Pisuarın Meşhuru, Devrimcinin Kadını

Aslında iddia yeni değil, bir süredir dolaşımda: Marcel Duchamp 20. yüzyılın sanat ikonu kabul edilen o meşhur pisuarın müellifi olmayabilir. Doğrusu, kanıtlar da öyle görmezden gelinecek türden değil. Bunlardan belki en güçlü olanı, Duchamp’ın 11 Nisan 1917’de —aslında kendisi de bir sanatçı olan fakat savaşın devam ettiği o yıllarda Paris’te hemşirelik yapan— kız kardeşi, Susanne’a yazdığı mektup. Duchamp mektubunda, “bir kadın arkadaşının” heykel diye bir pisuarı sahte bir isimle imzalayarak kendisinin de sorumlu olduğu bir sergiye yolladığını yazar.1 Pisuar sergilenmeye değer bulunmaz, bunun üzerine Duchamp görevinden istifa eder. Mektubun tarihi bütün bu olayların gerçekleşmesinden iki gün sonrasıdır. 1982 yılında keşfedilen bu mektup, 1983 yılında Amerikan Sanatı Arşivleri’ne girmiş olduğu hâlde kıyamet kopartma potansiyeli yüksek böylesine bir belgenin çok da tartışma yaratmamış olması hayli ilginç. Fountain [Çeşme] üzerine en kapsamlı çalışmanın yazarı kabul edilen William Camfield dahi, Duchamp’ın tüm canhıraş tartışmaların ortasında kendi sorumluluğunu gizlemek amacıyla kardeşini bilinçli olarak yanlış yönlendirdiğini düşünerek, yazılanları olağan karşılar.2

Duchamp’ın sözünü ettiği sergi, kendisinin de düzenleyicileri arasında olduğu Amerikan Bağımsız Sanatçılar Topluluğu’nun [Society of Independent Artists] etkinliğidir. Duchamp 1915’te savaş nedeniyle gittiği New York’ta Amerikan sanat çevrelerince sıcak bir biçimde karşılanmış ve kendisine Bağımsız Sanatçılar Topluluğu’nun kurucu üyeliği teklif edilmiştir. Duchamp’in görev aldığı 1917 yılındaki sergi topluluğun ilk sergisidir ve avangard düşünceyi Amerika’da tanıtmak ve sanatsal üretimi yaygınlaştırmak hedeflenmektedir. Aslında etkinlik bir sanat forumu olarak tahayyül edilir; seçici kurul, jüri olmayacaktır. Altı dolarlık katılım ücretini ödeyen —amatör/profesyonel— herkesin işi alfabetik sırayla sergilenecektir.

Yakın zamana kadar bildiğimiz/inandığımız hikâyeye göre Duchamp, bu sergiye New York’ta bir sıhhi tesisat mağazasından satın aldığı ve R. Mutt ismiyle imzaladığı bir pisuarı gönderir. Sanatçı daha sonraları bu ismin pisuarı satın aldığı, aynı zamanda üretici J. L. Mott Iron Works firmasına bir atıf olduğunu iddia edecektir. Sonuçta pisuar jürisiz, komitesiz, her eseri sergileme sözü veren organizasyon tarafından reddedilmeyi başarır. Topluluk pisuarı ret kararını ürünün bir sanatçı tarafından ‘üretilmemiş’ olmasıyla gerekçelendirir: Nihayetinde bu bir ‘sanat eseri’ değildir.

‘Bağımsızlar’ tarafından reddedilen Fountain, R. Mutt, 1917.
‘Özgün’
Fountain Alfred Stieglitz
tarafından stüdyoda fotoğraflandıktan sonra kaybolur. Duchamp, 1960’larda bugün müzelerde bulunan 17 replikayı yaptırır
(kaynak: Wikimedia Commons).

