Nazmi Ziya Güran,
“Taksim Meydanı”, 1935,
tuval üzerine yağlıboya,
73,5 × 92 cm,
kaynak: sanatteorisi.com
Bulunduğum Yerler
Meydan

Aslına bakarsanız Meydan’ı hiçbir zaman çok sevmemiştim. Zemini yamuk gelir bana, Nazmi Ziya’nın Meydan’ı havalı göstermeye çalışan tablosunda bile bir şey yamuk gibi durur, otomobil galiba. Zaten aslında özel bir meydan sevgim de yoktur, meydanların resmi bir şahanelik duygusu yaratmak üzere yapıldığı hissi çok erkenden vardı bende; “Meydanım, şahaneyim!” Ayrıca bana hiçbir zaman bir açıklık ve ferahlık duygusu da vermemişti. Zaten böyle bir duygu versin diye de yapılmamıştı, hissim doğruysa. Bu durumda, bayram ziyaretleri için banliyöden şehre geldiğimizde yeterince bayram harçlığını da denkleştirdiğimde, Talimhane’den olsa olsa hemen meydanın ortasına, heykelin oraya doğru sıvışır, sağa sapar, şimdi börekçi ya da öyle bir şey olan Galatasaray’daki Sander Kitabevi’ni tutturuncaya kadar da durmazdım. Eğer oraya kadar gitmeye vakit yoksa, ters yöne aynı kitabevinin Osmanbey’deki çok daha büyük şubesine gitmeyi tercih bile ederdim. Oraya giden yol çok daha fazla bir büyük şehir caddesine benzerdi. Birkaç kitabevi, diskotek, ‘asıl’ sinemalar, Hilton vb. bana çok daha fazla şehir duygusu verirdi: “Şehirdeyim! Şehirdeyim!”

Ama meydanların ve bu Meydan’ın da bir olasılık olduğunu, orada birlikte durulabilmek için de var olduklarını kabul etmek gerek. Kimseyle birlikte durmak arzum olmadı öyle fazla, itiraf etmeliyim. Daha çok, şöyle ya da böyle birlikte duran birilerinden uzaklaşmak ferahlık verdi bana. Bu gereksinimi en çok da ailede hissettim. Sadece kitap okuyan ve başka şeyler hakkında fikirleri olan bir çocuk olarak, akşam yemeği sırasında yeni yeni yaygınlaşmakta olan televizyona Ecevit çıkınca başların nasıl suçlamayla bana döndüğünü anlatmak zor; ‘ailenin küçük başkaldıranı’! Belki de inanmazsınız.

1 Mayıs 1977 günü evden çıkıp inatla Meydan’a gideceğimi söyleyince orada korkunç şeyler olmasını bekleyen herkes beni vazgeçirmeye çalıştıysa da, başarılı olamayacaklarını biliyorlardı. Her söylenene “ama niye?” diye karşılık vermekle başladığı rivayet edilen itiraz kariyerim, sonunda bir gün eve gelen ve baktığı falda ‘her şeyi bilen’ falcının hakkımdaki doktor teşhisi hükmünde cümlesiyle resmileşmişti: “Kafasına huni taksa karışmayacaksınız!” Dedim ki: “Hayır, gideceğim, gözlerimle göreceğim, sonra eve döneceğim, hiçbir şey olmayacak, siz de haksız olduğunuzu itiraf edeceksiniz!” Yeşilköy–Eminönü otobüsüyle Eminönü’ne gidip köprüyü geçip oradan Galata’dan Tünel’e tırmanmış ve Meydan’a gitmiş olmalıyım. Çünkü yolda bir sürü kitapçılar ve eski kitapçılar vardı, onlara bakacaktım tabii ki ve daha çok zaman vardı.

Her yere erken giderim, bu kendi göbeğini kesen çocukların ortak özelliğidir. Meydan’a vardığımda herkes toplanmaya başlamıştı. Bağlantısız bir ‘orada olan’ olduğum için gruplar arasında gezindim. Oradan çıktım, buraya girdim. Heyecan, renk, dalga dalga insan vardı ve orada olmadan da olsa orada olduğum için mutlu oldum. Hiçbir aksilik olmuyordu işte, hiçbir şey olmayacaktı. Kazancı’ya inen dik yokuşun başından iki kere geçtim, hatırlıyorum. Burası, daha sonra, çocuklarını kucaklamış havada uçarcasına Kazancı’nın başından, yerdeki bedenlerin yanından aşağı doğru kaçan erkekle kadının fotoğrafına baktığımda hep gözlerimi dolduran bir noktasıdır Meydan’ın. Üçüncü geçişimde nihayet oradan aşağı yollandım, Pürtelaş’tan Tavukuçmaz’a, oradan Tophane’ye indim, oradan eve.

Hikâyenin sonunu “…ve haklı çıkmışlardı” diye bağlamayacağım. Onlar da “bak haklı çıktık” işini uzatmadılar. Olan şey, hakkında ancak susulacak kadar korkunçtu çünkü.

Meydan,
fotoğraflar: Saadet Ersin

Meydan’dan sonradan belki on binlerce kere geçtim, yüzlerce defa iyi ya da kötü biten benzer olaylarda orada bulundum. Ama o Mayıs günü Meydan’la aramdaki —zaten olmayan şey— tamamıyla bitti. Son olarak betonla doldurduklarından falan da değil, Meydan’ı hiç sevmem, sağdaki çiçekçilerin neşesi olmasa oradan geçmem bile. Meydan sinsi ve baskıcıdır. Tuzak ve gözpınarlarının dolması.

Bulunduğum Yerler, Fatih Özgüven, meydan, Taksim