bu çarpıcı çalışmanın bizimkisi gibi premodern toplumlar için daha da büyük bir önemi var. Bu tip çalışmalardan çıkaracağımız ilk sonuç, söz konusu tacizlerin premodern toplumlarda daha epey bir süre göz ardı edileceği, halının altına süpürüleceği gerçeği. Fiziksel tacize karşı mücadelenin dahi bu kadar güç olduğu bir fanusta, dijital tacize ve cinsiyetçiliğe karşı direnmenin ne kadar meşakkatli olduğunu hayal etmek zor değil.

Kuşkusuz bundan ciddi maddi çıkarı olanlar var: Birçok sosyal medya sitesinin en aktif kullanıcıları yirmi beş yaş altı gençler.4 Nasıl eskiden (ve elbette hâlâ) şekerlemeler ve asitli içecekleri çocuklara satma stratejisine karşı neredeyse hiçbir şey yapmadıysak, şimdi de ‘sosyal medyanın’ çocuklara pazarlanmasını umursamıyoruz. Sosyal medyaya kadar gitmeye gerek yok elbette. Bates’in ünlü çalışması Everyday Sexism’in sayfalarını çevirmek, cinsiyetçiliğin gündelik hayattaki yansımalarını fark etmek için yeterli olacaktır.5

Sales’e göre sosyal medyanın genç kadınlara tacizi kolaylaştırmasının altında yatan en önemli nedenlerden biri genç kadınların hiperseksüelleştirilmeleri. Bunun örneği çok.6 Yaşları 16-17 civarında olan mankenlerin yarı çıplaklığının norm hâline gelmesi, genç kadınlar için ucuz kıyafet satan mağazaların artık iyice erotik kıyafet mağazasına dönmesi gibi birçok örneğe değiniyor Sales.

İkinci nedense, cinsel özgürlüğün cinsiyetçiliğin kullanımına ve hatta himayesine girmesi. Sales’in sıklıkla değindiği örneklerden biri, 17-18 yaşındaki genç kadınların Snapchat üzerinden nü resimlerini sıklıkla paylaşır olmaları. Bu ‘paylaşımların’ da, kadınların bedenleriyle gurur duymaları ve özgürleşmeleri gerekçesiyle, gene genç erkekler tarafından teşvik edilmesiyse zurnanın zırt dediği yer. Fakat, tüm bu bariz nüvelerin altında, pek de görünmeyen bir gerçek var. Bu dijital kültürün, app’lerin, çoğu sosyal medya sitesinin egemen yaratıcıları da erkekler —hatta o özgür üniversitelerden çıkan akıllı ve genç erkekler.

Bunlar öyle ya da böyle kulak aşinası olduğumuz durumlar. Sales’in kitabını okumak yine de insanı yoruyor: Ardı ardına gelen üzücü gözlemler ve tanıklıklar, meselenin sadece cinsiyetçilikle değil, erotizmle de nasıl girift bir bağ kurduğunu anlatıyor.7

Sales’in kitabının en dikkate değer kısmı, söz konusu kadınların aciz ve saf mağdurlar olduklarını ima etmesi. Nihayetinde bu resimlerin bu genç kadınlar tarafından iradi bir şekilde, sosyal baskı ve dışlanma korkusuyla gönderildiği kitapta sıklıkla değinilen bir boyut. Şüphesiz bu, konunun feminizm boyutu. Genç kadınların güçlerinin ve iradelerinin farkına varamaması elbette cinsiyetçiliğin ve, bunun özel bir formu olan, genç erkek cinsiyetçiliğinin bildik bir semptomu. Dahası kadınların direnişinin gene erkekler tarafından yok sayılması, umursanmaması cinsiyetçiliğin gene bilindik yansımalarından biri —ne kadar gözlerine soksanız da bu umursamama hâlinin ucu bucağı yok.8

Değindiğim bu klasik feminist analiz dışında, meselenin giderek derinleşen bir dijital kültür boyutu da var, biraz önce çıtlattım. Bu cinsiyetçi platformların bu özgür (ve hatta çılgın) üniversitelerden çıkan genç erkekler tarafından yaratılmaları, cinsiyetçiliğin artmasında, kemikleşmesinde nasıl bir rol oynuyor? Acaba, aslında bu uygulamalar değil de, hep söyledikleri gibi, bunları kullanan insanlar mı cinsiyetçi? Yoksa, kampüslerdeki cinsiyetçi ortamı norm kabul ederek yetişen genç erkek girişimciler ve kodcular, bu cinsiyetçi normları yansıttıkları uygulamalar mı geliştiriyorlar? Stanford’dan çıkan kodlayıcılar böyleyse, tutucu ve ırkçı Arkansas’tan çıkan kodlayıcıların hâli nicedir? ODTÜ yurtları böyleyse, taşradaki yurtları hayal edebiliyor musunuz?

