Pazar Sekmeleri:
Dis-farmer
Otoportre, Mike Disfarmer
(kaynak: Czars of Fashion)

“İnsan varlığı, bedeninin fiziksel sınırlarıyla veya aktivitesini doğrudan kuşatan alanla sınırlı değildir; zaman-mekân içinde yayılan etkilerinin toplamından ibarettir.” diye Simmel’den alıntılıyor ve ekliyor Manifold’daki metninde Gökhan Kodalak: “Mastarsız yüklemlerin ve gayrişahsi öznelerin bir yandan çekime uğradığı, öte yandan çekim dışına taştığı; afektif uyarıcıların kâh pıhtılaştığı, kâh akışkanlaştığı dengedışı bir örüntü.” Mike Meyer’in varlığının ve hayatının oluşturduğu dalgalanmalar ve yol açtıkları hakkında konuşmaya başlamak için iyi bir ipucu bu.

Mike Meyer 1880’lerin ortasında (1882-84 gibi) doğmuş, hayatının yetişkin kısmını 1959 yılındaki ölümüne dek ABD’nin Arkansas eyaletinin dağlık, ücra ve kırsal bir kasabası olan Heber Springs’te geçirmiş bir Amerikalı. Soyadının da işaret ettiği gibi, babası Alman göçmeni; rivayete göre Amerikan İç Savaşı’na (1861-65) güney adına katılmış. Mike da olasılıkla Michael’in Amerikancası. Ailenin yedi çocuğunun altıncısı, Indiana eyaletinde bir yerlerde doğduğu söyleniyor. 1890’larda aile, Arkansas’ta Alman göçmenlerin yoğun olduğu başka küçük ve kırsal bir kasabaya taşınıyor: Stuttgart! Aile, Stuttgart’ta hemen herkesin yaptığı gibi, pirinç tarımıyla geçimini sağlıyor. Mike Meyer de, çocukluğundan başlayarak, pirinç değirmenlerinde gece bekçiliği yapıyor. 14 yaşında babası ölüyor. Stuttgart’taki gençlik yıllarını, annesinin sağlığı için ikliminin daha iyi olduğuna inandıkları Heber Springs’e 1914 yılında taşınmalarına dek, benzer işlerde çalışarak geçirdiğini varsaymamak için bir neden yok. Bir istisnayla: Nereden kaynaklandığı, nasıl ve neden olduğu bilinmemekle beraber fotoğrafa merak sarıyor. Heber Springs’e taşındıklarında 30’lu yaşlarının başında olmalı. 1910’larda kasabanın nüfusu 1.000’in biraz üzerinde, öldüğü 1959’da ise 2.000’nin. Bu tarihten itibaren, bölgenin geçimini sağlayan tarım, ormancılık, hayvancılık benzeri hiçbir işle ilgilenmiyor. “Çözük ve düşük yoğunluklu” Amerikan kırsal yerleşim sisteminde, 1.000 küsur kişinin yaşadığı kasabada Penrose isimli bir ortak bularak, birlikte Penrose & Meyer fotoğraf stüdyosunu açıyorlar. Stüdyo, kasabanın en eski sinema salonu olan 1921 tarihli Jackson Theatre yapısının bir köşesinde, olasılıkla bir dükkân. Penrose’a ilişkin hiçbir bilgi ve kayıt yok. 1910’ların sonu ve 1920’lerdeki bir dizi olay, Meyer’in ölümüne kadar sürecek hayatının formasyonunu belirliyor: O tarihlerdeki bir dizi kasırgadan biri, Meyer’in annesiyle yaşadığı evi yıkıyor; anne kasırgadan sonra diğer kardeşlerle ya da kardeşlerden biriyle yaşamaya başlıyor. 1921 yılında ise, Jackson Theatre’ın da içinde bulunduğu ada yanıyor. Bu tarihten itibaren, kendi yaptığı ya da yaptırdığı, stüdyosunu da içeren evde kendi başına yaşıyor. Sadece fotoğraf çekiyor. Sadece fotoğrafçılıkla mı geçiniyor, aileden bir geliri var mı, belirsiz. 1939 yılında soyadını değiştiriyor: Disfarmer. İcat edilmiş bir kelime bu. Dis, eklendiği kelimeye tersine çevirme, uzaklaştırma anlamı vermek ya da olumsuz değer içeren kelimelerin/kavramların bu niteliklerini vurgulamak için kullanılan bir önek. Tarımdan, köyden, kırsaldan, kasabadan belki de en çok kendisinden uzaklaşmak, her neyse o olmamak. Tesadüf ya da değil, Almanca soyadı Meyer de, başka şeylerin yanı sıra tarıma/köylülüğe gönderme yapıyor: Mandra sahibi. 1959 yılında ölene kadar bu evde yalnız yaşıyor; ölüsü birkaç gün sonra bulunuyor. Mike Disfarmer hakkında bilgiler, tüm tutarsızlıklarıyla çeşitli basılı yayınlar ve internet sitelerine saçılmış durumda. Bunların en derli toplularından biri, sadece Disfarmer için değil, hem Herber Springs ve Disfarmer’ın yaşadığı toplumsal coğrafya için de iyi bir kaynak, hem de yerellik/yerel tarih meselelerine ilgi duyanlar için ilginç bir örnek olan, mütevazı ama etkileyici çevrimiçi bir proje: The Encyclopedia of Arkansas History & Culture. Diğeri ise Peter Marshall’ın Re-photo isimli blogunda yayımlanan 2003 tarihli “Mike Disfarmer - American Portraits” başlıklı metni.

