Varyemez Amca [Scrooge McDuck]
ve Donald Duck
Pazar Sekmeleri:
Pro Bono (Publico)

Oxford İngilizce sözlüğü, pro bono publico ifadesini “kamu/halk iyiliği için” olarak tanımlıyor. İfade, son derece anlaşılır bir biçimde, hukuk kökenli ve bilinen ilk kullanımı da 17. yüzyıl ortasına, hukukçu ve parlamento savunucusu Henry Parker’ın metinlerine isabet ediyor. Günümüzde de kavram hukukçular için önemini koruyor. Amerikan Barolar Birliği (ABA), her yıl pro bono publico hizmetlerini sıradışı bulduğu beş hukukçuyu ya da hukuk kurumunu ödüllendiriyor. ABD genelinde, ilkesel olarak her avukatın yılda en az 50 saat pro bono publico hizmet vermesini savunan birliğin talebi eyalet baroları tarafından o ya da bu şekilde —çoğu zaman talebin üzerine çıkan bir biçimde— yerine getiriliyor. ABA’nın ve diğer eyalet barolarının web siteleri çeşitli pro bono publico hukuk projeleri ve çalışma gruplarına ilişkin bilgilerle dolu. Profesyonel hukuk hizmetlerinden, başta yoksulluk olmak üzere, yararlanamayan ya da yararlanması engellenenlere hukuksal destek verilmesi pro bono publico’nun temeli. Unutulmaması gereken başka bir konu da, hukuksal olarak temsil edilemeyenlerin sadece dezavantajlı bireyler ve gruplar olmadığı; genel olarak insan hakları, çevre/ekoloji sorunları ya da hayvan hakları benzeri konular da, hukukçular için pro bono publico meseleler. Üniversitelerin hukuk fakülteleri de —hem öğretim üyeleri hem de öğrencileri— pro bono publico çalışmalara özel ilgi gösteriyorlar; sözgelimi Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi içindeki Oxford Pro Bono Publico böyle bir grup.

Ne var ki, pro bono publico ifadesi artık sadece hukukçuların yukarıdaki kullanımı ile sınırlı değil, giderek ifadenin de değişmekte olduğunu belirtmekte yarar var. “Kamu/halk yararı için…” diye başlayan Oxford sözlüğünün (OED) tanımı şöyle devam ediyor: “…şimdilerde genellikle finansal karşılığı olmadan.” Bu biraz garip bir durum kuşkusuz; bir pratiğin kamu yararına olup olmamasının ölçütünün, pratiği gerçekleştiren aktörlerin gerçekleştirdikleri eylem karşılığında para kazanıp kazanmamalarıyla bir ilgisi olmaması gerekir. Ama belli ki var, para kazanmak için yapılan işlerin, gerçekleştirilen pratiklerin kamu yararıyla pek bir ilişkisi olmadığı, bir anlamda Oxford sözlüğü üzerinden itiraf ediliyor. Kuşkusuz tersi de sorgulanmalı; bir pratiğin kamu yararına olup olmadığına karar vermek için, o pratikten kazanç sağlanmamış olması yeterli mi olacak? Giderek, ifadenin güncel yaygın kullanımında publico’nun düştüğünü de bir kenara yazmak gerek; pro bono eylemlerden söz ediliyor artık. Pro bono publico’nun kaçınılmaz olarak siyasallık içeren kavramsallığından, pro bono yani sadece ‘iyilik olsun’ diye gerçekleştirilen ‘yardımsever/hayırsever’ pratiklerin kavramsallığına savrulan ifade, dünyanın son 30-40 yılda dönüştüğü durumu ortaya koyuyor. Aslında bu dünyanın dahası da var: Pro bono, ‘iyilik olsun’un ötesinde, ‘güzellik olsun’ olsun diye de okunabilir. Kastedilen şu: Pro bono pratiğin aktörleri, beklenti içinde oldukları, gelmesi olası —maddi, toplumsal, şan, şöhret vb.— çeşitli türlerde çıkarları için, çıkarlara yönelik bir takım ‘güzellikler’ yaparlar. Ne var ki, olağan çalışma koşullarının giderek güvencesizleştiği —güvencesizliğin ideolojik perdesiyle ifade etmek gerekirse— ‘esnekleştiği’ neoliberal dünyada, güzellik yapabilmek bile bir ayrıcalık, çünkü pratiklerin giderek daha fazla bedava talep edildiği, emeğin sürekli ucuzladığı bir dünya bu. Mimar ve tasarımcılar pratiklerini, publico’nun kaybolduğu, pro bono’nun ise hayırseverlik-güzellik-bedavacılık üçgenine yerleştiği bir dünyada gerçekleştiriyorlar artık.

