Marvel’da Siyah Olmak

2008 yılında yayımladığı ilk filmi Iron Man’den beri, Marvel Studios’un inanılmaz bir hızla —bazen de tartışmalı bir şekilde— yükseldiğini söylemek yanlış olmaz. 2016’nın en çok hasılat yapan filmi, stüdyonun Captain America: Civil War filmi oldu, geçen ay gösterime giren Doctor Strange de listenin dokuzuncu sırasında yer aldı. Popüler süper kahramanların önemli bir kısmını bünyesinde barındıran Marvel, bugün çizgi romanlardan dizilere, bilgisayar oyunlarından filmlere kadar pek çok kurmaca ürüne içerik sağlayan bir şirket hâline geldi. Marvel Studios bünyesinde oluşturulan ve değişik kahramanların ve serilerin içinde yer aldığı kurmaca evrene (ve medya tekeline) de Marvel Cinematic Universe (MCU) deniyor.

Bilgisayar oyunları gibi, ana akım çizgi roman kültürünün de hedef kitlesi esas olarak genç beyaz erkeklerden oluşur, en azından on yıl önce durum tamamen böyleydi. Marvel ve rakibi DC’nin giderek daha özenli hâle gelen yapımları ve bunları destekleyen pazarlama stratejileri sayesinde çizgi roman hayranlarının sayısı arttı. Bununla birlikte, belki pazarlarını genişletmek belki de konudaki eksikliği gördükleri için, iki siyah kahramana —büyük paraların harcandığı— sinematik evreninde yer ayırmaya karar verdi.

Luke Cage, Hero for Hire #1
(Haziran 1972), Marvel
Luke Cage, Hero for Hire #16
(Aralık 1973), Marvel

Bunlardan ilki, 2016 Ekim ayında yayımlanan Netflix yapımı bir dizi olan Luke Cage. İlk olarak 1972 yılında çizgi roman olarak yayımlandı, aynı zamanda ana akım çizgi romanda kendi adına serisi basılan ilk siyah karakter oldu. Yayımlandığı yıllarda, hedef kitlesi şehir kökenli siyahlar arasında popülerliği artan ve kötü beyazlara karşı haklı mücadelelerini sürdüren siyah kahramanların klişe hikâyelerini anlatan Blaxploitation [black exploitation] türü filmlerden etkilenmiş olan Luke Cage, hapishanede katıldığı bir deneyin sabote edilmesinden sonra süper kuvvet ve parçalanamaz bir deri sahibi olan Carl Lucas’ın maceralarını konu alıyor. Dönemin Marvel evreniyle karşılaştırıldığında karanlık tarzıyla dikkat çeken çizgi roman, türe olan ilgi azalınca süreli yayın hâlinden çıkarıldı ve kahraman Luke Cage birkaç bağımsız seride ve başka kahramanların serilerinde görülmeye başlandı.

Marvel’s Luke Cage,
Cheo Hodari Coker tarafından
yaratılmış web dizisi
(tanıtım kartı, kaynak: netflix.com)

Netflix tarafından yayımlanan üçüncü Marvel uyarlaması Luke Cage oldu. Netflix dizileri, diğer MCU yapımlarına göre karanlık ve gerçekçi tonlarıyla dikkat çekiyor. Gerçekçi derken, hikâyedeki olayların ele alınış şeklinden bahsediyorum; yoksa işlenen konular hayli fantastik. Mesela Avengers ekibi, yıkıma gelmiş bir tanrıyla şakalar yaparak dövüşürken Daredevil’da gözünü mutenalaştırma hırsı bürümüş güçlü bir mafya babasıyla sürdürülen ve fiziksel ve psikolojik yıkımdan tüm karakterlerin etkilendiği bir anlatı hâkim. Uyuşturucu ve tecavüz gibi, Marvel’ın görmeyi çok tercih etmeyeceği gerçeklikler de bu dizilerde mevcut. Harlem’de sessiz bir hayat sürmeye çalışan Luke Cage, bir kulüp sahibi ve yasadışı işlerle uğraşan Cottonmouth adlı gangsterin mahallesini yozlaştırmasına daha fazla sessiz kalamıyor ve kendince bir temizlik operasyonuna girişiyor.

