Müzik Televizyonunda Kallavi Bir Yerden Fazlası

Küllerinden doğmak pop tarihinde en sık rastlanan döngülerden olsa gerek. Şurubumsu şarkılarla bir dönemin pop idollüğüne aday gösterildikten sonra kıvamı daha yoğun ve sert bir persona’yla dönüş yapan pop yıldızları, 10’lu yaşlarında başladıkları kariyerlerine 20’li yaşlarında cinselliklerini keşfederek —ve tabii skandallardan medet umarak— devam eden, ‘yeni olgunlaşmış’ şarkıcılar, solo albümlerinde ciddiyete bürünen eski boy band, girl band üyeleri… Pop tarihinde böylesi vakaların ardı arkası kesilmiyor. Hatta öyle ki, bu kadar bollukta bir süre sonra her geri dönüş birbirine benzemeye başlıyor, bizi olgunluklarıyla şaşırtmaya hevesli yıldızlar, kaçınılmaz şekilde sonu baştan belli bir anlatının parçasına dönüşüyor. Tüm bu gidişat, pop endüstrisinin yönetici konumundakileri birer kuklacı, pop yıldızlarını da ipleri başkalarının elinde kuklalardan ibaret olarak gören anlayışı beslemekte...

Ancak pop kültürünü, kuralları baştan yazılı bir propaganda makinesi olarak görmeden önce hesaba katılması gereken bir şey var: ‘Kuklaların’, iplerini çekiştirip tüm sahneyi sarstıkları anlar… Yakın zamanda kaybettiğimiz George Michael’ın kariyerinde bir dönüm noktası olan Listen Without Prejudice Vol. 1 albümünden 1990 tarihli video klibi “Freedom! ‘90” müzik endüstrisinde böyle bir noktaya işaret ediyor. Wham! yıllarında 1980’ler kitsch’ine büyük katkılarda bulunan şarkıcının, müzik sektörü tarafından sokulmak istendiği kalıplara bir isyan niteliğindeki video klip, benzerine ancak pop âleminde rastlanacak türden bir çelişkiler yumağı. Söz konusu dönemde albüm kapağında bile kendi görselini kullanmayan, kameralarla artık son demlerine varmış bir aşk ilişkisi yaşadığını, yani onlardan uzaklaşmak istediğini söyleyen sanatçı videoda da görünmüyor. Onun yerine, aralarında dönemin yıldızları Naomi Campbell, Linda Evangelista, Tatjana Patitz, Christy Turlington ve Cindy Crawford’un bulunduğu modeller şarkıya eşlik ediyor. Başka bir deyişle sanatçı, güzel görüntüden ibaret görülmeye itirazını modellerin ağzından dillendiriyor. “Rock’n roll televizyonunda kallavi bir yerden” […a big fat place on your rock and roll TV] daha fazlasına talip olduğunu haykırdığı şarkısı, MTV’nin heavy rotation’ına [gün boyu yayımlanan videolar] dahil edilerek 1990’lar müzik videoları için belirleyici bir konuma taşınıyor.

“Freedom! ‘90”, George Michael,
yönetmen: David Fincher

Videonun bu farklı konumları arasındaki çatışmalar sonucunda ise galibin kim olduğu hiçbir zaman anlaşılamıyor. George Michael ile videonun yönetmeni David Fincher’ın, müzik endüstrisinin görüntüye verdiği önemi eleştirmek için, dönemin en revaçtaki modellerini oynatmasındaki hedef bariz. Ama yine videonun, 1990’ların süper model çağının erken dönem bir kutlaması olduğu gerçeği de gözden kaçacak gibi değil. Artık kameralara görüntü vermeyeceğini açıklayan George Michael’ın, kendi görünmediği bir videoyla pop yıldızlığı konumunun altını iyice çizmesi ise bir başka çelişki. Ancak bu çelişkilerin hiçbiri, niyetteki hinliği geçersizleştirmiyor. “Freedom! ‘90”nin gelmiş geçmiş en iyi video klipler sıralamalarında sık sık bir numarada yer alması, onun müzik endüstrisi içindeki eleştirel konumu baki. Hatta tam da bu çelişkiler sayesinde “Freedom! ‘90”nin keskinliği bileniyor, video klip, pop endüstrisinin işleyişinin altına bir dinamit yerleştiriyor.