1914 yılında American Institute of Graphic Arts (AIGA) adıyla kurulan, ancak günümüzde —olasılıkla tasarım pratiklerinin daha karmaşık ve melez alanlara dönüşerek eski disipliner sınırların savunulmasının zorlaşması nedeniyle— daha genel bir tasarım profesyonelleri örgütüne dönüşen ve adını AIGA, the Professional Association for Design’a dönüştüren AIGA’in bu üçgene ilişkin durum saptaması yapılmasına olanak sağlayan ücretsiz çalışma kategorileri var: Spekülatif çalışma [spec], yarışmalar, gönüllü çalışmalar, staj ve pro bono. Bir meslek örgütü olarak AIGA için bedavacılık diye bir kategori görünüşte yok. Ama yok mu gerçekten? AIGA’in kategorilerinde bedavanın yerini ‘gönüllü’ almış gibi görünüyor.

Sözgelimi, “eğitici bir kazanım içeren bir tür gönüllü çalışma” olarak tanımlanan staj, stajın giderek eğitimsel ve mesleki yeterlilik bağlamında gönüllülük değil bir zorunluluk hâline geldiği günümüzde, doğrudan bedava emek olarak görülmeli. Giderek işsizlikle sürekli tehdit altında kalan yeni mezunların bir tür daimi stajyerlik konumuna hapsoldukları da söylenebilir; işsiz kalmaktansa stajyer kalmak evladır. Yarışma ise, kuşkusuz gönüllülük içeriyor, ama “ne tür bir biçim alırsa alsın, bir ödül kazanmak umuduyla yapılan çalışmalar” olarak tanımlandığında işin çığrından çıkması hayli kolaylaşıyor. Sözgelimi, ödül olarak bir avuç fıstığa ne dersiniz? Kaldı ki, yukarıda sözü edilen yeni mezunların sürekli stajda bekletilmelerinin bir parçası da yarışmalar olabiliyor: Yarışmalar en az gönüllülük kadar, işsizlikten kaynaklanan bir zorunluluk olarak da görülebilir. Gönüllü olarak kategorize edilen çalışma da, bir tür ‘bedava’ tuzağı içeriyor. “Karşılığında bir ödeme beklemeden, destek olmak” için yapılan çalışma, sözgelimi gerçekten bir arkadaşa destek olmak için yapılan gönüllü çalışma olarak görülebilir. Ama tanımın devamında yer alan “deneyimin kendisi için yapılan çalışmalar” tamlaması, sayısız ünlü/önemli tasarımcının yanında ‘deneyimin kendisi için’ bedava çalışma hikâyesini anımsatıyor. “Kamu yararına gönüllü çalışma” olarak tanımlanan pro bono’nun da bedava kabul edildiğini söylemek mümkün. Tam da bu nedenle, sonucunda para kazanılan pratiklerle ortaya çıkan bu dünyayı var eden pratikleri değiştirmek yerine, tüm çalışma zamanının %1’ini pro bono projelere ayırarak o sorunlara derman olabileceklerini varsayanlar var. Bu dört bedava kategorisinin edilgen çalışma biçimleri olduğu söylenebilir, neoliberal ekonomi-politiğin tek etkin bedavacılığı ise spekülatif olarak kategorize edilen çalışmalar: “Sonradan karşılığını almak umuduyla yapılan işler.” Madem bedava kaçınılmaz, seçtiğiniz zenginlere bedava çalışın, belki satın alırlar.