Mike Disfarmer stüdyosunun dışında da fotoğraf çekmiş olabilir, ama bilinen fotoğraflarının neredeyse tamamı stüdyoda çekilmiş. Fotoğrafları, 19. yüzyıl portre fotoğraflarını hatırlatan, ancak dekoratif ögeleri çok azalmış bir fon önünde çekilmiş portreler. Ne var ki, portrelerin çoğunluğu, giderek tek renk bir fon önünde çekiliyor. Genellikle koyu (siyah?), bazen de açık bir fon. Nasıl bir fotoğraf makinesi kullandığı bilinmiyor, tahmin edilen kendi imalatı bir makine kullandığı. Cam negatif kullandığı biliniyor; bunun bir tercih mi, yoksa küçük kasaba ve büyük kentlerin teknolojik ‘inovasyon’una uzaklık kaynaklı bir tür teknolojik/ekonomik zorunluluk mu olduğu tartışmalı. Önemli de değil, cam negatif kullanıyor. Doğal kuzey ışığıyla, iyi çalışılmış bir aydınlatma tekniğine sahip olduğu üzerinde uzlaşılmış gibi. Fotoğraf makinesinin, tek renk fon, fonun önündeki fotoğrafın nesnesi ve kullanılan ışık ile oluşan ‘mizansen’ ile aynı mekânda olmadığı da genel kabul; bu mekânın yanında yer alan karanlık odada kurulan makine ile iki mekânı ayıran duvardaki bir pencereden fotoğraflarını çektiği ve uzun pozlama kullandığı da üzerinde uzlaşılmış teknik bilgiler. Çekimlerin uzun sürdüğü, poz verdirmediği ve deklanşöre ne zaman basacağından da müşterilerini haberdar etmediği anılardan biliniyor. Müşteriler, genelde kasabalılar ya da yakın yerleşimlerden sıradan insanlar. Çoğunlukla temiz, özenli ve yoksul ‘pazar’ giysileriyle, bazense tarladan çıkıp gelivermiş gibi. Tek başına, çiftler, evliler, yeni evliler, genç erkek ya da kadın arkadaş grupları, büyük aileler, yaşlılar, çocuklar, savaşa gidenler, savaştan dönenler… “Zaman-mekân içinde yayılan etkilerinin toplamından” haberdar olmadıklarımız. En yoksul olanın bile çektirip, bir kaç adet bastırabileceği; eşe dosta, sevgiliye, aileye dağıtabileceği; aile albümlerine koyabileceği ucuz fotoğraflar bunlar. İngilizcede “penny portraits” olarak adlandırılıyor, ‘üç kuruşluk’ portreler olarak çevrilebilir.

Disfarmer’ın terekesini tasfiye eden mahkeme, evinin ve stüdyosunun içindekileri kasabaya yerleşmiş fotoğraf meraklısı bir emekli askeri mühendise beş dolara (rakamla: “5”) satar. Teknik ekipman hayal kırıcıdır, evde saklanmış 4.000’e yakın cam negatif ise, 1959 yılında dahi çağdışı teknolojik süprüntüdür. Ne var ki, negatifleri tavan arasında saklar emekli mühendis. Negatifler kabaca 1930 ile 1945 yılları arasına tarihlenmektedir.

