Nevi Şahsına Münhasır ve Tekno-kapitalist

Bu metin, Montrealli genç bir tekno-kapitalist Guillaume Dumas ve onun bir tür startup company olarak tanımlanabilecek şirketi Sui Generis hakkında olacaktı. Dumas, ilkin ABD’nin Ivy League denilen okullarından kayıtsız ve bedava ders almanın yollarını —kendi deneyimleri üzerinden— anlatarak medyada yer buluyor. Onu medyanın gündemine taşıyan, söz konusu seçkin ve zengin okullara kaçak girmenin cazibesi kadar, aslında bu okulların —ve genel olarak eğitimin— pek de anlamlı olmadığını öne sürmesi. Yanlış anlaşılmamak adına, Dumas’nın eğitim eleştirisinin kurumsal eğitimin sınırlılıklarına ve eşitsizlikleri büyütmekten başka pek bir şey yapmamasına yönelik olmadığını belirtmek gerekiyor. Onun ki, genel olarak eleştirel düşünceye, başka bir hayatın olanaklılığına, kısacası teknolojinin ve kapitalist inovasyonun belirlediği bir dünyanın önünde engel olabilecek her şeye bir tür reddiye. İkinci kez gündeme gelişi, kaçak okul turunun anlamsızlığına kendini ikna ettikten sonra, Montreal’de kurduğu çevrimiçi bir dating sitesi. Sitenin diğerlerinden önemli farkı, siteye kaydolanlara sitedeki profillerinin de yönetilmesi hizmetini vermesi: Sahte, hayali, sanal; nasıl eleştirilirse eleştirilsin, bir öznenin kendi flörtöz kimliğini inşa etmesinin dahi olanaksızlaştığı, profesyonel bir dünyaya işaret ediyor site. Üçüncü ve daha iddialı medyaya taşınışı ise, Sui Generis aracılığıyla oldu; hem de bir tür kötü şaka gibi.

Sui Generis’in amacı, teknolojik gelişme ve determinizm ile yatırımcının önündeki her türlü pürüzün temizlendiği kentler tasarlamak ve gerçekleştirmekti. Siyaset, sendika, sivil toplum kuruluşları, yoksullar, akademi, göçmenler, cahiller; potansiyel olarak ekonomik büyümenin, yatırımın ve yatırımın motoru olarak teknolojik inovasyonun önünde engel olacak her şeyin özenle dışarıda bırakıldığı kentler. Yaratıcı endüstrinin eksiksiz bir biçimde kendisini yaratacağı, sadece yaratıcıların kabul edileceği ve yaratıcıların kendi kendilerini yöneteceği inovatif cennet. Sui Generis web sitesinde, özellikle gelişmekte olan ekonomilere sahip ülkelerin ilgisine mazhar olduklarını, Baltık bölgesi ve Ortadoğu’da iki ülke ile bu ülkelerin topraklarında sui generis cenneti kurmak üzere görüşmekte oldukları bilgisi bulunmaktaydı. Klasik liberal demokrasiler ve onların zengin ekonomilerinin devlet yapıları, o ya da bu şekilde oluşmuş toplumsal mutabakatları ile Dumas’nın kentsel hayali için gereksiz engellerle dolu olduğundan, uygun yerler değil. Ona göre, ancak belirli bir gelişme hırsı ve potansiyeli olan ekonomik yapılar kendi topraklarında, kuşkusuz yüklü bir gelir karşılığında, hiç müdahalede bulunmayacağı bir kentsel inovatif ortamın ortaya çıkmasının önemini anlayabilir ve kabul edebilir. Ne var ki, metin yazılamadan Dumas’nın şirketleri, hiçbir iz bırakmadan, internetten kayboldular (ne yazık ki artık çalışmayan datective.ca ve suigeneris.li adresleri). Aslında Dumas, artık —gerçekten de şirketinin adı gibi— nevi şahsına münhasır bir tür oluşturduğu söylenebilecek tekno-kapitalistlerin görece önemsiz bir örneği. Fakat, söz konusu görece önemsizlik, onun hakkında düşünmeyi daha da acil kılıyor; çünkü sıradan, ortalama insanların giderek daha fazla bu tipe yaklaştığını ve gelecek dünyayı bu inovatif arkadaşların belirleyeceği anlaşılıyor. Üstelik, bu inovatif tahayyül, mekânı yeniden biçimlendirerek iktidarını kuruyor ve kurmaya devam edecek.

