Modanın İçinde
Var Olmaya Çalışan
Bedenin Tedirginliği

Minna Palmqvist’le ikimizin de davetli olduğu bir konuşmada tanıştım. Beden politikaları üzerine bir panelde o konuşmacıydı, ben de uzman yorumcu olarak çağırılmıştım. Panelin öncesindeki kahve faslını kaçırarak ucu ucuna yetiştim; bir köşeye yerleştim, ilk iki sunum yapıldığında konular hakkındaki yorumlarımı ilettim. Verilen molada tuvalete sıvışmak üzere ayağa kalkıp arkamı dönmüştüm ki, Minna, panik içinde suratıma bakıp “gitmiyorsun değil mi?” diye sordu. Bana söylediği ilk sözcüklerdi bunlar, o benim konular hakkındaki yorumlarımı duymuştu, ancak ben onun neler anlatacağını henüz bilmiyordum. Tuvalet molasından ve avucuma doldurduğum mandalinalarla tanıdıklarla edilen bir-iki kelamın sonrasında onu dinlediğimde ise neden onu dinlememi istediğini çok iyi anlayacaktım.

Söze “çeşitli yöntemler ve değişken sonuçlarla, her zaman işimin merkezine kadın bedenini koyuyorum” diye başladı. “Kadının ve bedeninin ne olmasına izin verildiğinden ve ne olmaya zorlandığından bahsetmek istiyorum”. Konuşurken üzerinde kendi tasarımı gömlek var; gömleğin üzerindeki oklar, vücudun genç ve selülitsiz kalmasını vaat eden bir masaj şemasından alınmış.

Yukarıda bahsedilen desende bir tasarım, 2014 defilesinden bir karede görülüyor. (kaynak: minnapalmqvist.com)

Minna’nın tasarım süreci de, moda dünyasında varoluşu da, moda sektörünün sınırlarından taşarak, sanat alanına bulaşarak gidip geliyor. Tasarımcı, 2007–2015 yılları arasında çıkardığı koleksiyonlarında intimately social [mahrem sosyallik] adını verdiği bir kavramı inceliyor. Tasarımları, “mahrem, fiziksel bedenle sosyal olarak kabul edilebilir, görülen, arzulanan beden ideali arasındaki çatışma” ve “gerçeklik, kişisel arzular ve başkalarının beklentileri arasındaki çatışma” meselelerini irdeliyor. ‘İdeal’, taş manken bedenine karşı gerçek, akan, kokan, kıvrılan bedeni ele alan kıyafetler bir cevap olmaktan ziyade bir soru işaretini temsil ediyor; “moda dünyasının üzerinde kurulduğu kural ve normlar üzerine şekilsel bir tartışma” olarak yaklaşıyor.*

Tasarımcı, bu şekilde düşünüp çalışırken moda dünyasının içerisinde var olmanın yol açtığı anksiyete konusunda oldukça açık sözlü. Gerçek bedenler üzerinde düşünerek hazırladığı koleksiyonları, bir tasarımcı olarak var olma çabası içerisinde moda haftalarında sergilemiş. Dağıtıcı ve üreticilerle ortak bir dil kullanma kaygısıyla, ‘sample/numune’ ürünleri —moda dünyasında standart kabul edilen— alışılagelmiş en ufak bedende üretse de; buna bir çözüm bulmak için diretmiş ve podyumlarında profesyonel modeller ile her yaştan ‘sokaktan’ kadınları birlikte giydirmiş. İleriki yıllarda ise modayla performansın birlikteliğini keşfetmiş ve bu duruşunu standart podyum yürüyüşlerinin dışına çıkarak vurgulamış. 2013’te yaptığı stop-motion bir filmle bir mankenin üzerindeki kıyafetleri keserek moda dünyasının hızına dair hissettiği tedirginliği yansıtıyor.

Intimately Social 10.13 / AW13 Presentation, süre: 03:25

2014’te kendisinden bir ‘moda performansı’ hazırlaması istenen Minna, “moda performansı nedir bilmiyordum, ama kendimce bir şeyler hazırladım” diyor. Sahneye çıkıp önce birbirinden habersizce dışarıya doğru bakan ‘mankenler’, daha sonra birbirlerine dönüp serbestçe bir diğerinin kıyafetini kesmeye, değiştirmeye başlıyorlar. Sahnedeki kadınlar arası birliktelik hissi, arkada seslendirilen manifesto ile iyice vurgulanıyor.

Fashion Intervention Performance,
süre: 09:38

Minna’nın moda konusundaki anksiyetesi, tasarımlarına da yön veriyor. 2015’teki koleksiyonu, en kaliteli takım elbise kumaşlarını, paramparça bir ciddiyetle pijama arasında bir estetikle sunuyor. Bir önceki sene düzenlediği performanstan aldığı ilhamla bu koleksiyonun tanıtımını da bir performans olarak tasarlıyor. Podyuma çıkan (hiçbiri profesyonel olmayan) mankenler, etrafındakilerden habersizcesine podyumda dolanıyor, ellerindeki rujlarla dudaklarını, suratlarını boyuyorlar, bir süre böylece kendileriyle ilgilendikten sonra birbirlerine ve seyircilere dönüyorlar; birliktelik hissi yine izleyenlere bulaşıyor.