Eğer illaki bir olay örgüsü aranacaksa, “Freedom! ‘90”yi bir kelebeğin kozasından çıkma anının temsili olarak kabul etmek mümkün. Klip boyu terk edilmiş bir binada, kayıtsızca dolaşan, şarkı mırıldanan, moda dergilerine verdikleri türden pozları dönemi için sıradışı sayılabilecek haraplıkta bir mekâna taşıyan modeller, sonunda sarındıkları kumaşlardan, içine girdikleri bol kazaklardan bir kelebeğin kozadan çıkışını hatırlatırcasına kurtuluyorlar. Ancak böyle bir anlatı damarının keşfi, videonun diğer planlarının bu zirve anının gölgesinde kaldığı yönünde bir izlenime yol açmasın. “Freedom! ‘90”nin her planı bir sonraki kadar gösterişli. Video kliplerde âdet olduğu üzere, “Freedom! ‘90”de de belirgin bir olay örgüsünün hükümranlığı yerine daha farklı bir yapı hâkim. Madonna’nın “Cherish”ini analizinde video klipleri anlatı odaklı bir yaklaşımın dışında bir bakışla incelemenin gerekliliğinden dem vuran Carol Vernallis, sesle görüntü arasında kurulan bağa dikkat çekiyor. İyi bir müzik videosunda izleyene müzikle görüntünün birbirinden ayrılmaz olduğu deneyimini yaşatmanın yolu, bu iki unsur arasındaki mesafenin kat edilmesinden geçiyor. Sesin insanı içine çeken doğası, görüntünün, bir bakana ve bakılana ihtiyaç duyan yapısını dönüştürmek için rehber olarak kullanılıyor. Böylece müzik videosunu baskın bir anlatı yerine pop şarkısının kendi içinde tekrarlı, çoğalan yapısı belirliyor. Şarkı sözlerinin referans alındığı anlatı unsurları olay örgüsünün kalıplarında değil, şarkının ritminin akıcılığında arka arkaya diziliyor.

“Freedom! ‘90”yi video klip tarihinin en kayda değer örneklerinden biri yapan ise, merkezkaç kuvvetiyle savurduğu bu anlatı unsurlarının değdiği yerler olsa gerek. Funky ritimleriyle dönemin pop dans örneklerinden çok daha komplike bir yapıya sahip olan şarkı, videonun da olanaklarını genişletiyor. Şarkının nakarat bölümlerinde alev alan deri ceket, patlayan jukebox görüntüleri, George Michael’ın solo kariyerinde büyük önem sahibi “Faith”in videosuyla, dolayısıyla sanatçının kendi persona’sıyla oynadığı bir oyunun parçaları. Videonun başrolündeki modellerin, British Vogue 1990 Ocak sayısının kapağında —modada yeni bir dönemin habercisi olarak— yer aldığı Peter Lindbergh imzalı ikonik fotoğraf ise “Freedom! ‘90”yi kültürel açıdan değerli kılan bir başka unsur.

British Vogue, 1990 Ocak sayısı kapağı, fotoğraf: Peter Lindbergh,
modeller: Naomi Campbell,
Linda Evangelista, Tatjana Patitz,
Christy Turlington ve Cindy Crawford, kaynak: telegraph.co.uk

Güzellik algısı üzerine şekillenen moda endüstrisine bu referans, video klibin meramını da iyice belli ediyor. Ancak en önemlisi, David Fincher’ın bu modelleri sunarken işin duyusal boyutuna yaptığı vurgu. Videodaki erkek mankenler de, kadın mankenler de Fincher’ın kamerasından dokunulacak bir mesafede ekrana geliyor. Fincher spor yapan, dans eden, banyo yapan mankenlerin bu bedensel faaliyetlerini oldukça yakın kadrajlarla yansıtıyor. Video klipte tekrar eden unsurlar olarak su, buhar ve ter, bu bedenlerin üzerinden süzüldükçe yönetmen de onları dokunulacak bir mesafede yansıtmanın keyfini yaşıyor. Parmağa batırılan iğneyle kan akıtılması, işin bedensel boyutunun iyice altını çiziyor.