1970’lerin başında New Yorklu bir avukat, Peter Miller Heber Springs’e taşınır ve kendisini Arkansas Sun isimli haftalık gazetede bulur. Mike Disfarmer’ın ikinci hayatının birinci fazı başlar. Miller gazetede, Heber Springs’e ilişkin bir tür görsel hafıza oluşturmak üzere, okuyuculardan topladığı eski fotoğrafları yayımlamaya başlar. Emekli mühendis Miller’la ilişkiye geçer, negatiflerden yapılan baskılar Arkansas Sun’da yayımlanır. Fotoğraflardan etkilenen Miller, daha fazlasını da yapar: Dönemin kitlesel dolaşımı yüksek, fotoğraf eleştirmenleri ve tarihçilerinin metinleriyle katıldığı, ABD dışında da izleyicisi olan popüler Modern Photography dergisinin editörlerinden Julia Scully’ye baskıları ulaştırır. Fotoğraflar dergide, Scully’nin hâlâ birincil kaynak sayılan metniyle dergide yayımlanır. 1976 yılında Disfarmer’ın Miller tarafından yapılan baskıları Scully’nin metniyle kitap olarak yayımlanır: Disfarmer: The Heber Springs Portraits, 1939–1946. Artık nadir kitap kategorisinde bulunan/satılan kitabın sekmedeki fiyatının 350 dolar (yazıyla “üç yüz elli”) olduğunun altı, fark edilmiştir ama yine de, çizilsin. Disfarmer’ın ikinci hayatının ilk fazı onun “mastarsız yüklemlerinin ve gayrişahsi öznelliğinin” etiketlenmesiyle sona eriyor. Yine Scully’nin metniyle Disfarmer bu kez daha itibarlı bir dergide, Aperture’un 1977’nin sonbaharında yayımlanan 78. sayısında yer alır. Artık Disfarmer fotoğrafları, Becherler ve Paul Strand ile aynı zaman-mekândadır. Disfarmer, önceki hayatında hiç olmadığı şeydir artık: modern Amerikan fotoğrafının dâhilerinden biri.

İsimsiz portreler, Mike Disfarmer, International Center of Photography arşivi, kaynak: icp.org

Disfarmer’ın ikinci hayatının ikinci fazı 2000’lerin başında başlıyor: Bu tarihe kadar gerçekleşen tüm yayınlar ve sergiler emekli mühendisin sakladığı cam negatiflerden yapılan güncel baskılar ile gerçekleştirilir; ortada ‘orijinal’ Disfarmer baskısı yoktur. Ne var ki, olasılıkla Disfarmer’ın fotoğrafını çektiği ailelerden birinin torunu, Chicago’ya taşınan yeni evli Heber Springsli bir çift New Yorklu koleksiyoncu Michael Mattis’i arayarak aile albümlerinde buldukları elli adet Disfarmer baskısı satmak istediklerini iletirler ve iş zıvanadan çıkar. Kasaba hâlâ küçük, dedikodu kolay ve hızlıdır. Kasabanın kimi sakinleri, yine New Yorklu Howard Greenberg galerisinde çalışan ve galeri için hatırı sayılır miktarda Disfarmer cam negatifi satın almış olan Steven Kasher’e ulaşır; onların da aile albümleri Disfarmer baskıları ile doludur. Steven Kasher artık kendi adına çalışmaktadır; baskıları kuşkusuz seve seve alır. Kasher ve Mattis arasında bir yarış başlar. Mattis işi büyüterek, bir grup kasabalıyı New York’ta ‘ağırlar’. Kısa bir kursla onları eğitip, kasabaya geri yollayarak kapı kapı dolaşmalarını ve baskıları toplamalarını sağlar; ne de olsa kasabalılar kendilerinden birini New Yorklu bir koleksiyoncudan daha rahat evlerine kabul eder, fotoğraf albümlerini gösterirler. 2005 yılında, Mattis koleksiyonu Manhattan’ın yukarı doğu yakasında Edwynn Houk galerisinde, Kasher’inki ise yine Manhattan Chelsea’de yer alan kendi galerisinde, aynı tarihlerde sergilenir. Kuşkusuz sergilenen fotoğraflar satılıktır; Mattis koleksiyonunda fiyatlar 7.500-24.000 dolar arasında, Kasher koleksiyonunda ise 10.000-30.000 dolar arasındadır. Kasher 400’ün üzerinde, Mattis ise 3.000’in üzerinde baskı toplamıştır. Mattis, 3.000’in üzerinde baskı satın almak için yedi rakamlı (milyonlu) bir harcama yaptığını söylüyor. Her iki sergi için, birer kitap da yayımlanır. Steven Kasher’in bir dönemler çalıştığı ve cam negatifleri tedarik ettiği Howard Greenberg galerisi ise, ayrı bir web sitesi üzerinden sahibi olduğu cam negatiflerden siparişle baskı yaparak satıyor; bir baskı 1.500 dolar, ilgilenenlere duyurulur. Artık tüm modern sanat müzelerinin bir küçük Disfarmer koleksiyonu var; hâliyle, yine New Yorklu, itibarlı International Center of Photography’ninki en genişi. Disfarmer Project ise, Michael Mattis sponsorluğunda bir websitesi; daha çok, ortalıkta savrulan paralar, koleksiyoncular yarışı ve bütün bunlara Heber Springs’te oluşan tepkiler bağlamında bir günah çıkarma projesine benziyor, tıpkı Mattis’in metinleri gibi. Bir tür ‘sosyal sorumluluk’ projesi yani. Yine Disfarmer Project öncülüğünde, bir de Disfarmer belgeseli çekilir; Disfarmer’ın ikinci hayatının ikinci fazının dâhinin keşfinin kurumsallaşması ve paraya çevrilmesiyle sonuçlandığı söylenebilir.

