II. Dünya Savaşı’nda
“Bizi de Görün” diyen
New York Tasarımcılarından
“Şimdi Gör, Şimdi Al” Diyen
İnternet Kuşağına
Moda Haftaları

Eylülün ortasında başlayıp yaklaşık bir ay boyunca devam eden süreç, moda çevrelerinde ‘Moda Ayı’ olarak bilinir. Bu mevsimde New York ile başlayan moda haftaları zinciri —moda basını, global üne sahip bloggerlar ve moda profesyonelleri uçaklara binip oradan oraya koştururken— arkasında hazırlıklar başladığından beri uyumamış, damarlarında kan yerine kafein dolaşan bir zombi stajyer ordusu bırakarak Milano’ya, Londra’ya ve Paris’e doğru devam eder. Elbet bu saydıklarım ‘büyük dörtlü’, yani moda dünyasının başkentleri kabul edilen şehirlerde gerçekleşen moda haftaları; bunların dışında İstanbul da aralarında olmak üzere birçok büyük şehirde moda haftaları düzenleniyor. Bu moda haftaları, bir yandan belli bir geleneği sürdürürken, bir yandan da moda sektörünün baş döndürücü hızına yetişmek, adapte olmak ve dönüşmek durumundalar. Mekânlar ve metotlar her sezon moda rüzgârlarına göre yön değiştirirken, 2016’da gelen ‘şimdi gör, şimdi al’ modeli, internet çağının gerektirdiği daha derin bir değişime sebep oluyor ve döngünün ritmine el atıyor.

Moda haftasının temelinde yatan, belli bir mevsimin tasarımlarının belli bir zaman diliminde sergilenmesi, 1800’lü yılların Paris’inde başlamıştı. Bu defileleri tasarımcılar genellikle kendi moda evlerinde düzenliyorlardı. Daha organize olarak günümüzdeki haline gelmesinin ilk adımı ise 1943’te New York’ta atıldı. 1940’lı yıllara kadar modanın kaynağı tartışılmaz olarak Paris kabul ediliyordu, öyle ki birçok Amerikalı tasarımcı ve üretici, ürünlerini kendi isimlerini kullanmadan, Paris’ten gelmiş izlenimi verecek bir şekilde pazarlayarak satıyorlardı. II. Dünya Savaşı’yla birlikte Nazi işgali altındaki Paris’in dünyayla ilişkisi kesildi ve moda dünyasının geri kalanı kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldı. Öte yandan savaşla birlikte doğan ihtiyaçla iş gücüne dahil olan kadın oranı artıyordu, ve Amerikan hükümeti, kendilerine ait gelirleri olan bu kadınların paralarını Amerikan markalarına harcamalarını istiyordu; bunun için de tasarımcıları gizlendikleri dikiş odalarından çıkartıp, göz önüne getirmek gerekiyordu. Bu amaçla hükümet, moda sektöründe reklamcı olarak çalışan Eleanor Lambert’ı tuttu; onun yönetimi altında birer koleksiyon hazırlayan tasarımcılar tasarımlarını, adı Press Week [Basın haftası] konmuş olan hafta boyunca podyumlarda sergilediler. İlerleyen yıllarda devam eden bu etkinlik, diğer ‘moda başkentlerine’ de yayıldı, ve İngiltere’de 1984’ten itibaren, New York’ta ise Mercedes Benz’in isim sponsorluğunu üstlendiği 2004’te resmi olarak Fashion Week [Moda Haftası] ismi kullanılmaya başlandı.

Basın Haftası, New York, 1943
(kaynak: latest-wrinkle.com)

Moda sektöründe bir söz sahibi olma iddiasında bulunan ülke ve şehirlerde, resmi bir moda haftası oluşturmak bir öncelik teşkil ediyor ve yerel sektörler dünyaya kendilerini duyurmak için, özünde bir tasarım fuarı olan bu etkinlikleri kaldıraç olarak kullanıyorlar. İstanbul, altıncı senesine giren Mercedes Benz Istanbul Fashion Week’in yanı sıra, bir de 2016 Mayıs’ında ilki düzenlenen Istanbul Modest Fashion Week, yani Muhafazakâr Moda Haftası’na ev sahipliği yapıyor. Bu ‘gelişmekte olan moda haftaları’, kendilerini yerleşmiş olan moda haftalarının seviyesine yükseltmeye çalışırken, büyük moda haftaları da modanın dönüşen yüzüne ayak uydurmaya çalışarak her dönem farklı yeniliklere imza atıyor.