AIGA’in Portland şubesinin web sitesinde yayımlanan “Design Contests Are Unethical” başlıklı metin, yaratıcı endüstriler ve çalışma hayatı bağlamında örnek bir olay içeriyor: ABD’nin kitap tüketiminde ilk sıralarda yer alan, liberal/sol eğilimli bir kent olan Portland ve çevresinde şubeleri olan, büyücek kitapçı Powell’s Books’un 2013 yılında açtığı alışveriş torbası tasarım yarışması (yarışmanın, metinde verilen linki Powell’s Books web sitesinden kaldırılmış). Bünyesinde tasarımcı da çalıştıran, dolayısıyla her ne tasarım işine gereksinimi vardıysa onu kendi içinde halledebilecek Powell’s Books’un yarışmayla ucuz emek peşinde olduğunu söylemek zor. Nitekim firmanın tweetlerinden anlaşıldığı kadarıyla, yarışma onlar için okuyucularını eğlenceli, katılımcı ve ‘amatör’ bir etkinliğe çekmekten ve bir PR etkinliği gerçekleştirmekten daha fazlası değil. Burada olsa olsa, mesleki duyarlılıkları haddinden fazla profesyoneller olarak, tasarımın PR malzemesine dönüştürülmesinin sevimsizliğine itiraz edilebilir. Ne var ki, birincilik ödülü Powell’s Books’tan 500 dolarlık bir hediye kartı olan yarışma davetine, profesyonel tasarımcılar da icabet eder ve hâliyle kıyamet kopar. Ama yanlış bir kıyamet. Tepkiler kendi çalışma koşullarını prekerleştiren —esnekleştiren mi demeli yoksa— tasarımcıların işsizlik ile yüzleşmelerinin dışavurumu sadece ve üstelik hedefini şaşırmış bir tepki. Powell’s Books ne bedava teklif topluyor ne de profesyonel bir yarışma açmış durumda. Gerçi illüstratör Jeannette Langmead, yarışmaya protesto amaçlı gönderdiği tasarımını paylaştığı blog postunda tersini iddia ediyor. Ne var ki, daha önce belirtildiği gibi yarışmaya ilişkin tüm bilgiler Powell’s Books web sitesinden kaldırılmış durumda, bu da daha fazla kuşku uyandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Jeannette Langmead ise, dünyadaki binlerce freelance tasarımcının sadece Portland versiyonu. Tepkiler, ‘yaratıcı endüstri’ —deterjan üretircesine endüstrileşmiş bir pratiğin yaratıcılığı nasıl oluyorsa artık— benzeri kavramsallaştırmaların ve genel olarak —sadece neoliberal ekonomi-politiğin değil— her türlü meta üretiminin kendi pratikleri üzerlerindeki etkilerini, pratiklerinin varoluşu için anlamını bir türlü tanımlayamayan ‘yaratıcıların’, artık can sıkıcı bile denemeyecek şaşkınlıklarının ifadesinden başka bir şey değil. Bu şaşkınlık, özellikle kamu ve devlet finansmanı ile gerçekleştirilecek tasarım işlerinin dağıtımı için hâlâ anlamlı bir yol olabilecek tasarım yarışmalarının gayrietik olarak etiketlenmesine kadar uzuyor.

“Design Contests Are Unethical”
yazarı Michael Buchino’nun
Powell’s Books yarışmasına
‘protest’ katılımı.

Söz konusu şaşkınlığın bir başka tezahürü de, tüm bu ‘bedavacılığın’ içinde AIGA’in spekülatif çalışmalar olarak kategorize ettiği işlere yönelik tepki. Bu bağlamda, aynı iş için farklı tasarımcılardan teklif istenmesi biçiminde de tezahür eden spekülatif tasarım çalışmalarına karşı lobi yapmak üzere oluşturulmuş bir web sitesi: NO!SPEC. NO!SPEC, sorun bağlamında iyi bir kaynakça da içeriyor. Free Fee or Flee ise, bedavanın kaçınılmazlığında yolunu kaybedenlere, bedavacının ve tasarımcının kimliğine göre yol göstermeye çalışıyor. Artık yerseniz.

“Free Fee or Flee”den ekran görüntüsü

İş dünyasının ve neoliberal siyasetin tüm ağırlığıyla egemenliğini ilan ettiği bu yıllarda, hayırsever pro bono mimari pratiklerin mimarlığı yeniden tanımlamakta olduğunu iddia eden bir metin: “Good Design, A public interest movement redefines architecture.” Stephanie Garlock’un metni, alanın önemli aktörlerini derli toplu anlatan, ne var ki pozisyonel olarak dikkatli okunması gereken bir metin. Çünkü, pro bono yardımseverlik, artık neoliberal dünyanın içerdiği, makbul bir ‘iş’ biçimi. Tıpkı Davos gibi zirvesi var (sponsorlara dikkat!). Zirveden pro bono’nun bir iş olarak potansiyellerini öğrenmek mümkün.