Fountain tam da bu nedenle, 20. yüzyılın en devrimci eserlerinden addedilerek yüceltilecektir. Duchamp aslında sanatın ve sanat eserinin temel varoluş gerekçelerini sorgular: Sanat sonuç ürün değil, onun arkasındaki fikirdir. Pisuar sanatsal üretimin tüm kalıplaşmış ön kabullerine saldırır. Sanat yapma işi sanat eserini fiziksel olarak bizzat vücuda getirmek değil, o nesneyi var eden düşünsel emektir. Nitekim, sanatçılar sanat nesnesini üretmek için başkalarının yardımına yüzyıllardır zaten başvururlar, bir anlamda eserleri kendi yeteneklerinin yüzde yüz yansıması değildir. Örneğin, Leonardo da Vinci’nin atölyesinde onlarca yardımcısı vardır ve her biri üretimin belli aşamasından sorumludur. Leonardo’nun kendisi de uzun yıllar Verrocchio’un çırağı olmuştur; görevi ustasının resimlerindeki meleklerin yüzlerini resmetmektir ve burada yaptığı iş daha sonra dikkat çekmesini sağlayacaktır. Duchamp’a göre endüstriyel bir dünyada makine pekâlâ geçmişte çırağın yaptığı işi —tıpkı Leonardo’nun Verrochio, çıraklarının da kendisi için yaptığı gibi— yapabilir. Başka bir ifadeyle endüstriyel teknoloji sanat alanında zanaatın yerini alabilir. Pisuar, sanat eserinin geleneksel üretim süreçleriyle bu nedenle hiçbir biçimde çelişmez. Sanatçının seçimi kendi başına bir sanatsal dışavurum kabul edilebilir. Dolayısıyla, anlam sonuç ürüne/sanat nesnesine içkin değildir, sürekli olarak yeniden üretilir. Yani Duchamp’ın o bilindik readymade [buluntu/hazır nesne] teorisi.

Buraya kadar her şey güzel de sorun, Duchamp’ın ‘seçtiği’ni iddia ettiği pisuarın hiçbir J. L. Mott Iron Works kataloğunda bulunmamasıdır. Bu model ne firma tarafından üretilmiş, ne de firmanın mağazalarında satışa sunulmuştur.3 Hem mektup, hem de pisuarın J. L. Mott ürünü olmaması Duchamp’ın müellifliği konusunda hiç de haksız olmayan tartışmaları tetikler. Peki eğer Duchamp değilse, hangi ‘kadın arkadaş’ı Fountain’ın yaratıcısı?

Teoriler yine muhtelif. Sanatçının kardeşine yazdığı mektubu ortaya çıkartan, Duchamp’a yakın bir isim, yazar Francis M. Naumann’a göre fikir ve ürün Louise Norton’a ait. Çevirmen Norton, Duchamp’ın New York’taki arkadaşlarından ve skandalın patlak vermesinin ardından Blind Man gibi çeşitli sanat yayınlarında yazdıklarıyla Duchamp’ı en çok savunanlardan.4 Norton’un müellifliğine yönelik iddianın arkasındaki en büyük kanıt, eserin teslimi için gerekli evrak işinin muhtemelen Norton tarafından yapılmış oluşu. En azından eserin teslim formunda R. Mutt için verilen adres ve telefon numarası bilgileri Norton’u işaret ediyor.5 Buna karşın Norton, ne o dönem ne de sonraki yıllarda müelliflik iddiasında bulunur. Duchamp’ın eserin yaratıcısı olarak öne çıktığı, bu konuda çokça yazıp çizdiği sonraki yıllarda bile Norton, Duchamp ile ilişkisini kesmez ve görüşmeye devam eder. Hatta Fountain ‘uzmanı’ William Camfield, kendisiyle görüşmelerinde Norton’un eserle ilgili sorumluluk iddialarını açıkça reddettiğini belirtecektir.