2.

Feminist kodlama, dijital bir uygulamanın kullanımı esnasında cinsiyetçi öğelere yer verilmeyeceği, olası cinsiyetçi kullanımların engelleneceği anlamına gelmekte.9 Örneğin, bir web sitesi geliştirme platformu inşa eden feminist kodlayıcı, bu platformun intikam pornosunun aracı olarak kullanılmasına müsaade etmez, bunun için gerekli dijital önlemleri alır. Keza, bir fotoğraf paylaşımı uygulaması söz konusu olduğunda, bunun yetişkin olmayan kadınların nü resimlerini paylaşmak için kullanılmasını engellemek de, en azından bir iki feminist ekole göre, feminist kodlamanın vazifesidir.

Bu basit örneklerin ardında yatan çarpıcı bir gerçek var: Adı geçen tüm bu cinsiyetçi uygulamaların, farkında olarak ya da olmayarak, böyle bir cinsiyetçi fikir ve niyet ve arzuyla geliştirilmiş olması. Bu büyük bir iddia. Çılgın genç erkek kültürünün bir parçası hâline gelen, üniversite yönetimleri tarafından sümen altı edilen, aileler tarafından yoksayılan cinsiyetçiliğin, bu erkeklerin geliştirdikleri dijital kültüre açık açık sızdığını iddia ediyor bu tez. Örneğin, Snapchat gibi bir uygulama geliştiriyorsanız, bunun ardında yatan ilk niyetin, para kazanmak gibi materyalist bir heves dışında, bahçenizdeki gül resimlerini teyzenize göndermek olmadığını öne sürüyor. Dahası, bunun ardındaki ilk niyet, bu iddiaya göre, erkek egemenliğine ve, altını kalınca çizelim, ergen erkek egemenliğine hizmet etmektir. Bu, feminist kodlamanın meseleyi analizidir, mücadele edeceği sahayı tetkikidir.

Silikon Vadisi’nin cinsiyetçiliğe karşı parmağını kıpırdatmamasının ardında bir iki önemli neden var. Bunlardan ilki, teknik bilgi ve çılgınlığa sahip girişimci ve akıllı kodlayıcıların siyasi ve felsefi bilgi birikimlerinin sıfıra yakın olması. Bırakın sınıf mücadelesini, feminizmin temel taşlarından, karşılaşmalı siyasetin temel metinlerinden bile bihaber kodlayıcıların egemen olduğu bir tekno-sınıftan söz ediyoruz.10

Cinsiyetçi tekno-sınıfın, cinsiyetçi bir internet yarattığı iddiamın aslında önemli bir handikabı var. Müspet bir ispatım yok. Cinsiyetçi oldukları ayan beyan ortada olan kodlayıcıların yazdıkları kodların cinsiyetçi olduğunu nasıl tanıtlayabilirim? Netice itibariyle, Silikon Vadisi kodlayıcılarının cinsiyet siyaseti üzerine, örneğin ücretli ebeveyn izini, eşit işe eşit ücret gibi konularda, ağızlarını açtıklarında temsil ettikleri zihniyeti tespit etmek oldukça kolay. Peki, kodda ve hatta uygulamada bu cinsiyetçiliği nasıl tespit edeceğiz?

Bu handikap, hemen her feminist tez için de geçerlidir aslında. Örneğin, kadınların temsili demokraside eşit temsil hakkı için, oy sistemlerinin nasıl bir katkısının olduğunu incelemek de benzer bir sorunsaldır. Kota sistemi gibi antidemokratik çözüm önerileri dışında, oy sistemlerini (yani meselenin aritmetiğini) de mi feministleştirmek gerekecektir? Bu sorun ve alışagetirdiği çözüm metodolojisi, cinsiyetçi dijital uygulamalara da doğrudan intikal etmekte. Zira, tıpkı kadınların parlamentolardaki adil olmayan temsillerini çözme çabası gibi, cinsiyetçi kodlardan kurtulma siyaseti de post hoc bir şekilde işlemekte. Sonuçtan yola çıkarak, dönüp kodlayıcıyı (ya da kota getirmediği için seçim sistemini ve diğer mebusları) suçluyoruz. Suçluyu bulmak için kolaya kaçıyormuş görünüyoruz. Dediğim gibi, bu feminist kodlama siyasetine yönelecek ilk eleştiridir: “Kod değil, kodu kullananlar cinsiyetçidir”.

