Centre Pompidou,
fotoğraf: Daniel Kakiuthi
(CC BY-NC-ND 2.0)
Pazar Sekmeleri:
Centre Pompidou
40 Yaşında

Avrupa’nın önemli kültür kurumlarından/yapılarından biri olan Centre Georges Pompidou neredeyse tam kırk yıl önce, 31 Ocak 1977 tarihinde dönemin Fransa devlet başkanı Valéry Giscard d’Estaing tarafından açıldı. Centre Pompidou ile birlikte etiket kullanımına meraklı, üslup sever mimarlık gündeminin merkezine bir süreliğine high-tech kavramı yerleşti.

Kompleks, 1969 yılından 1974 yılındaki ölümüne dek devlet başkanı olan Georges Pompidou’nun girişimi, dolayısıyla onun adıyla anılıyor. Ilımlı bir muhafazakâr olarak tanımlanan Pompidou ile ondan önceki devlet başkanı Charles de Gaulle’ün (ki Pompidou onun hep yakınında oldu) dönemleri, 2. Dünya Savaşı’nın yıkımının tasfiyesinin tamamlanması ve Fransa’nın belirli bir ekonomik büyüme gerçekleştirmesinin ardından savaş öncesi kültürel egemenliğini yeniden ele geçirme çabalarının yoğunlaştığı yıllar. Kültürel egemenlik iddiası, genellikle olduğu gibi bir kez daha mimarlık ve kent üzerinden dile getiriliyordu: Bu iddianın ‘somut’ inşası sadece Centre Pompidou değildi, aynı yıllar —tıpkı 19. yüzyıl ortasında olduğu gibi— Paris’in yeniden ‘modernleştirilmesi’ne de sahne oluyordu.

1959–1969 yılları arasını kapsayan de Gaulle döneminde ihdas edilen kültür bakanlığı görevini üstlenen yazar André Malraux’nun, söz konusu kültürel egemenlik iddiası ve politikasında önemli yeri var. Son derece ilginç ve macera dolu bir hayat yaşamış ve kesinlikle önemsenmesi gereken bir romancı olan Malraux’nun, kendisinden —en azından kuramsal olarak— hayli farklı bir siyasete sahip de Gaulle ile nasıl anlaştığı ayrı ve üzerinde epey yazılmış bir konu. (Bu arada, Malraux’nun romanları Türkçe’de bulunuyor. Manifold editörlerinden biri ise, gençliğinde okuduğu Attila İlhan çevirilerini özellikle severek anımsıyor. İlhan, çevirilerinden birinin başındaki “Çeviri Günlüğü” başlıklı notlarına şu Malraux alıntısını epigraf olarak koymayı ihmal etmemiş: “Fikirler düşünmek için değil yaşamak içindir.”) Bir kültür insanı olarak Malraux’nun —hangi gerekçeyle olursa olsun— bakanlık döneminde Fransa’da önemli bir etkisi olduğu biliniyor. Özellikle restorasyon, koruma, kentsel koruma ve yeni kültürel kurumlar/yapılar oluşturma bağlamında önemli etkisi var; Fransa’daki koruma mevzuatı bugün hâlâ bakan Malraux’nun kalıcı katkısı olarak kabul görüyor. Bu katkı girişimlerinden biri de, kendisi de tutkulu bir kitap koleksiyoncusu olan Malraux için aslında şaşırtıcı olmayan bir proje: 1960’larda henüz büyük bir halk kitaplığına sahip olmayan Paris kenti için bir halk kitaplığı projesi. Proje de Gaulle tarafından onaylandıktan sonra, yer olarak Paris’in Marais bölgesinde bulunan eski haller bölgesinin yakınında, Beaubourg’da, üzerindeki ‘harabelerden’ daha 1930’larda temizlenmeye başlanmış bir ‘düzlük’ seçilir.

Ne var ki, haller bölgesinin seçimi ile eski hallerin ve yakın çevresinin yıkımı, en azından iki açıdan ilginç. Bölge ortaçağdan 1960’ların sonuna dek canlı ve renkli bir hayatı olagelmiş, Paris’in merkezi pazar bölgesi. 1850’lerde Victor Baltard ve Félix Callet ikilisi tarafından tasarlanan ve inşa edilen, bölgenin çekirdeğini tanımlayan Paris Hali binası ise, Paris gündelik hayatında önemli yere sahip, etkileyici bir 19. yüzyıl metal strüktürü ve 1970’lerin başına dek ayaktadır.

Paris Hali, Baltard & Callet, 1850’ler
(üstteki: S.F. Electrographie,
alttaki fotoğraf: Charles Marville,
kaynak: Wikimedia Commons)

Kentsel koruma yönelimi güçlü Malraux açısından, hallerin yıkımı olsa olsa, yerini alacak bir büyük ve ‘yüksek kültür’ yapısı ile katlanılacak hâle gelmiş olabilir. Gençliğinde gerçeküstücüler benzeri modernistlerle yakın teması olmuş olsa dahi, Malraux’nun özellikle bakanlığında tercihi ‘yüksek kültür’den yanadır. İkinci ilginç nokta ise, hallerin Guy Debord ve genel olarak durumcular için taşıdığı önem. Malraux’nun tersine, bir gösteri olarak ‘yüksek kültür’ ve statükoyla arası hiç olmayan Debord’un, bölge odağının hallerden yapılacak herhangi bir büyük kültür yatırımına kaymasının ‘yeni Paris gösterisi’ne, kültür turizmine yapılacak bir yatırımdan başka bir şeye yol açmayacağını öngördüğü söylenebilir.