Luke Cage’in diğer bir özelliği de, Marvel’da ilk defa “n-kelimesi”nin (nigger/nigga) kelimesinin kullanılmış olması. Kölelik zamanında siyahları aşağılamak için kullanılan kelime zaman içinde siyahlar tarafından tekrar ele geçirildi, değişikliğe uğradı ve hip hop kültürüyle beraber yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bu kültürün en önemli temsilcilerinden Tupac Shakur, kelimenin eski ve modern kullanımını şu şekilde açıklıyor: “Nigger diye seslenilen adam boynunda iple bir yerlerden sallandırılıyordu, nigga ise boynunda altın zincirler sallanan, kulüplerde takılan adamdır.” Beyazların bu kelimenin herhangi bir şeklini kullanmaları oldukça büyük bir tabu olarak kabul ediliyor. Bu kelimeyi duymak bile, belki de nasıl bir geçmişten geldiklerini hatırlattığı için, beyaz Amerikalılar üzerinde büyük bir etki yaratıyor. Kelimenin siyahlar tarafından bu kadar sık kullanılmasının bir sebebi de bu, geçmişteki zorlukları unutturmamak. Luke Cage ise kelimeyi duyunca ürperiyor ve sert bir şekilde kelimeyi kullanan çocuğa geçmişte siyahların yaşadığı zorluklardan bahsediyor ve kelimeyi lanetliyor. Dizideki kötü karakterlerden Mariah Dillard da ilk bölümlerde kelimeyi lanetlerken, yasal işlerini kaybetmeye başlayıp yeraltı dünyasındaki yeri kesinleşirken kelimeyi sahipleniyor ve kullanmaya başlıyor.

Dizideki bu tavrı biraz tuhaf buldum açıkçası. Durumun unutulması, hiç olmamış gibi davranılması 1950’lerde kalmış bir tepki gibi görünüyor. Özgürlüklerini uzun zaman önce kazanan siyahların beyazlarla hâlâ tamamen eşit oldukları söylenemez. Bu eşitsizlik ve sistematik ırkçı saldırılar siyah toplulukları Dr. Martin Luther King’in pasif direnişi yerine Malcolm X’in öğretilerini benimseyen daha organize ve varlığını gerekirse şiddet kullanarak savunmaya hazır hareketlere yöneltti. Nigga söylemini de, bu tarz direnişe daha yakın bir kışkırtma olarak görüyorum.

Sonuç olarak, siyahlara yapılan baskıların arttığı bir dönemde, polisler tarafından vurulan silahsız siyah insan haberlerinin arka arkaya geldiği günlerde ‘hoody giymiş kurşun geçirmez siyah adam’ gibi bir malzemeyle çok daha iyi bir dizi üretilebilirdi gibi geliyor bana. Bir yandan da, ana akım çizgi roman uyarlamalarından çok da bir şey beklememek gerekiyor. Sayıca daha az olan izleyici için, milyon dolarlık projeleri* Wu-Tang Clan şarkılarına çevirmelerini beklemek, çok da gerçekçi değil. Teknik olarak bakıldığında, Superman’in dünyadaki bütün serveti alıp herkese elden eşit olarak dağıtması ve tüm silahları yok etmesi 15 dakika sürmez, ama bunun yerine 1933’ten beri değişik ölçeklerdeki soygunları engelliyor, orta ve üst sınıf ailelere güvence oluyor.

Bu yıl MCU’da karşımıza çıkan ikinci siyah süper kahraman Black Panther. Wakanda adlı dünyanın en gelişmiş kurmaca Afrika ülkesinin kralı ve koruyucusu olan T’Challa (Black Panther) ilk defa 1966’da, Fantastic Four çizgi romanında ortaya çıktı. Teknolojik olarak çok gelişmiş kostümü ve yediği özel bitkiler sayesinde en üst seviyeye gelmiş algıları ve refleksleri yardımıyla ülkesini koruyor ve gerektiğinde diğer kahramanlara yardım ediyor. Captain America: Civil War filmiyle MCU’ya giriş yaptı ve 2018’de sadece kendine ait bir filmle gösterimde olacak.