Bu mekân hakkında tartışmayı şimdilik erteleyerek, söz konusu tekno-kapitalizmin aktörlerinin genel özelliklerine, PayPal’in eş-inovatörü üzerinden hızlıca bakmak anlamlı olabilir. Aşağıdaki bilgilerin tamamı Peter Thiel’in Wiki maddesinden, ancak kuşkusuz bunlar orada böyle değiller: Wikipedia’nın nesnellik yanılsaması, Thiel’i imrenilesi bir başarı figürü olarak ortaya koyuyor; buradaki ise, bir anlamda maddenin hızlıca bir eleştirel okuması.

Tekno-kapitalizmin Peter Thiel benzeri, daha iyi tanınan figürleri, türün niteliklerini genel hatları ile ortaya koyuyor: Söz konusu niteliklerin başında, sadece dar anlamıyla ekonomik etkinliklerin değil, tüm hayatın ve insan pratiklerinin hiçbir biçimde regüle edilmemiş bir serbest pazar olarak anlaşılması, daha doğrusu ekonomik serbest pazar kavramının hayatın tümünü kolonize etmesi geliyor. Özgürlük ve —eğer hâlâ gerek varsa— demokrasi kavramları bu pazar ile özdeş. Nitekim, Thielvari pratiklerin serbest hareket yeteneği, toplumun —yani pazarın— serbest hareket hayali bile olmayan üyeleri (diğer türler: işçiler, siyahlar, göçmenler, mülteciler, genel olarak yoksullar vb.) tarafından, kısmen yeniden düzenlenmesi talebi ile engellenmeye çalışılıyor. Bu durum, Thiel için özgürlük ve demokrasi arasındaki özdeşliği kırıyor; demokrasi özgürlüklerin önündeki engel haline geliyor.

Teknoloji
düşkünlüğü;
teknolojik gelişmenin
kendi başına
anlamlı, önemli,
belirleyici vb.
olduğuna ilişkin
güçlü bir inanç;
bu nedenle
tekno-kapitalist.

Thielvari pratikler ile kastedilen, yatırım ve inovasyonun bir tür bulamacı. Burada dikkat edilmesi gereken, yatırımın doğrudan inovasyona yapılması, daha doğrusu yatırımın inovatif bir eyleme, yatırımcının ise bir tür inovatöre dönüşmesi. İnovasyon, hakkında ayrı bir metin yazılmasını hak eden önemli bir kavram, ama şimdilik inovasyonun nitel farklılığın / kullanım değerinin açığa çıkmaması için icat edilebilecek her şey olduğunu belirtmek yeterli olsun. Başka türlü ifade etmek gerekirse, meta üretiminin egemenliğinin sağlanması; hayatın metalaşması. Yatırım, sermayenin sürekli birikimi için yapılması gerekli, şart ve mübah olan her şey. Bu süreçte büyülü kelime olan innovasyonun, bütün yetersizliğine rağmen kabaca şöyle bir tanımı verilebilir: Salt nicel yenilik üretme sürecinde, nitel farklılık üretiminin sayısal teknolojilerle kontrol edilebilmesini, kapatılmasını sağlayan buluş. İnovasyona yapılan bu hayati vurgu, kaçınılmaz olarak Thielvari pratikleri yenilikçi, farklı karşılaşmalara açık, esnek vb. kılıyor; inovasyonun nicel farklılık / değişim değeri üretimi ile sınırlı olduğunu unutmamak kaydıyla. Ve kuşkusuz, teknoloji düşkünlüğü; teknolojik gelişmenin kendi başına anlamlı, önemli, belirleyici vb. olduğuna ilişkin güçlü bir inanç; bu nedenle tekno-kapitalist.