1969 yılında başkan olan Pompidou, kitaplık projesini devralır. Pompidou döneminde yapı programı geliştirilir, bir anlamda ‘modernize’ edilir. Program kitaplığın yanı sıra Ulusal Modern Sanat Müzesi [Musée National d’Art Moderne] ve Müzik ve Akustik Araştırmaları Merkezi’ni [IRCAM] içerecek biçimde yeniden tanımlanır. Tarihi 1818 yılına, 18. Louis dönemine kadar geri giden Modern Sanatlar Müzesi bugün, New York MoMa’dan sonra dünyanın en zengin ikinci modern ve çağdaş sanatlar müzesi. IRCAM ise, yine Pompidou tarafından yirmi yüzyılın en önemli müzisyenlerinden Pierre Boulez’e kurdurulur.

Pierre Boulez, bir başka
Manifold takıntısının bestesini 
yorumluyor: “Outside Now Again”,  

Boulez Conducts Zappa:
The Perfect Stranger 

Bunlara ek olarak, Parisli iki farklı mevcut kurumun, Çağdaş Sanatlar Merkezi [Centre d’art Contemporain] ile Dekoratif Sanatlar Müzesi’nin [Musée des Arts Décoratifs] etkinlikleri de komplekse dahil edilir.

Bir kentsel ‘modernizasyon’ imgesi:
Baltard ve Callet’nin
hal strüktürünün yıkımı, 1971
(kaynak:
AA Diploma 9 – The Diamond Age)

1970’lerin başında hallerin yıkımı başlar. 1971 yılında ise, jürisinde Philip Johnson, Oscar Niemeyer ve Jean Prouvé gibi isimlerin bulunduğu uluslararası bir yarışma açılır. 681 projenin geldiği yarışmada, henüz çok genç ve tecrübesiz olan bir ekip kazanır: Renzo Piano, Richard Rogers ve Gianfranco Franchini. Projeyi Piano ve Rogers yürütürler, yarışmayı onlarla kazanan Franchini daha sonraki uygulama aşamalarına katılmaz; Cenova’ya döner, küçük ölçekli mimarlık işleriyle ilgilenmeye devam eder. Piano ve Rogers çok ünlü olur. Projenin strüktürü, Owe Arup grubunun katılımıyla gerçekleştirilir.

Sağda yıkılan haller bölgesi,
solda ise yarışmanın alanı olan
Beaubourg ‘düzlüğü’
(kaynak: centrepompidou.fr)

Yapının önünde bir meydan bırakılır; meydan tarafında kamusal dış mekân kullanımı yoğunlaşır. Yapının bu yöndeki cephesi ve kısmen zemin kata sızan sokak ilişkisi, zaman içinde sınırlanır. Yapının tüm düşey taşıyıcıları, tesisat donanımı ve düşey sirkülasyon elemanları iç mekânın dışına çıkarılır, tesisat şaftları ve teknik ekipman ağırlıklı olarak yapının arka yüzünde yoğunlaşır. Tüm iç mekân, bölüntüsüz 7.500 metrekare, her yeni kullanımda yeniden biçimlendirilmek/düzenlenmek üzere, serbest bırakılır. 1992 yılında kurumsal olarak yeniden düzenlenir, 1997–1999 yılları arasında ise yapı kapsamlı biçimde yenilenir. 

Centre Georges Pompidou logosu,
tasarım: Jean Widmer, 1977
(kaynak: centrepompidou.fr)

Centre Pompidou’nun görsel kimlik tasarımı ise Jean Widmer ve Ernst Hiestand’ın kurduğu Visuel Design Association [VDA] tarafından gerçekleştirilir. Kimlik ve kimliğin dönüşümüne ilişkin kapsamlı bilgi, Pompidou’nun ‘eğitim’ sayfalarında mevcut. Ayrıca, Widmer ile yapılan yakın tarihli bir söyleşi yine kapsamlı tarihsel bilgi içeriyor.

Mimari projenin gelişimine ilişkin kapsamlı bilgi Centre Pompidou web sitesinde var; özellikle yarışmaya katılan kimi diğer önerileri görmek ilginç; —kuşkusuz sadece görülenlerden anlaşıldığı kadarıyla— Piano, Rogers, Franchini projesi diğerlerine oranla her durumda daha anlamlı.

Le Centre Georges Pompidou,
yön.: Richard Copans, süre: 26:28

Yapıyı, çoğunlukla herkesin yaptığı gibi, artık Sir de olan Richard Rogers da, 1960’lar gençliğinin özgürlük ruhu ve dönemin Archigram ile Superstudio gibi genç mimarlık hareketleriyle ilişkilendiriyor. Şehrin göbeğini de, sanki o ara yıkılmıyormuş gibi, “zaten yıkık döküktü” diye silip atıveriyor. Cedric Price ve Fun Palace göndermesi de hoş doğrusu. Bütün bunlara Debord ne derdi, kestirmek zor değil!

{Fold içindeki fotoğraf: Centre Pompidou, fotoğraf: Matthew Hadley (CC BY-ND 2.0)}

Centre Pompidou, Manifold, Pazar Sekmeleri