Bulunduğum Yerler
Rüya

Bazen fırtınalı gecelerde, radyodan Seyir ve Oşinografi Dairesi’nin ‘denizcileri ve balıkçıları’ uyardığı gecelerde, ailenin yaşlı üyelerinden biri iç geçirir, “Allah bu havada açık denizdekilere yardım etsin”, diye mırıldanırdı. Evin içi sıcak olurdu. Ben oşinografinin okyanuslarla ilgili bir şey olduğunu anlardım.

Evdekiler bilmezlerdi ki, gece rüyalarımda sık sık okyanuslara giden asıl bendim. Gece denizlerine. Koyu maviden siyaha doğru değişen renk tonlarında korkunç, derin ve geniş denizlere.

Rüya, uyanıncaya kadar çıkışı olmayan bir yerdir. İnsan oraya katlanmak zorundadır.

Gökçen Cabadan,
Fatih Özgüven Koleksiyonu
(video: Gözde Onaran, süre: 01:03)

Bir rüyada, en sık gördüğümde, deniz lacivert, uçsuz bucaksız ve çoğunlukla çarşaf gibi dümdüz olurdu. Gökyüzü gece gökyüzüydü. Tepeden bir yerden ışık geldiğine göre ta yukarıda gökyüzünde bir yerde bir yıldız asılı olmalıydı. Gene de buranın bir sahne olacağını hiç düşünmediğimi hatırlıyorum. (bkz. “Sahne”) Bir şeyin üzerinde oturuyordum. Bu bir ıssız ada olabilir miydi? Başımı aşağı doğru indirip baktığımda bunun bir ıssız ada değil, bir balinanın başı olduğunu görürdüm. Balinanın insan gözüne çok benzeyen dev gözü ile göz göze gelirdim. Kan ter içinde uyanırdım.

Başka bir rüyada, lacivertten koyu maviye doğru değişen bir deniz yüzeyinden denizin dibine kadar iner iner iner inerdim. Simsiyah bir inişten sonra, kendimi zemini olan oda gibi yerde bulurdum. Nedense, orası aydınlık ve ‘gerçekten bir oda gibi’ olurdu. Meğerse okyanusun dibi varmış diye düşünürdüm.

Başka bir rüyada gene bir gece denizinde kan ter içinde kulaç attığımı, kulaç attığımı, kulaç attığımı görür, sonunda önümde bir şey olduğunu hisseder, başımı kaldırır bakardım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey dev bir geminin burnu, ya da rüyada kendi kendime açıkladığım biçimiyle, ‘geminin bedeninin en önde birleşip yukarıya, karanlık gökyüzüne doğru yükselen keskin bir çizgi hâline geldiği yer’ olurdu.

Rüya, insanın yanında taşıdığı bir yerdir.

Daha sonra edebiyatın, sinemanın, resmin de hep sözünü ettiğini fark ettiğim bir şeyi galiba ilk kez o zaman anladım. Rüya sizi eninde sonunda öldürür. Arnold Böcklin’den Freddy’ye, Poe’dan Lynch’e kadar her şey bunu doğrular.

Sonra bir yaz günü, akşamüzeri geç saat, herkes deniz kıyısından el etek çekmişken kararımı verdim. Yavaş yavaş maviden tirşeye hatta koyu yeşile dönen denize girdim. Hiç beklemeden, aniden daldım.

Tıpkı rüyamdaki gibiydi. Sadece mavi yerine yeşil. Karanlıklara, siyaha doğru inen bir yeşil. Kulaklarımda uzun ve kızgın bir vınlama. Gözlerimi açıp baktım.

{Fold içindeki imge: Gökçen Cabadan’ın resminden ayrıntı (fotoğraf: Fatih Özgüven)}

Bulunduğum Yerler, deniz, Fatih Özgüven, mekân, rüya