Eserin yaratıcısı konusundaki başka bir iddia da, Irene Gammel başta olmak üzere Julian Spalding ve Glyn Thompson gibi sanat tarihçilerince dile getirilir.6 Gammel’e göre müellif Elsa von Freytag-Loringhoven’dir. Spalding ve Thompson da aynı kanıdadır, buna karşın hikâyelerinde Louise Norton’a da yer veririler.7

Avangard sanatçı/şair Elsa von Freytag-Loringhoven nevi şahsına münhasır bir kişiliktir. Sanatı, yaşama yaklaşımı ve sıradışı performansları doğrusu onu müelliflik konusunda güçlü bir aday kılıyor. Zaten Fountain’ın onun eseri olduğunu düşünen araştırmacılar, iddialarını stilistik benzerlik üzerine kuruyorlar. Her şeyden önce Freytag-Loringhoven, Duchamp’tan açıkça çok daha çizgidışı bir karakter: Kuş kafesinden yapılmış, içinde canlı bir kanaryası da olan kolyesiyle, konserve kutularından yaptığı sütyeni, üzerinde mumları yanan pasta şapkasıyla bir proto-punk, gerçek bir ‘dada’.

Elsa von Freytag-Loringhoven
(kaynak: Wikimedia Commons)

Elsa von Freytag-Loringhoven, Almanya’da Else Hildegard Plötz olarak 12 Temmuz 1874’de bugün Polonya sınırları içinde bulunan Swinemunde [Świnoujście] kentinde doğar. Çok da mutlu bir çocukluğu olmaz. Duchamp’tan beş yıl önce, 1910 Temmuz’unda ikinci eşi edebiyatçı Felix Paul Greve ile Amerika’ya gelir, daha doğrusu kaçar: Greve boğuştuğu ekonomik sorunlar nedeniyle alacaklılarından kurtulmak için kendini intihar etmiş göstererek Elsa ile Almanya’yı terk etmek zorunda kalır. Elsa ‘barones’ unvanını, 1913’te evlendiği üçüncü eşi Baron Leopold von Freytag-Loringhoven’a borçludur. Baron, Alman bir aristokratın oğludur. Fakat, tüm şaşaalı unvan ve uzun aile tarihine karşın, o da çulsuzdur; onun da Amerika macerasının arkasında ekonomik nedenler yatmaktadır. Baron, evliliklerinden kısa bir süre sonra Elsa’nın ufak birikimlerini de eritmiş olarak hayata gözlerini yumar, buna karşın onu sanat çevrelerine tanıştırır. Elsa ilk evliliğini ise Kunstgewerbler hareketinin öncülerinden, Alman Jugendstil mimar August Endell ile 1901’de yapar.8 Evlilikleri çok iyi gitmez. Elsa bir yıl sonra, Endell’in arkadaşı, daha sonraki eşi Greve ile tanışır. Endell ile evliliğine rağmen Elsa, Greve ile ilişkisine devam eder.9

Duchamp’ın readymade işler üretmeye Amerika’da başladığını biliyoruz. 1915 öncesinde, Paris’te yaşadığı dönemde kübizm üzerine deneysel resimler yaparken Amerika’ya geldiği yıllardan itibaren artık kendisi için akılsız bir etkinliğe dönüştüğü iddiasıyla resim yapmayı bırakır.10 Buna karşın Elsa’nın sanatının ana bileşenleri daima ‘bulunmuş nesneler’ olmuştur: Çoğu zaman sokaktan topladığı nesnelerle sanat yapar. En bilindik işlerinden God [Tanrı] adlı işi de bu türdendir.11 Yaklaşık 25 cm’lik dökme demir bir lavabo sifonunu ters çevirip ahşap bir sandığa monte eder. İşin Fountain ile aynı yıl üretilmiş oluşunun yanı sıra bir tesisat elemanı olarak boşaltımla bağlantılı bedensel referansı, birçok araştırmacıya göre tesadüften biraz fazlasıdır. Spalding ve Thompson’a göre Fountain kesinlikle Elsa’nın işidir ve R. Mutt firma adına değil, Almanca Armut [yoksulluk] sözcüğüne bir göndermedir ve sergi fikrinin arkasındaki ‘entelektüel yoksulluğa’ işaret etmektedir.12 Spalding ve Thompson skandal patlak verdiğinde müelliflik iddiasında olmadığı hâlde, Duchamp’ın sonraki yıllarda eseri sahiplenmesini profesyonel satranç oyunculuğu kariyerinin başarısızlıkla sonuçlanması ve birikimlerinin suyunu çekmesiyle ilişkilendiriyor. Ayrıca olaya tanıklık edebilecek figürler de sahneden çekilmiştir:13 Elsa daha iyi ve mutlu bir hayat beklentisiyle, belki sadece özlediği için 1923 yılında ülkesine dönmeye karar verir. Bir süre Berlin’de yaşar, fakat savaş sonrası Weimar Cumhuriyeti’nde hayat sıkıntılıdır. Dostlarının da desteğiyle Paris’e taşınmaya ikna olur, fakat sefalet içindedir. 1927 yılının Aralık ayında apartman dairesinde ısınmaya çalışırken, gaz zehirlenmesinden ölür —kimilerine göre intihar eder.

