Kolajın kaynakları: bnd.com,
omariakil.com, theverge.com,
sciencealert.com, wired.com,
theconversation.com, qz.com,
wikipedia.org

Pazar Sekmeleri:
Pokémon Go Özel

“Aynı dünyanın Pokémonlarını yakalasınız da, farklı dünyalarının Pokémon eğitmenlerisiniz”. Özgür’ün bu cümlesi, okuduğumuzdan beri zihnimizi meşgul ediyor. Belli ki, söz konusu yazıyı okumamış olmasına karşın, aynı sorun Omari Akil’in de aklında: Warning: Pokemon Go Is a Death Sentence If You Are a Black Person. Basmakalıp bir Yeşilçam yargısı —“Biz ayrı dünyaların insanıyız!”— hiç bu kadar gerçek olmamıştı. Daha doğrusu, belki yargı her zaman basmakalıp olamayacak kadar gerçekti de, Yeşilçam filmleri aracılığıyla ortaya çıkışı basmakalıptı ve bu basmakalıp ortaya çıkış gerçekliği ‘örtüyor’, dünyaların aynı olduğu yanılsamasını yaratıyordu. Üstelik, Pokémonların dağılımları da dünyaları ayırmaya devam ediyor: There Are Fewer Pokemon Locations in Black Neighborhoods, But Why?

Başarı endeksli bir dünyada yaşadığımız malum; söz konusu başarı ise kuşkusuz ekonomik/finansal olmak durumunda. Artırılmış bir gerçeklik uygulaması olarak Pokémon Go’nun finansal başarısının işaret ettiği ‘olanakların’ pazarlamacılar ile onlara teknoloji üreten şirket, araştırma kuruluşları ve üniversiteleri heyecanlandırdığı açık: Pokémon Go’s Breakout Success Has Implications for the Real World, Too. ‘Gerçek dünya’nın ise, münhasıran pazarlamacılara ve teknoloji üreticilerine ait olduğu saplantısına da dikkat! Kaldı ki, teknolojinin çok işlevsel bir bilgi toplama aracı olduğu da biliniyor; ama yine de gönüllü teslimiyet asıl olan: Pokémon Go is Automatically Granting Permission to Read Your Gmail. Teslimiyeti bu denli gönüllü kılan, ‘basitlik’, ‘aşinalık’ ve ‘kapsayıcılık’ üzerinden işleyen ‘fantezi’. Diğer bir yazının başlığında bir çelişki gibi sunulan durum (vasat bir oyun, şaşırtıcı bir fantezi), fantezi dolayımıyla gerçekleşen teslimiyetin kurucu ögesine işaret ediyor; vasatlık: Pokémon Go is an Average Game, But an Astonoshing Fantasy. Vasatlığa teslim olmanın karşılığını ise, yeterince sık tüketimde bulunduğunuz bir McDonalds’ın ‘size özel’ GYM’e dönüşmesi ile almak mümkün; Pokémon Go üzerinden geliştirilmesi düşünülen pazarlama yöntemleri gerçekten şaşırtıcı bir zenginliğe sahip: When Pokémon Go’s Servers Go Down, You’re Not the Only Loser” ve Pokémon Go Proves Gaming Psychology Can Help Lure Customers and Profits.

Kötü niyetli olduğumuz ortaya çıktı yine. Oysa, bambaşka başarılara da imza atıyor Pokémon: Öncelikle ruh ve sinir sağlığımıza el atıyor. ‘İsviçreli’ bilim insanlarına göre, Pokémon depresyona iyi geliyormuş: Pokémon Go is Reportedly Helping People with their Depression. Pokémon Go’yu, uzun zamandır depresif eğilimler gösteren bir arkadaşımıza önerdik, sonuçlarını merakla bekliyoruz. Başka bir merakımız da, yazıdan anladığımız kadarıyla eskiden psikoterapi denilen pratiğin artık tweetoterapiye dönüşmekte olduğu; bu sorunumuzu ise ‘İsviçreli’ bilim insanlarına soracağız. ‘İsviçreli’ bilim insanlarının bilmediğini, Güney Kaliforniya Üniversitesi, Annenberg İletişim ve Gazetecilik Okulu insanları biliyor: Pokémon Go mükemmel bir ‘dating’ —arkadaşlık— oyunu/uygulamasıymış, çünkü “ortak ilgi alanları, etkinlikleri ve geleceğe yönelik ortak mücadeleleri olan” insanların buluşmasını sağlıyormuş. Depresyona, ortak ilgilerin, etkinliklerin ve mücadelelerin paylaşıldığı arkadaşlıktan daha iyi gelen ne olabilir? Bilimsel iletişim ve gazetecilik çok önemli konular gerçekten: Pokémon Go Might Be Just the Perfect Dating App (Yes, Really). Biz de ekleyelim: Hakikaten yani! Eskimolar gibi mükemmel yön duygusuna sahip kimi grupların, bu yeteneklerini “çevrelerine dikkat ederek” kazandıkları gibi ‘önemli bilimsel’ bir saptama yapan bir nöro-bilim insanı ise, Pokémon Go beynimize iyi geliyor ama —neyse ki— çok da abartmayın diyor: Pokémon Go Could Improve Brain Health, But You’re Too Distracted to Let It. Peki ya Pokécology’ye ne dersiniz? Ekolojik felaketin eşiğinde olan bir dünyada Pokémon Go’yu var eden teknolojinin basitçe yok sayılmasının anlamı yok kuşkusuz. Dolayısıyla, yazarların bu teknolojiyi ekolojik bir duyarlılık yaratmak üzere sahiplenme önerisi yerinde. Ne var ki, kendi ifadeleri ile zenginleştirilmiş oyun teknolojilerinin kullandığı, insanların eğlence ve rekabet arzuları ekolojik amaçlar için kullanılabilir mi, yoksa söz konusu arzular mı doğayı imha etmektedir? Siz karar verin: Pokécology: People Will Never Put Down Their Phones, But Games Can Get Them Focused on Nature. Tüm bu sokağa ya da depresyondan çıkarma arayışı, korkarız, insanların satın alma işlevlerini canlandırma, bu işlevi yerine getirmeye teşvik etme arayışlarından başkaca bir şey değil.

İki ekstra: 151 Pokémon’un başlarda manga çizeri, sonra oyun tasarımcısı; Ken Sugimori. Her şeyin wiki’si var; bu da Pokémon’un: Bulbapedia.

Manifold, Pazar Sekmeleri, Pokémon Go