Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin
121. toplantısında Rio de Janeiro’nun,
31. Yaz Olimpiyat Oyunları’nı
düzenleme hakkını elde etme kutlaması
(fotoğraf: Ricardo Stuckert, Agência Brasil;
kaynak: Wikimedia Commons)
Pazar Sekmeleri:
Rio 2016

İstanbul’da televizyon yayınının, haftanın kimi günleri ve son derece kısıtlı saatlerle sınırlı olduğu 1972 yılı ortamında bile, 1972 Münih Olimpiyatları naklen yayınlandı; biz de küçük çocuklar olarak Mark Spitz’in yedi altın madalya kazanmasını kıskançlık ve hayranlık karışımı duygular içinde seyrettik. Sonraki yıllarda, biz ‘büyüdükçe’, sadece Mark Spitz’leri değil, ortaya çıkan başka ilgilerimizin/kaygılarımızın gösterdiklerini de olimpiyatlarda izledik. Kendi adımıza, ilk kez bu yıl —en azından şu ana kadar— hiçbir canlı görüntüsü ile karşılaşmadığımız bir olimpiyat yılındayız. Oysa, Rio 2016, sadece spor, olimpiyat ve gösteri bağlamında değil, yaşadığımız dünya hakkında, belki de daha önceki olimpiyatlardan çok daha fazla, fikir verecek gibi görünüyor.

2002 yılında tamamlanan ve zamanında severek izlediğimiz drama Cidade de Deus (Tanrının Kenti) filminin yönetmeni Fernando Meirelles, Rio 2016’nın açılış gösterilerini de yönetti. Ağırlıkla plantasyonlardan kurtulan eski kölelerin 19. yüzyılın sonundan itibaren yerleştiği ve Brezilya devleti ile araları hiç ‘iyi’ olmamış favelaların açılış gösterisine dahil edilmiş olması, genel olarak olumlu tepki de aldı. Ne var ki, olimpiyatlar nedeniyle evinden edilen Delmo de Oliviera farklı bir öykü anlatıyor: “Favelalar Rio’nun ruhudur … [açılışta] hayali bir favela, bir hikâye sundular. Bu arada, Eduardo Paes [Rio belediye başkanı] favelaları imha ediyor. Bu bir riyakârlık.” Bütün bu inşaat ve mimarlık faaliyetlerine değip değmeyeceği ise ayrı bir tartışma. O ya da bu şekilde, olimpiyadın Rio de Janeiro’yu çok değiştireceği açık, ne var ki kazananlar ve kaybedenler, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Rio’da da, 100 yıldan uzun bir süredir pek değişmiyor. Apaçık ortada olanların söz konusu değişmeme/değiştirilememe hali, olimpiyatların soyut iyi niyet, dostluk ve insancıllık bulamacının tersine, insan fırsatçılığı ve bencilliğine vurgu yapan bir sinizme yol açıyor: Rio 2016’nın bir tür toplumsal felakete yol açacağını uzun zamandır söyleyenler, artık Rio Olimpiyatları için gerçekleştirilen kentsel projelere ‘planlama felaketi’ madalyaları dağıtıyorlar.

Olimpiyatların ‘satıldığı’ yılın ise 1984 olduğu iddia ediliyor. 2014 Soçi Kış Olimpiyatları için harcanan 51 milyar dolar göz önüne alındığında —ki kış olimpiyatları her zaman yaz olimpiyatlarına oranla daha mütevazıdır—, Los Angeles olimpiyatlarının çok ucuza gittiği söylenebilir. Belki de, olimpiyatların satılma tarihinde yanılıyoruzdur; olimpiyatlar başından itibaren, daha Uluslararası Olimpiyat Komitesi kurulurken satılmıştır da, haberimiz yokmuş gibi yapıyoruzdur: Bir tür ‘kutlama ayini’ olarak kapitalizm.

Bütün bu olan bitenlerin içinde ya da belki doğrusu olmayan ve değişmeyenlerin ortasında, Wired dergisinde Rio belediye başkanı ve tasarım grubunun toplumsal ve finansal sorumluluk vurguları ile bu sorumluluklara çözüm olarak ‘göçebe’ ve hafif mimarlık önermeleri ne kadar ciddiye alınabilir? Karar sizin. Şu kadarı biliniyor ki, Wired dünyanın karşı karşıya olduğu çevresel, toplumsal ve ekonomik sorunların sürdürülebilir yeni teknolojiler ve inovasyonlarla aşılacağını varsayan bir mecra —sorunlara yol açan toplumsallığın dönüştürülmesiyle değil! İşte Rio 2016 Olimpiyat madalyaları da, bu en ‘siyaseten doğrucu’ tasarım yordamı yani sürdürülebilir tasarım ile uyumluymuş. İyi. Ne sürdürülüyor? Bir daha hatırlayalım: Favelalar, Rodrigo de Freitas lagününü zehirleyen lağım, Guanabara koyunu dolduran çöpler vb. Eğer gerçekten sürdürülebilir bir olimpiyat diye tutturduysanız, bundan daha iyi bir öneri bilmiyoruz. Ama zaten, kim ne biliyor ki? Başka öneriler de bir hayli çok.

Böyle bir dünyada, ‘salt’ tasarımdan söz edebilmek, böyle bir talebi dile getirebilmek imrenilesi bir beceri ve ancak ehil profesyonellerin işi; eh, Milton Glaser da gerçek bir profesyonel. Oysa, profesyonellik kaplaması biraz sıyrıldığında, Vinicius bile kafamızı karıştırıyor. “Rio’nun olimpiyat oyunlarına evsahipliği yapacağı ilan edildiğinde ortaya çıkan mutluluk patlamasından doğdum” diyor Vinicius ve devam ediyor: “Ben olimpiyat oyunları maskotuyum, tüm Brezilya hayvanlarının bir karışımıyım.” Dünyanın biyolojik çeşitliliği en yüksek kimi bölgelerini içeren Brezilya için, Vinicius’un, bir an akıllıca bir sembol olduğu düşünülebilir. Oysa, biraz dikkat, tüm sembollerin ve temsiliyet iddialarının hep yapageldiklerini burada da yapmakta olduklarının fark edilmesini sağlar: Temsiliyet yanılsaması, gizlenenler, daha doğrusu gözden saklananlar üzerinden işler.

Peki ya sporcular ne alemdeler? Öncelikle, sadece çok çalışma ile ‘mükemmel’ başarılı olunmuyormuş. Sonra, ‘temiz’ —doping yapmayan demenin kibarcası— atletlere olan takıntımız, takıntısı olanların ‘temiz’ olmamasındanmış. Ve, son olarak, sporcuların da ödemeleri gereken faturalar varmış. Üçünü toplayınca sanki şöyle bir şey ortaya çıkıyor: Sporcuların süper başarılı, temiz ve faturaları ödeyebilenlerini severiz; korkarız buradan tüm sporcuların profesyonel olmaları gerektiği gibi bir yere varılacak —bu cümle, hâlâ amatör sporcuların var olduğu varsayımı ile yazıldı, öyle bir şey kalmadıysa bu cümleyi okumayın.

Son olarak bir video: Olimpik sporcuların küresel ısınmaya karşı bir iyi niyet kampanyası; “1.5°C The Record We Must Not Break”. Bütün varoluşunu rekabet, yarışma ve kazanmaya adamış bir spor kültürü, kırılmaması gereken bir rekor sözü verebilir mi?

Manifold, Olimpiyat Oyunları, Pazar Sekmeleri, Rio 2016, Rio de Janeiro