Ancak pop endüstrisinde âdet olduğu üzere, bu bedenlere dokunacak mesafede bulunduğumuz algısının yalnızca bir sanrı olduğu da sürekli hatırlatılmakta. Alışıldık görkemlerinin dışındaki koşullarda gördüğümüz bu yıldızlar yine de en ihtişamlı hâlleriyle arzıendam ediyorlar. Yumuşak ışık, yakın planlar, bir taraftan mesafeyi azaltıyor, diğer taraftan yıldızların erişilmezliğini bir kez daha vurguluyor. Tüm bu görüntünün, sesin asıl sahibi George Michael’ı perdelemesi ise “Freedom! ‘90”yi müzik endüstrisinin işleyişi bağlamında benzersiz bir göstergeye dönüştürüyor. Jukebox patlıyor, rock’n roll yıldızlığının en klasik temsillerinden deri ceket alev alıyor, süper modeller kozalarından çıkıyor, ama tüm bunlar yine pop yıldızlarına yönelik arzu çerçevesinde vuku buluyor. George Michael, işin kuralını yazan diğer pop yıldızları gibi endüstriyle oyun oynuyor, onu kendi silahıyla vuracağı alanlar bulmak için çalışıyor.

“Freedom! ‘90”dan ekran görüntüleri

Zaten 2016 Aralık’ında beklenmedik bir şekilde hayata veda ederek bize bıraktığı miras, George Michael’ın oynadığı bu oyunun “Freedom! ‘90”yle sınırlı olmadığını gösteriyor. Eğer George Michael’ın kariyerinde bir çizgi belirlemek gerekirse, kendi pop yıldızlığı statüsünün üzerinde söz sahibi olma çabası özellikle öne çıkar. Listen Without Prejudice Vol. 1’ın promosyon çalışmalarına yeterince ilgi göstermedikleri gerekçesiyle Sony ile giriştiği mücadele, aynı zamanda onun sanatsal üretiminde söz sahibi olmak isteğinin kanıtıydı. Michael, Sony ile anlaşmasının iptalinin görüşüldüğü duruşmalarda, defalarca davanın parayla ilgili olmadığını dile getirmiş, asıl sanatsal üretiminde söz sahibi olmayı önemsediğini söylemişti. 2002’de “Shoot The Dog” videosunda Tony Blair ve George W. Bush’la acımasızca dalga geçişini sıradışı bulanlara “siyasi hiciv rock’ın tekelinde değil” diye cevap vermişti. 1998’de Los Angeles’taki bir umumi tuvalette bir erkekle basılmasını takiben kamuya açık alanda seksi kutladığı “Outside” videosu, onun mizahi tavrının tipik bir örneğiydi. Sonrasında bu olayın albüm satışlarını etkilemesinden endişe edip etmediğini soran Oprah Winfrey’e “homofobiklere albüm satmak gibi bir derdim yok” diye cevap vermesi, yine onun kuralları kendi koymak istediğinin kanıtıydı.

Ancak tüm bu göz önündeki hinliklerinden de öte, Michael’ın 1998’de out olmasına yol açan bu olaya kadar gözlerden uzak bir şekilde gerçekleştirdiği başka bir devrim vardı. Wham! döneminde trombonların, neşeli pop melodilerinin bile saklayamadığı eleştirel tutum, sanatçının toplumsal cinsiyet normlarıyla oynadığı oyunu da alttan alta besleyen bir damardı. Sanatçı, 25 Aralık’ta hayata veda ettiğinde ardından yazılan anma metinlerindeki ortak tema, onun sessiz sedasız bir dönüşümün bayraktarlığını yapan isimlerden olmasıydı. Örneğin neşeli pop yıllarından sonra kirli sakalı, deri ceketiyle kendini bir arzu nesnesi olarak sunduğu “Faith” videosu bugünden bakınca çok farklı bir niteliğe bürünüyor. Tek gecelik aşka övgüler düzdüğü “Fastlove”da, heteroseksüel ve tekeşli videolara mahkûm edildiği dönemlerin öcünü alıyor. Henüz cinsel yöneliminin açıklanmadığı bir döneme ait bu örnekler, sanatçının müzik videosu yıldızlığını nasıl kendi yararına kullandığını gösteriyor. Yıldızların, pop endüstrisi tarafından dayatılan kalıpları kabul etmediği anlar işin doğasını ortaya çıkarıyor. Sanatçının kendi işi üzerindeki hâkimiyet iddiası endüstriyi zorluyor. Söz konusu, müzik kadar görüntüyü de hesaba katan pop yıldızlığı olduğu için toplumsal cinsiyet, farklı ırklara dair kabuller gibi unsurlar devreye giriyor. Pop yıldızının tepkisini yine endüstrinin sunduğu bağlamda gösterme zorunluluğu durumu daha da karmaşıklaştırıyor.

altkültür, Erman Ata Uncu, George Michael, karşı kültür, müzik, popüler kültür, televizyon, toplumsal cinsiyet, video