Ancak bu kolaya kaçan bir cevaptır. Dahası, bir adım ileri geçip cinsiyetçi kodları tespit ederek ifşa edenleri ‘hassas’ olmakla (ki bu da cinsiyetçi bir tonla kadınlıkla özdeşleştirilir) suçlar. Kadınlar, başarısızlıklarına bahane bulmaktadır, zira eğer başarılı olsalardı kadınlar da alternatif sosyal medya uygulamalarını geliştirir, varsa cinsiyetçi öğeleri ortadan kaldırırdı, der. Oysa, oldukça aşina olduğumuz bir fenomeni yansıtıyor bu antitez: Yoksullar, aptallıklarından yoksul; hastalar, kendilerine bakmadıklarından hastadır.

İlk sorumuza dönelim. Peki, kodlardaki cinsiyetçiliği nasıl tespit edeceğiz? Mesele elbette if döngülerinin sentaksı ya da kullanılan değişkenlere verilen adlar, hatta ve hatta erkekler tarafından geliştirilen programlama dillerini kullanmak gibi meseleler değil. Meseleyi net bir şekilde şöyle özetliyorum: Eğer bir uygulama, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde cinsiyetçiliğin ortaya çıkmasını ve teşvikini engelleyecek önlemler almıyorsa, cinsiyetçidir. Nokta.

On beş yaşındaki genç kızların yarı çıplak resimleri karşı tarafa gönderildiğinde, söz konusu uygulama eğer ekran görüntüsü alınmasını engellemiyorsa ya da önce bu resimlerin sunucularından silindiğini söyleyip sonra bunu inkâr ederek aslında resimleri sunucularında barındırdığını kabul ediyorsa, o uygulama cinsiyetçidir. Kaldı ki, ekran görüntüsünün alınmasının engellemeye çalışma meselesi, sözgelimi, aslında epey karmaşıktır. Zira ekran görüntüsünün aynı cihazda alınmasını engellemek kolaydır (hatta bu gözleme dayanarak alternatif uygulamalar da geliştirilmiştir), ama ikinci bir telefonla birinci telefonun resmini çekerek resmin düşük kalitede de olsa bir kopyasının yaratılmasını engellemek zordur —belki de imkânsızdır. Feminist kodlamanın devreye gireceği nokta burasıdır. Zira bu misyon hem teknik açıdan, hem de dijital sosyopolitika açısından, zorlayıcıdır, ama imkânsız değildir. Nasıl ki, bu erkek dijital dünya, renkli fotokopi makinaları ilk çıktığında banknotların fotokopilerinin çekilmesini küçük bir kodla engelleyebildiyse, benzerini ergen pornosunu engellemek için de yapmak neden mümkün olmasın? Ama doğru, mesele zorluk meselesi değil, mesele niyet meselesi. İşte bu da biraz önce eksikliğinden şikayet ettiğim ispat. Bu küçük argüman bile, sözünü ettiğim uygulamaların cinsiyetçi olduğunun ‘ispatıdır’. Engelleyebilecekken, engellememeleri, cinsiyetçiliğin tahribatını azaltabilecekken azaltmamaları, ispattır.

ABD’de üniversite kampüslerindeki
cinsel tacizler üzerine belgesel
The Hunting Ground, yönetmen:
Kirby Dick, resmi fragman, süre: 02:12

3.

Yerelde bizi en çok ilgilendiren mesele, yetişkinlerin (taşrayı da sayarsak elbette) dijital okur yazarlığının sıfıra yakın olması. Bir zamanların VHS videolarını dahi kendileri kullanamayan, cihazı çocuklarına kullandıra kullandıra kendilerini dijital kültürden adım adım soyutlayanların ebeveyn olduğu bir toplumda, söz konusu kitlenin çocuklarının sosyal medyada nasıl davranacağını kestirmek cidden çok zor. Zor dedim ama, ürkütücü demek daha doğru.11

Keza 8. yurt sakinlerinin şimdi nerelerde ne yaptıklarını bilmiyorum. İçinde büyüdükleri cinsiyetçiliği ne kadar işlerine ve sosyal hayatlarına yansıtıyorlar, bakın bunu bir nebze tahmin edebiliyorum. Bu, kampüs tacizlerinin, erkek mühendis kültürünün, şantiye argosunun, sosyal medya küfürlerinin, bunların hepsinin ait olduğu kümenin bir öğesidir.12 Bu kümenin kardinalitesi artmakta, mücadele edilecek, ahlaki sorumluluk gerektiren meselelerin sayısı gitgide artmaktadır.13

Bu delillere dayanarak toplumun analizini yapacak değilim. Premodern toplumların dijitalleşmesi de ancak bu kadar olur, diyerek işin içinden çıkmak kolay. Fakat, bu kolaycı yaklaşımlar, dünyanın ne kadar kocaman olduğunu, orada burada dijitalleşmeyi sağlıklı bir şekilde, ucuza gerçekleştiren toplumların varlığını ve daha da önemlisi emeklerini yok sayma küstahlığını gösteriyor. Dolayısıyla, mesele aslında niyet ve siyaset. Ciddiye alınacak bir dijital kültür ve, çok daha önemlisi, dijital siyaset yaratmak istiyorsak, meselenin ne cinsiyetçi ne de sınıf mücadelesine dayalı boyutlarını es geçebiliriz.