“Demonstrating
the business value of pro bono”,
The Global Pro Bono Summit 2016 Recap,
s. 3’ten alıntı

Her yıl ekim ayında, farklı pratiklerden profesyonellerin hayırlı zamanlarını/becerilerini/bilgilerini adayabilecekleri bir pro bono haftası da var. Dahası, büyüyen pro bono girişimlerin iş ve personel, para ve finansman gereksinimleri ile diğer işletme gereksinimlerine cevap verecek firmalar ve akıl babaları da var. En azından, Garlock’un metninde adı geçen ve mimarlığı yeniden tanımladıkları iddia edilen Michael Maltzan Architecture, sorun sanki bilginin dolaşımı ya da tasarımcılar ile müşterilerin birbirlerini bulamamalarıymışçasına kendilerini bilgi aracısı ve çöpçatanı olarak tanımlayan Public Architecture ya da sorunun mimarlığın maliyeti yerine mimarlık olmadan yaşamanın maliyeti olduğunu iddia eden MASS Design Group gibi gruplara ya da Impact Design Hub benzeri yayınlara (ki bu yayın Autodesk tarafından satın alındı) pro bono işletmeler olarak da bakabilmek gerekiyor. Belki de yeniden tanımlanan mimarlık, profesyonel bir ‘muhalefetmiş gibi olma hâlinden’ başka bir şey değildir. Benzer biçimde, aynı pro bono iş sektörü bir hayli tasarım ve mimarlık kitabının da üretilmesine yol açtı; The Power of Pro Bono, bunların en ünlülerinden. Kitabın editörü John Cary, gerçek bir pro bono profesyoneli.

Tasarım dünyasındaki pro bono ve sosyal tasarım furyasına, içeriden eleştirel bakan bir metin: “Arguing With Success.” Metnin, tasarım ve mimarlığın meta üretimi dünyasıyla olan ilişkisini uzun zamandır dert edinen David Stairs’den gelmesi ve kurucularından olduğu Design Altruism Project isimli web sitesinde yayımlanması manidar. Belki pro bono’nun geldiği yer bağlamında, hayırseverlikten epey farklı bir kavram olan ve unutulmaya yüz tutmuş bulunan altruism’in altını çizmekte yarar var: diğerkâmlık ya da özgecilik ya da basitçe başka-seven.

Will Holman’ın “Lessons from the Front Lines of Social Design” başlıklı metni ise, genç ve hevesli bir mimarın pro bono labirentindeki deneyimlerini anlatan, pek çok profesyonel pro bono’nun tersine, pro bono publico hayalini hem canlı tutan hem de bugün içinde bulunduğu sorunlara işaret eden içten bir metin.

Pro bono “hayırseverliği, toplumsal ya da insancıl bir pratik olmak yerine, günümüz yaratıcı kapitalizminin, onun büyüyen eşitsizlikleriyle doğrudan ilişkili, entegre bir parçası” olarak tartışan Mikkel Thorup’un Pro Bono? başlıklı kitabı çarpıcı. “Kitap, ideoloji olarak hayırseverliğin dört dışavurumunu inceliyor: Vicdanı rahat bir biçimde tüketmemiz istenen tüketici hayırseverliği; işletmelerin sosyal etkinliklerde bulunduğu ve hayırsever kurumların kendilerinin şirketlere benzeştiği şirket hayırseverliği, gösterişçi tüketimin gösterişçi hayırseverlikle bütünleştiği milyarder hayırseverliği ve son olarak ünün hayır için kullanılmasının şöhretin işaretlerinden biri olarak kabul edildiği şöhret hayırseverliği.” Pro bono tasarım ve mimarlık, hayırseverliğin söz konusu dört dışavurumunun mecraları arasında yer alıyor olmasın?

Manifold olarak biz, pro bono’nun pro’sunu da atalım diyoruz. Çünkü, çok bayılmamakla birlikte, yine de Bono’nun pro bono’dan iyi olduğunu düşünüyoruz. Belki adı olmayan sokaklarda artık tamamen kaybolduğumuz için.

U2, “Where The Streets Have No Name”, süre: 07:12

Hay aksi, Bono da pro bono’ydu, unuttuk.

hayırseverlik [philanthropy], Manifold, Pazar Sekmeleri, prekarya, pro bono