Nicole Kidman, Reese Witherspoon,
Shailene Woodley, Darby Camp,
Nicholas Crovetti, Cameron Crovetti
ve Iain Armitage, Big Little Lies,
“Somebody’s Dead” (2017)
© HBO kaynak: imdb.com
Peyderpey
Big Little Lies

Reese Witherspoon ve Nicole Kidman, Avusturalyalı yazar Liane Moriarty’nin ünlü romanı Big Little Lies’ın yayın haklarını aldığından beri, herkes kitabın film uyarlamasını heyecanla bekliyordu. Yaklaşık üç yıllık bekleyişten sonra uyarlama, sinema salonu yerine televizyon ekranında izleyicilerle buluştu. Amerikan kablo kanalı HBO’nun aynı isimli mini dizisi, hem eğlence sektörünün hem de kadınların sektördeki yerinin değişimini ortaya koyuyor.

Kurbanı belirsiz bir cinayetin yaşandığı Monterey’de flashback’ler, izleyiciyileri bir ilkokulun1 ilk gününe götürüyor. Kasabaya yeni gelen Jane (Shailene Woodley) ve oğlu Ziggy, çocuklar arasında yaşanan ve ayrıntıları ilk etapta bilinmeyen husumetin sonucunda kendilerini büyük bir karmaşa içinde buluyorlar. Evliliklerini ve kendilerine biçtikleri annelik rollerini sorgulayan Madeline (Reese Witherspoon) ve Celeste (Nicole Kidman), bu karmaşada Jane’in yanında yer alıyorlar. Kızı Amabella zarar gören Silikon Vadisi’nin başarılı iş kadınlarından Renata Klein’ı (Laura Dern), karşılarında buluyorlar bu sebeple. Mutat olduğu üzere, olay burada kalmıyor. Kasabadaki gerginlik ve güç savaşı yoğunlaşırken öykünün karakterlerinin sırları ortaya dökülüyor.

Big Little Lies’ın televizyon uyarlamasını alışıldık bir cinayet hikâyesinden farklı kılan kadrosu ve zamanlaması. Eskiden sinemaya göre daha az muteber görülen televizyon, artık prestijli işler için uygun bir mecra olarak kabul ediliyor. HBO gibi kablolu kanallarla güç kazanan ‘nitelikli televizyon’ [quality television] algısı Kidman ve Witherspoon gibi Akademi ödüllü oyuncuları bile televizyona çekiyor. Dizinin yönetmeni Jean-Marc Vallée de Wild ve Dallas Buyers Club gibi tanınan filmlerin yönetmeni. Her ne kadar sinema kökenli bir ekibe sahip olmak hâlâ televizyon dizilerine değer kazandırıyor olsa da dizinin yazarı David E. Kelley, The Practice, Ally McBeal ve Boston Public gibi başarılı dizilerin yaratıcısı.

Bu kadın ağırlıklı öykünün ekrana gelmesinde Reese Witherspoon ve Nicole Kidman’ın dizinin hem oyuncuları hem yapımcıları olmalarının etkisi büyük. Son birkaç yıldır, kadınlarla ilgili ve kadınlara yönelik içeriğin üretimi için yaratım aşamasında da kadınların yer alması gerektiği tartışılıyor. Sony’nin e-posta sisteminin hack’lenmesi ile kadın ve erkek oyuncular arasında kazanç farkları tescillendi. Sektördeki kadınlar, erkekler kadar kazanamamaktan ve aynı imkânlara sahip olmamaktan şikâyetçiler. Durum hem kamera arkasındaki hem de önündeki kadınlar için geçerli. Ve herkes içeriği üretebilmenin onlara daha fazla kontrol sağlayacağı konusunda hemfikir.

Big Little Lies, afişler © HBO
kaynak: imdb.com 

Big Little Lies’ın prodüksiyon öyküsü bu değişime işaret ederken, Monterey’de geçen hikâyenin kendisi de toplumsal cinsiyet rollerinin dönüşümüne ışık tutuyor. Witherspoon’un canlandırdığı Madeline, tüm hayatını anneliği üzerine kurmuş. Çocukları büyüdükçe, anne olmaktan başka ne olduğunu sorgulamaya başlıyor. Kidman’ın canlandırdığı Celeste ise, dışarıdan bakıldığında harika bir hayata sahip. Ama şiddete meyyal kocasıyla olan sorunlarının yanı sıra, geride bıraktığı avukatlık kariyerine duyduğu özlemle boğuşuyor. Celeste, Madeline için belediye başkanı ile yaptığı bir görüşme sonrası işini ne kadar özlediğini anlatırken ağlıyor. Kariyerindeki başarısının, anneliğine zeval getirmesinden korkan Renata ise sürekli bir endişe içerisinde. Kasabaya yeni gelen Jane, bekâr bir anne olarak çocuğunu büyütmeye çalışırken kendi geçmişi ile yüzleşme derdinde. Kadınlıkları ve annelikleri her an eleştiriye maruz kalan kadınlar diken üstündeler. Tüm bu karakterlerin hayatlarındaki erkekler ise, işleri ya da aileleri arasında seçim yapmaya zorlanmıyorlar. Madeline’in eşi Ed’in dışındaki hiçbir erkeğin sempatik bir imaj çizmediğini de belirtmek gerek.