Elsa von Freytag-Loringhoven
(ve Morton Livingston Schamberg),
God, 1917
(kaynak: Wikimedia Commons)

Spalding ve Thompson halen Elsa’nın müzelerce, sanat yayınları ve kurumlarınca adının anılmamasını şiddete eleştiriyor. Yazarlar bunun bir nedeninin ulusalcı taraflılık olduğunu iddia ediyor: Eldeki sınırlı sayıdaki avangarddan olmamak için Amerikan sanat çevreleri tüm kanıtlara rağmen gerçeği görmezden gelirler.14 Duchamp’ın işin asıl üreticisi olduğu halen güçlü ihtimallerden biri olmasına karşın, bu eleştiri haklılık payı da içeriyor. Tüm bu iddialara, pek çok kanıta ve Duchamp’ın bilinmeyen sebeplerle doğruları saptırdığı gerçeğine karşın, Fountain’ın müellifinin yine de Duchamp olduğunu iddia eden ikna edici pek çok yayın da var.15

Belki Fountain’ın müellifi değil, ama açıkça Duchamp’tan daha üretken ve daha sıradışı bir sanatçı olan Elsa’nın müze ve sergilerde hak ettiği biçimde temsil edildiğini iddia etmek çok güç. MoMA, Dada bölümüne çok yakın zamanda —neredeyse ayıp olmasın diye— Elsa’nın küçük bir resmini ekledi. Duchamp’ın işleriyle dolu salonda fark edilmiyor bile.

Barones nihayet MoMA’da.
Elsa von Freytag-Loringhoven,
Dada Portrait of Berenice Abbott,
c. 1922–26 (fotoğraf: Ersin Altın)

1917’de pisuar, Elsa tarafından açık bir kimlikle sergiye yollanmış olsaydı, acaba Duchamp ve onun çevresindeki sanatçılarca yine de savunulacak mıydı? O durumda eseri yine de sanat tarihinde bir kilometre taşı kabul edip sanatçısını kavramsal sanatın öncüsü addedecek miydik? Duchamp için üretilen tüm bu külliyat, açık saçık konuşan, davranan Elsa gibi tuhaf bir kadın için de üretilir miydi? Kadın cinselliği üzerine feminist hareketten neredeyse yarım asır önce fikir üretip feministlerce dahi takdir edilmemesi, bu soruların potansiyel yanıtı konusunda fazlasıyla fikir verici.

Sanatçı olsun, olmasın, Elsa ve onunkine benzer yaşam tarzına sahip kadınlar için hızlı bir toplumsal uzlaşıyla ürettiğimiz cinsellik merkezli, aşağılayıcı pek çok sıfatımız var ve yenilerini üretmekten de çekinmiyorken, acaba ‘devrimci’ kelimesini böylesine bir kadını nitelemek için diğerlerinin yanına rahatlıkta ekleyebilir miydik? Diyelim Elsa’nın müellifliği en ufak şüpheye yer kalmadan kanıtlandı, aslında gerçekten bir kadın öncü/devrimci istiyor muyuz? Tutucu kesimler kadının toplumdaki rolü üzerine ‘mutena’ fikirlerini dünyanın her yerinde, her vakitte dillendirmekten hiç imtina etmiyorlar, peki ya sanat dünyası ne kadar hazır bir kadın ‘öncü’ye?