Minna Palmqvist, “Intimately Social 13.15”, Stockholm AMAZE AW15,
fotoğraf: Isabelle Minou, kaynak: rodeo.net

2016’da bir koleksiyon görülmemesinin sebebi; Minna’nın modayla sanat arasındaki çizgiden bir adım daha fazla sanat kısmına kaymış olması. Bir sanat fonu desteği ile Minna, Intimately Social projesi altında yürüttüğü kavramsal sorgulamaya eğiliyor; bunun adı NO BODY. “Kimse/hiçbir beden” anlamlarına gelen projenin başlığında bir kelime oyunu var: Bu sefer sanatçı, moda tasarımının başladığı yere, dikiş formuna dönüyor ve hiç kimseye ait olmayan bedenler tasarlıyor. Bir heykeltıraşla çalışarak tasarladığı bu yok-bedenler, daha sonra dikiş formu yapan bir ustanın elinden çıkarak son haline kavuşuyor. Minna, şimdilerde bu olmayan bedenlere kıyafet düşünmekle meşgul...

Minna Palmqvist, “No Body”,
fotoğraflar: Petter Cohen
ve Minna Palmqvist,
kaynak: minnapalmqvist.com

Minna’nın benim birkaç cümlemi duyduktan sonra, bana “gitme” demesinden ve sonrasında kendisini dinlerken gözlerimin dolmasından, ortak bir hissiyatla çalışmamız sorumlu: Modayı severken onu eleştiren insanlar olarak aynı çelişkinin anksiyetesini, hüsranını yaşıyoruz, benim yazdığım gibi o tasarlıyor. Tasarımlarının bu çelişkiyi yeterince anlattığını düşünsem de, sözlerimi Minna’nın yazar Lisa Carlsson yardımıyla kaleme aldığı manifestosuyla bitiriyorum.

SİNİR KRİZİNİN EŞİĞİNDE DENGEMİZİ BULUYORUZ.

Mükemmel bir dokunuşla parlatıcı sürüyor ve suratlarımızı örtüyoruz. 
Biz belirsiziz.
Güçlü kırık kalplerimiz değişim için çarpar ve ayaklarımız çamura saplanırken
Ortak bir merkez oluşturuyoruz.
Dişlerimizi bileyip dilimizi ısırıyoruz.
Bayan çok şişman şimdi çok zayıf. İçimizde olduğunu bilemediniz.

GÜÇ VE ÇÜRÜMEK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİDE YÜRÜYORUZ;
Üstümüze dikilen ceketlerimiz dikişlerini zorluyor ve dantel sütyenler dizlerimizin altına düşüyor. 
Sınıra taşı, ittir, düşür. İpek pijamalarımızda mışıl mışıl kız kardeşlik rüyası görüyoruz.
Görüntüyü korumak, kendimizi küçültmek öğretildi bize,
Ama kendimizi azaltmak bize yakışmıyor.
HAFİFLİK VE AĞIRLIK;
Lekeli tişörtlerimizle pırlantalar gibi parlıyoruz. 
Stiletto topuklarımızla hızlı koşup yetişmeye çalışıyor, ait olmak istiyoruz.
Aşınmış spor ayakkabılarımızla yavaşça ilerliyoruz, yalnız bırakılma arzusuyla yanıp tutuşarak.
Büyük aç bedenlerimizi çamur gibi şekillendiriyoruz ve kalçalarımız yalan söylemez.
İşlerin sizin istediğiniz gibi yürümesi şartıyla ahenk vaat ettiniz.
Biz kavgayı seçtik.
YANILGI VE GERÇEKLİK.
Hem gerçek hem kurguyuz. 
Öyle düğümlü ki, bazen biz de bilmiyoruz hangisi.
Dişlerimize bulaşmış rujumuzla aklımıza geleni esirgemiyoruz.
Yaşlanıyor ve böyle uyanıyoruz.
Kusursuz.
Kristal damlaları terliyor ve zor nefes alıyoruz.
Ve hayır, bununla başa çıkabileceğinizi düşünmüyoruz.
BEDENLERİMİZ SİZİN YARGINIZA VE ZİHİNLERİMİZ KİMSENİN BASKISINA AÇIK DEĞİL.
KIRILIP DÜŞÜYORUZ. 
KALKIP YÜKSELİYORUZ.
YAPI-YIKIYORUZ.
Ve bir daha şikayet ederseniz karşınıza ordu gibi dikiliriz.

* Minna Palmqvist, “Swedish Fashion Talks: Body Politics” sunumu, 8 Kasım 2016, İstanbul.

beden, beden politikaları, Eda Çakmak, kimlik, Minna Palmqvist, moda, moda tasarımı, toplumsal cinsiyet