Sosyal medyanın yaygınlaşması ile beraber mommy wars [anne savaşları] hız kazanmış durumda. Dizideki karakterler gibi, gerçek hayatta da kadınların tercihleri eleştiriye açık. Özellikle stay-at-home anneler ve lean-in kadınlar arasındaki gerginlik hemen her mecrada görünür durumda. Facebook yöneticisi Sheryl Sandberg’in kitabı ile Amerika’da yaygınlık kazanan lean-in woman tabiri, kariyerin ve anneliğin birbirlerine zarar vermeden devam edebileceklerinin altını çiziyor. Angela McRobbie2 gibi yazarların, bu tanımın neoliberalizm ile bağlantısına dikkat çektiğini belirtmekte fayda var. Elbette kadınların önüne sürülen toplumsal roller, siyasi ideolojilerden ve ekonomik sistemlerden bağımsız değil. Burada ilginç olan, kadınların her türlü şartın zorluklarını erkeklerden daha büyük şiddetle yaşamaları. Gerçek hayatta olduğu gibi dizide de çalışan erkeklerin aksine kadınlar, ebeveynlik ve iş hayatının nasıl beraber devam ettiği üzerine sorularla karşı karşıya kalıyorlar. Hem iyi bir iş kadını hem de iyi bir anne olmaya gayret gösteren lean-in Renata ile stay-at-home mom Madeline arasında da böyle bir gerginlik söz konusu. Her iki karakter de birbirlerine kızıyor gibi görünürken, aslında kendi tercihlerini sorguluyorlar.

Laura Dern, Jeffrey Nordling ve
Ivy George; Shailene Woodley
ve Iain Armitage; Reese Witherspoon,
Adam Scott, Kathryn Newton
ve Darby Camp; Witherspoon ve
Zoë Kravitz,
Big Little Lies (2017),
© HBO kaynak: imdb.com

Orijinali Avusturalya’da geçen hikâye, Kuzey Kaliforniya’ya taşınınca hiç deforme olmamış. Belki karakterlerin sosyo-ekonomik sınıfı yükseldikçe, öyküleri daha globalleşiyor. Belki de dünyanın farklı yerlerindeki kadınlar, farklı şekillerde olsa da benzer baskılara maruz kalıyorlar. Öykünün en sakin ve huzurlu karakteri Bonnie’nin bile, bu ortak deneyimden payını aldığı ima ediliyor dizide. Madeline’in eski kocası ile beraber olan yoga hocası Bonnie’nin geçmişte payına düşen şiddet, kitapta alenen anlatılmış. Bunun gibi farklılıklara rağmen Big Little Lies büyük oranda kitaba bağlı kalınmış bir uyarlama. Fonksiyonel sayılabilecek bazı değişiklikler, öykünün omurgasına ve esasına zarar vermemiş. Diziyi izlerken yan karakterlerin sorgu sahnelerini görünce, yönetmen ve senaristin bazı bilgileri hızlıca aktarmak için kolaya kaçtıklarını düşündüm. Oysa yazar Liane Moriarty, kitapta da benzer bir şekilde hikâye örgüsüne yan karakterlerin anlatımları ile ara veriyor. Moriarty, Avusturalya’da tanınıyor, ama asıl şöhretini kitaplarının Amerika Birleşik Devletleri’ndeki popülerliğine borçlu.

Dizinin oyunculuk, sinematografi ve müzik dallarında önümüzdeki ödül sezonunda adını duyurması kaçınılmaz olacak. Sinematograf Yves Bélanger, Kuzey Kaliforniya’nın doğasını ve renklerini öykünün dokusuna işlemiş. Çocuk kavgası ile başlayıp yavaş yavaş kasabadaki yetişkinlerin sırlarını ortaya koyan Big Little Lies aslında mizah ve dramayı dengeleyen bir cinayet hikâyesi. Belki tüm bu özelliklerden daha önemlisi, kadınlık ve annelik üzerine düşündürücü bir analiz. Witherspoon’a, neden bu kadın öyküsü için erkek bir yönetmen seçtiği sorulunca, çalışırken rahat hissettiği için Vallée’yi seçtiğini söylemiş. Daha üzerine düşünecek çok şey olduğu ortada.

Nicole Kidman, Alexander Skarsgård,
Jean-Marc Vallée (yönetmen),
Nicholas Crovetti ve Cameron Crovetti,
Big Little Lies (2017), © HBO
kaynak: imdb.com 

Big Little Lies üzerine düşünürken fonda dizinin mükemmel müziklerini çalmakta fayda var. Madeline’in müzik şirketi yönetmeyi hayal eden küçük kızı Chloe’nin ailesine ve arkadaşlarına dinlettiği müziklerin nerede bitip dizi için seçilen diğer müziklerin nerede başladığı zaman zaman belli olmuyor. Fakat her bir şarkı öyküdeki yerinin hakkını veriyor. Tüm bu müzikleri dinlerken, Chloe’nin kuşağı annelerinin maruz kaldığı soru ve sorgulamalara maruz kalmaz diye umuyorum. Öykü, olaya dahil olan kadın karakterlerin, tüm farklılıklarına ve geçmiş kızgınlıklarına rağmen, zalim bir erkeğe karşı bir arada direnmesi ile sonlanıyor. Birbirini destekleyen kadınların okyanusu seyrettiği bir mutlu son ile biten Big Little Lies, tüm karanlığa karşı umut taşımak için yeterli bir sebep diye düşünüyorum. Bilmem yanılıyor muyum?

Big Little Lies Müzik Listesi:

1. Kitapta çocuklar, anaokuluna gidiyorlar. Dizide ise birinci sınıfa başlıyorlar.

2. Angela McRobbie “Feminism, the Family and the New ‘Mediated’ Maternalism: Human Capital at Home” isimli makalesinde bu ilişki üzerine ayrıntılı değerlendirmelerde bulunuyor.

annelik, Big Little Lies, dizi, film, kadın hakları, Peyderpey, popüler kültür, Şebnem Baran, televizyon, uyarlama