Yukarıda bir tür bulamaç olarak tanımlanan Thielvari pratiklere, eklenmesi gereken bir üçüncü öge daha var: Yatırım olarak filantropi. Kullanım değerinin öngörülemeyen sonucu olarak ortaya çıkan “öteki”ne ya da öteki türlere yönelik bir diğerkâmlık, asla gündeme gelmemeli. Buna karşılık, meta pazarının serbest akışkanlığını çoğaltacak, bu sıvıya yeni malzeme —yani yeni meta— katma potansiyeli olan ve fakat gelişmek için sermayeye gereksinen her inovatif girişime yapılması yüreklendirilen “yardım”, bu türün filantropi anlayışıdır: Filantropik yatırım. Machine Intelligence Research Institute ve OpenAI benzeri kurumlara Thiel Vakfı’nın yaptığı yatırım, bir yandan teknoloji ve yapay zekânın gelişimine, öte yandan ise söz konusu gelişimin ulaşacağı varsayılan geri dönüşü olmayan teknolojik noktadan [technological singularity] sonra ortaya çıkacak insan-sonrası [posthuman] varoluşa yapılan bir yatırım. İnsan-sonrası kavramındaki insan sözcüğünün, Thiel türünün dışındakileri kapsayıp kapsamadığı ayrı bir tartışma konusu, ama yine o türe göre insan-sonrası kavramı ile aşılacak olan da tam bu tartışma. Yine vakfın yatırım yaptığı yaşlılık ve kriyojeni [cryonics] araştırma kurumları da, kabaca çizilen bu resmin içinde kendilerine kolaylıkla yer bulur: İnsan-sonrası bir dünyada bu türün yeri mutlaka olacaktır. Bütün bu araştırma kurumları ve Thiel’in kendi filantropik yatırımlarını pazarlamak / kuramsallaştırmak / meşrulaştırmak için organize ettiği filantropi konferansları [Breakthrough Philanthropy, 2010 & Fast Forward, 2011] pazarın akışkanlığında sörf yapmayı şaşırtıcı bir hızla öğrenen üniversitelerin (ne de olsa üniversiteler tabii!) desteğini çoktan almıştır. Ama hâlâ insanlığa takılı kalıntılar olabilir; kimi araştırmalar farklı türlerin regülasyon talepleri tarafından engellenebilir. Bu takıntıları aşmak için Vakıf, doğrudan kendisi bir de araştırma laboratuvarına yatırım yapar: Breakout Labs [Firar Laboratuarları]. Bütün bunların üstüne, eski üniversite nosyonunu daha da itibarsızlaştırmak için, bir de burs ihdas edilir: Üniversiteyi terk edip, kendi inovatif girişimine atılacak 20 yaşın altında 20 kişiye 100.000’er dolar burs verecek Thiel Bursları. Vakfın yatırım yaptığı örgütlerin arasında Human Rights Foundation ve Committee to Protect Journalist’i görmek şaşırtıcı gelebilir, ama gelmesin. Genel olarak, ifade özgürlüğü ve bilgi edinme olanaklarına yapılan yatırım, riskli olmakla birlikte, her zaman soğurulabilecek/yutulabilecek inovasyona yapılan yatırımdır; melek yatırımcı deyimi nereden çıktı sanıyorsunuz? Thielvari pratikleri, bu pratiklere adını verecek denli yetkin gerçekleştirebilenler ise, artık siyaset-dışı toplum liderleridir.

Guillaume Dumas, kuşkusuz bu güçte bir karakter değil. Ne var ki, liderler Thielvari pratiklerin ve dolayısıyla karakterlerin yaygınlığı ile lider oluyor. Dumas’nın ölçeğinde bu pratiklere bir kez daha bakmak ve özellikle onun doğrudan mekân üretimi ve kent ile ilişkili yarım kalmış görünen inovatif girişimlerini anlamak anlamlı olabilirdi; ne var ki, başta da belirtildiği gibi ortadan kayboldular. Filantropik yatırımların yetersizliği ortada. Ya da belki Dumas’ın girişimi, Thielvari anlamda yeterince inovatif değildi. Ama nasıl olsa, daha pek çoğu ile karşılaşacağız, bir dahaki sefere artık.

{Fold içindeki resim: ütopik uçma makineleri, Fransa, 1890–1900 (kaynak: Wikimedia Commons)}

Bülent Tanju, devlet, filantropi, gelecek, inovasyon, meta, Peter Thiel, Sui Generis, şehir, teknoloji, yatırım