Istanbul Modest Fashion Week
web sitesinden ekran görüntüsü

İstanbul ve moda dünyasında kendini kanıtlamaya çalışan şehirler, moda haftası konseptinin hakkını vermeye çalışırken, uzun süredir bu geleneği sürdüren şehirler ise gittikçe başlangıçtaki konseptten uzaklaşıyorlar. Bu moda haftaları ilk kurulduğunda, defileler belli bir merkezde gerçekleşirken, zamanla bir-iki defilenin kendi seçtiği mekânlarda yapılmasına karar veriliyor. Sonra bunu diğerlerinin de takip etmesiyle, defileler gittikçe merkez mekândan uzaklaşarak markaların konseptlerini yansıtan mekânlarda gerçekleştiriliyorlar. New York’ta, Manhattan’ın gittikçe daha uzak köşelerine yayılan defileler bile henüz kafalarda soru işaretleri oluştururken, Alexander Wang gibi dikkatleri üzerinde toplamış moda evlerinden birinin Sonbahar/Yaz 2014 defilesini Brooklyn’de eski bir depo binasında gerçekleştirmesi oldukça büyük ses getirmişti. Tahmin edilmesi zor olmayan trafik vb. faktörlerin yanı sıra, olay esnasında New York’ta bulunan birisi olarak, olayın Şubat ayında ve yağan karların bir ay boyunca erimediği gibi, kaldırım kenarında birer metrelik birer buz yığını haline geldiği bir ortamda geçtiğini eklemeliyim. Bu da sadece New York’un değil, tüm dünyanın ‘moda elitinin’ bu koşullarda Brooklyn’e gitmesi gerektiği anlamına geliyordu. Nitekim gittiler de.

Moda haftaları denince şüphesiz ilk akla gelen defileler, bir mağaza metaforu kullanacak olursak eğer, bu sistemde ürünün müşteriye sergilendiği bir vitrin görevi görüyor. Esas alışveriş ise, markaların satınalmacılarla buluştuğu showroomlarda gerçekleşiyor. Markaların müşteriyle sosyal medya aracılığıyla çok daha yoğun ve günbegün ilişki kurduğu günümüzde ise, bazı markalar artık giysiler mağazalara girmeden altı ay önce tüketiciye sergilendiği bu modeli mantıklı bulmuyorlar. Şubat ayında Christopher Bailey’in önderliğindeki Burberry, “see now, buy now” yani “şimdi gör, şimdi al” furyasına katılan en büyük isim oldu. Marka, tasarımların mağazaya girme zamanına dek ürünlerini tüketiciye tanıtmıyor, altı ay önceki tanıtım sadece moda sektörüne açık. Marka, bu sistemi ilk defa geçtiğimiz Londra Moda Haftası’nda yürürlüğe koydu ve podyumdaki giysiler, defileden sadece dakikalar sonra Burberry’nin Regent Street mağazasında yerlerini aldı.

Burberry web sitesinden ekran görüntüsü;
Eylül 2016’da gerçekleşmiş olan defileyi
izlemek ve koleksiyondaki ürünleri
anında sipariş etmek mümkün.

Tom Ford da bu modeli benimseyen büyük markalar arasında. New York merkezli marka Thakoon ise, resmi moda haftasının dışında kalan bir defileyle sergilediği koleksiyonla “see now, buy now” modelini uygulamanın ötesine geçti. Marka, toptan satışı tamamen sonlandırarak doğrudan müşteriye pazarlama modelini seçiyor ve satışının tamamını, New York’ta bulunan tek bir mağazanın dışında, internet mecrasına aktarıyor. Akıntının tersine giden ve gelenekleri bir bir yıkan ‘oyun bozan’ Vetements da, mağazalarda en uzun süre kalan ve en çok satış gerçekleşen ‘ara sezonlarla’ bir ortak nokta bularak senede iki kez yapılacak defilelerini resmi moda haftası tarihlerinden birer ay önceye taşımış, ve yine tasarımlar podyumda görüldükleri andan itibaren raflarda tüketiciyi bekliyor olacaklar.

Tasarımcının tüketiciyle dijital iletişimi, ironik bir şekilde şimdiye kadar aralarında olagelmiş en organik bağı oluşturmaya doğru gidiyor. Hâlâ, 1943’te Paris’in gölgesinde kalan New York modası gibi, gölgelerden sıyrılmaya çalışan yeni kuşak moda şehirleri geleneksel modeli kendilerine uydurmaya çalışırken, sektörün büyük oyuncuları, oyunu kendilerine göre değiştiriyor.

{Fold içindeki fotoğraf: İstanbul Fashion Week 2016 Bora Aksu defilesinden (fotoğraf: Doruk Yemenici, kaynak: Off ne giysem)}

defile, Eda Çakmak, moda, moda haftası, pazarlama, see now buy now