Aslında Civil War, MCU filmleri arasında ayakları en çok yere basanı ve geriye dönük bir süreç de başlattı. Hikâyede, Avengers’ın yöntemlerinin tartışıldığı uluslararası bir konferansa düzenlenen saldırı ve arkasından gelen komplodan dolayı, süper kahramanlar eylemlerinin diğer insanlar üzerinde doğurduğu sonuçlarla ilk kez yüzleşiyorlar ve aralarında anlaşmazlık çıkıyor. Hulk’un gülerek yıktığı binanın altında kalan insanlardan da, böylelikle bahsedilmiş oluyor.

Captain America: Civil War, 2016,
yönetenler: Anthony Russo ve Joe Russo
(tanıtım kartı, kaynak: hypebeast.com)

Black Panther hakkında detaylı bir şey söylemek için henüz erken, filmde geçmişine dair pek bir şey yoktu. Babasının öldürülmesi üzerine girdiği ‘düşünmeden hareket etme’ hâlini toparlayarak mantıklı karar veren bir kahraman olarak resmedilmişti. Çizgi roman evreni hakkında bilgi verilebilir ama. Öncelikle, Black Panther isminin 1966–1982 arasında faaliyet gösteren efsanevi siyah aktivist partisi Black Panther Party ile hiçbir alakası yok ne yazık ki. Hatta pek çok Marvel karakterinin yaratıcısı Stan Lee çizgi romanlarının bir hareket ismiyle anılmasından çekinmiş ve çizgi romanı “Black Leopard” olarak yeniden adlandırmayı düşünmüş. Okurların bu konuda pek rahatsızlık duymadıklarını fark edince vazgeçmiş.

Black Panther, Wakanda adlı hayali ülkenin kralı ve koruyucusu. Çok eski zamanlarda topraklarına düşen, ses dalgalarını emen vibranium adlı madde sayesinde teknolojileri çok hızlı ilerlemiş, kimi serilerde dünyanın herhangi bir yerinden on kat daha ileride oldukları bilgisi geçiyor. Black Panther unvanı, aslında babadan oğula geçiyor ama her yıl insanlara bu unvan için meydan okuma şansı veriliyor. Aday ancak, Wakanda’nın en güçlü savaşçılarını aynı anda yenerse bu unvanı alabiliyor. Wakanda dünyaya her anlamda kapalı bir ülke, ne dışarıya yardım sağlıyor ne de diğer ülkelerin işlerine karışıyor. Çizgi roman evreninin saçmalığı da biraz burada.

Afrika kıtası 19. yüzyıldan itibaren sistematik şekilde Avrupa tarafından sömürge hâline getirilirken, Wakanda bu durumu izlemiş oluyor. Afrika’dan renkleri yüzünden insanlar kaçırılıp Batı’da satılırken de Wakanda ses etmemiş. Kıtanın işlevsel bir şekilde sömürülmesi için diktatörlükler kurulurken de, iç savaşlarda çocuklar savaşırken de, şehirli nüfusunun %80’i HIV taşırken kilise prezervatif satışını engellerken de; Wakanda hep izlemiş, sadece kendine gelen tehditleri durdurmuş. Çizgi romandaki duruma bakınca benim gördüğüm tablo bu oluyor.

Civil War’da T’Challa’nın babasının öldürüldüğü konferansın yapılma sebeplerinde biri de, Avengers’ın bir kararının o sırada Nijerya Lagos’ta gönüllü çalışan Wakanda vatandaşlarının ölümlerine sebep olmasıydı. Bu bile, MCU’da o kadar da izole bir Wakanda olmayacağını gösteriyor. Yine de, bu denli gelişmiş bir ülkenin bu kadar yaralanmış bir kıtada varoluşuna nasıl bir açıklama getireceklerini merak ediyorum. Umarım Civil War’da sağlayabildikleri kırılgan tabloyu koruyarak daha ayakları yere basan yapımlarla devam edebilirler. 

* Superman’in Amerika yerine Ukrayna’ya düştüğü için Sovyetler tarafından şekillendirildiği Red Son, Pakistan asıllı Müslüman bir kızın süper kahramana dönüştüğü Miss Marvel ve daha pek çok istisna var, ama The Amazing Spiderman gibi devam eden büyük serilerde şaşırtıcı bir şey görmemize sanırım bir süre daha var.


{Fold içindeki resim: Luke Cage, Hero for Hire #13 (Eylül 1972), Marvel, kapaktan ayrıntı}

Black Panther, Çağıl Ömerbaş, çizgi roman, Luke Cage, Marvel Cinematic Universe, süper kahraman