Nihayetinde, benim bilgisayarım, seninkisi özgürleşmeden özgürleşmeyecektir. Benim kodum da seninkisini özgürleştirmeden özgürleşemeyecektir.

1. Bu ‘cinsiyetçi ama eğlenceli’ şakalardan bir iki örnek:
– “Ne Faşizm Ne Komünizm, Yaşasın Erotizm
– “Yedi Sana Kafam Girsin” (“kız yurdu” olan 7. yurt kastediliyor).
– “Elektrik Kesildiğinde 7. Yurt Ziyareti” Söz konusu ‘şakalaşma’ sonraları 8. yurdun sloganlarından biri olan “Yedi, Are you ready?”ye evrilmiştir, zira bir ‘kız yurdu’ olan 7. yurt ile bir ‘erkek yurdu’ olan 8. yurt karşı karşıyadır.
– “8. Yurdun Kampüs ve Stadyum Eylemlerinden Bir Kesit” Söz konusu stadyumun ‘Devrim’ Stadyumu olduğunun altını çizmeliyim. Ayrıca, neredeyse hemen her ‘sözlükte’ 8. yurda dair türlü türlü cinsiyetçi erkek şakalarına örnekler bulmak mümkün.

2. Türkçesiyle “Hayır evet, evet de anal demektir”.

3. American Girls: Social Media and the Secret Life of Teenagers [Amerikalı Kızlar: Sosyal Medya ve Gençlerin Gizli Hayatı], Nancy Jo Sales, Knopf, 2016. Meseleye dair biraz daha eski, ama etkileyici bir araştırmayı da not etmeden geçemeyeceğim: Hooking Up: Sex, Dating, and Relationships on Campus [Tek Gecelik İlişkiler: Üniversite Kampüslerinde Seks, Flört ve İlişkiler], Kathleen A. Bogle, NYU Press, 2008. Keza yeni vizyona giren The Hunting Ground belgeseli de kampüs tacizlerine değiniyor.

4. Örneğin Instagram kullanıcılarının %37’si, Snapchat kullanıcılarının da neredeyse yarısı yirmi beş yaş altı.

5. Everyday Sexism [Gündelik Hayatta Cinsiyetçilik], Laura Bates, Simon & Schuster, 2014.

6. A.g.e.

7. Petra Collins’in burada link bile veremeyeceğim on sekiz yaş altı erotik ama sanatsal resimleri meselenin ne kadar karmaşık olduğunu tekrar gösteriyor.

8. Columbia Üniversitesi öğrencisi Emma Sulkowicz’in iki yıl boyunca gerçekleştirdiği protest performans, ihmal ve sümen altı etmenin boyutlarını tüyler ürpertici bir şekilde gözümüze sokuyor.

9. Terimi ben ürettim, dolayısıyla başka mecralarda başka anlamlarda kullanılıp kullanılmadığını tam bilmiyorum.

10. İstisnalar elbette kaideyi bozmaz.
Silicon Valley is cool and powerful. But where are the women?
A Feminist Critique of Silicon Valley
Marissa Mayer Doesn’t Consider Herself A Feminist

11. Bu yazı için araştırma yaparken tesadüf ettiğim kimi cinsiyetçi videolar ve entry’ler meselenin nasıl çığırından çıktığını, buna mukabil toplumun vurdumduymazlığının bilhassa dijital evrende nasıl kat be kat arttığını görmemi sağlayarak gerekli ispatı en azından bana sundu. Söz konusu web sayfalarına hizmet etmemek için link vermiyorum.

12. Stanford gibi elit ve analitik zekâya sahip öğrencilerle dolu bir okuldaki ‘kampüs tecavüzü’ meselesi artık kimseleri şaşırtmıyor. Fakat, bu ve benzer vakaların işaret ettiği kampüs cinsiyetçiliğine yeteri kadar değinilmiyor. Bu kampüs cinsiyetçiliği, nihayetinde, özellikle Silikon Vadisi’nde kendini yeniden inşa ediyor.

13. Can Başkent, “Ahlakın Kardinalitesi”.


{Anasayfada fold içindeki fotoğraf: Nancy Jo Sales’in American Girls başlıklı kitabının kapak görselinden alınmıştır.}

Can Başkent, cinsiyetçilik, dijital kültür, kodlama, Snapchat, sosyal medya