Disfarmer: A Portrait of America (trailer), yön.: Martin Lavut, süre: 02:29

Ama Disfarmer’ın ikinci hayatı burada da bitmiyor; belli ki daha uzun sürecek. “Afektif uyarıcıların nasıl pıhtılaştığı, nasıl akışkanlaştığı, o dengedışı” örüntünün nerelere sızdığı pek belli olmuyor. Dolayısıyla bir üçüncü fazdan da söz etmek gerekiyor. Bütün bu hengâmenin içinde, iki önemli kurum Walker Art Center ve Wexner Center for the Arts (mimari trivia: Wexner Center for the Arts) 2007 yılında, Manifold’un çok sevdiği müzisyenlerden biri, Bill Frisell ile ortak bir proje üretir: Musical Portraits from Heber Springs: Bill Frisell’s Disfarmer Project. Proje, Frisell’ın Disfarmer fotoğrafları için yazdığı müziğin canlı icra edildiği sahneye Disfarmer fotoğraflarının yansıtıldığı büyük ekranların yerleştirilmesiyle gerçekleşen bir performans ile sonuçlanıyor. 2009 yılında Disfarmer adıyla, Bill Frisell’ın 21. albümü olarak yayımlanan çalışma için müzik eleştirmeni Thom Jurek, Frisell dahil kimsenin parlamadığı, kararsızca akıntıda sürüklenen bir müzik diye yazıyor. Onun, albümün diğer Bill Frisell çalışmaları kadar iyi olmadığını ima etmek için kullandığı bu ifadeler, Manifold’a göre Disfarmer’ın “afektif uyarıcılarına” çok uygun, albüm de Frisell’ın, her durumda, iyi albümlerinden biri.

“I am not a Farmer”, Disfarmer,
Bill Frisell, 2009, süre: 03:37

Tiyatro, kukla tiyatrosu ve perfomans sanatçısı Dan Hurlin’in, yine 2009 tarihli kukla gösterisi Disfarmer da üçüncü faza işaret edenlerden. Performans sırasında, beş kuklacının kontrol ettiği kukla Disfarmer, oyun boyunca stüdyosunda biriktirdiklerini ölçüp biçip, kataloglar. Performans süresince giderek küçülen kukla Disfarmer, kırsal Amerika gibi, oyunun sonunda stüdyoda yok olur, izleyiciler stüdyo ile baş başa kalır.

Disfarmer (excerpt), Dan Hurlin,
2009, süre: 05:43

Başka sürprizli bir sızma ise, yeni teknoloji ve mecraları müzik-tiyatro ile birlikte kullanan Edward Ficklin’den. Müzik ve edebiyat eğitimi almış olan Ficklin, Disfarmer’ın hayatından yola çıkan, ancak tamamen kurgusal bir oda operası besteler: Flash of Recognition. Bir bariton (genç bir adam), bir tenor (Mike), bir anlatıcı ve operada hiç ses çıkarmayan dördüncü bir karakterin (diğer bir genç adam) piyano ve elektronik sesler eşliğinde gerçekleştirdiği performans yaklaşık yarım saat sürüyor ve yine 2009 yılında New York’ta sahneleniyor. Esaslı bir performans.

Flash of Recognition (excerpt),
Edward Ficklin, 2009, süre: 07:27
(Bariton: Dennis Blackwell,
tenor: David Root, anlatıcı
ve elektronik sesler: Edward Ficklin,
piyano: Catherine Miller.)

2008 yılında Coen kardeşlerin No Country for Old Man filminin editörü Roderick Jaynes, 80. Akademi Ödülleri’nde Oscar’a aday gösterilir. Ödül töreni için Roderick Jaynes’in fotoğrafı istendiğinde Coenlerin göndereceği bir fotoğraf yoktur; çünkü Roderick Jaynes Coen kardeşlerin editörlüğünü de yaptıkları filmlerde kullandıkları müstear isimdir. Onlar da, Mike Disfarmer’ın fotoğrafını Akademi’ye verirler. “Dis-farmer” için iyi bir final olabilir bu.

fotoğraf, koleksiyon, Manifold, Mike Disfarmer, Pazar Sekmeleri