1. Mektup Archives of American Art’ta erişime açık. Mektupta bahsin geçtiği bölümün özgün Fransızcası şöyledir: “Une de mes amies sous un pseudonyme masculin, Richard Mutt, avait envoyé une pissotière en porcelaine comme sculpture. Ce n’était pas du tout indécent, aucune raison pour la refuser. Le comité a décidé de refuser d’exposer cette chose. J’ai donné ma démission et c’est un potin qui aura sa valeur dans New York. J’avais envie de faire une exposition spéciale des refusés aux Indépendants. Mais ce serait un pléonasme ! Et la pissotière aurait été “lonely”. À bientôt affect. Marcel”

2. William A. Camfield, Marcel Duchamp, Fountain, Houston Fine Art Press, 1987.

3. Araştırmalar Duchamp’ın pisuarı aldığını söylediği New York, 5. Cadde’deki mağazada satılmadığını ortaya çıkarmıştır.

4. Louise Norton, “The Richard Mutt Case: Buddha of the Bathroom,” The Blind Man, No. 2, New York, Mayıs 1917.

5. Bu iddia Charles Demuth’un skandalı haber vermek için sanat eleştirmeni ve gazeteci Henry McBride’a yazdığı mektuba dayanır. Demuth topluluğun eseri reddettiği haberinden sonra not olarak daha faza bilgi için iki telefon numarası verir. İlk telefon numarası Duchamp’ınki iken R. Mutt’a atfedilen ikinci numara Louise Norton’a aittir.

6. Gammel pisuarın Freytag-Loringhoven’ın ‘belaltı’ estetik anlayışına daha uygun bir iş olduğunu öne sürer: Irene Gammel, Baroness Elsa: Gender, Dada and Everyday Modernity, Cambridge, MA: MIT Press, 2002, s. 224-225. Elsa’nın pisuarın yaratıcısı olduğunu savunan başka araştırmacılar arasında William Camfield, Kirk Varnedoe ve Hector Obalk da bulunur.

7. Julian Spalding ve Glyn Thompson, “Did Marcel Duchamp steal Elsa’s urinal?The Art Newspaper, Sayı: 262, Kasım 2014 (kısaltılmış çevrimiçi versiyonu).

8. Irene Gammel, Baroness Elsa: Gender, Dada and Everyday Modernity, Cambridge, MA: MIT Press, 2002, s. 109.

9. Ibid, s. 117–188.

10. Daha sonraları sanatı tümüyle bırakıp satranç kariyerine başlayacaktır.

11. Bu iş Philadelphia Sanat Müzesi koleksiyonunda yer almakta ve eserin künyesinde Elsa’nın isminin yanı sıra Morton Livingston Schamberg de ortak sanatçı olarak listelenmekte. Francis Naumann, Schamberg’in işe katkısının parçaları birleştirip fotoğraflamaktan ibaret olduğu iddiasındadır: Francis M. Naumann, New York Dada, 1915–23, New York: Abrams, 1994, s. 128.

12. Julian Spalding ve Glyn Thompson, “Did Marcel Duchamp steal Elsa’s urinal?”.

13. Bunlardan birincisi Elsa’dır ve 1927’de ölür. İkincisi ‘özgün’ Fountain’ı fotoğraflayan Alfred Stieglitz’tir, o da 1946’da ölür. Duchamp 1950’lerden itibaren eseri daha fazla ve açık biçimde sahiplenmeye başlar.

14. Marcel Duchamp Fransa doğumlu olsa da, sonradan Amerikan vatandaşlığına geçmiştir.

15. Bunlardan biri: Jesse J. Prinz, “Pilfered Pissoire? A Response to the Allegation that Duchamp Stole his Famous Fountain”, artbouillon, 20 Kasım 2014.

Elsa von Freytag-Loringhoven, Ersin Altın, Fountain, kadın, kadın hakları, Marcel Duchamp, sanat