Bu imge, 
Rosemary’s Baby
filminin afişinden 
üretildi.
Bulunduğum Yerler
Marnie

İnsanın bulunduğu yer, bazen sadece ve sadece bulunmak istediği yerdir.

Zihin oraya yönelir, daha açıkçası kendini büyük bir hevesle oraya doğru savurur, kalp her zamankinden hızla çarpar. Bu basbayağı fiziksel bir acıdır.

Çocukluk, böyle —sonradan düşününce komik gelen— acılarla doludur. Oysa acılarımıza sadık kalmak önemlidir. Sadece çocukken, acılar o an çok gerçekken değil, büyüyünce de, hatta asıl büyüyünce.

Tıpkı Swannların Semtinden’de büyük Marcel’in anlattığı, küçük Marcel’in kendisine gece öpücüğü vermeye gelmekte geciken annesini bekleyişindeki içe dönük acı (“annem niye misafirleri bırakıp da yanıma gelmiyor?”) gibi.1 Tema üzerine çeşitlemeler: Almodóvar’ın Yüksek Topuklar filmi, adını çocuğun oda kapısına kadar gelip içeri girmeden uzaklaşan annenin topuk tıkırtılarından alır. Roberto Rosselini’nin Avrupa ‘51 filmindeki şıkır şıkır, güzel annenin oğlunu yatırıp ‘düşüncesizce ihmalkâr’ davranarak misafirlerin ışıltılı ve yetişkin dünyasına karışıp gitmesi büyük bir trajediye yol açar.

Bu acının dışa dönük versiyonu, B yüzü, ya/ya da’sı, ‘siyah’a beyazı şudur: “Ben neden orada değilim, annemle ve misafirlerle, büyüklerle birlikte?” 

Benimki de bir anne öpücüğü değil2, onun dışa dönük versiyonuydu3 işte: kitaplar ve filmlerde cisimleşmiş haliyle büyüklerin dünyası…

Ne yazık ki, çocukken annemle babamın uydurduğu, ‘çocukların göremeyeceği filmler’ diye bir şey vardı.

Her şeyden önce büyüklerin dünyasına ait olan, ‘büyüklerin dünyası’ denen şeyin sırları ve kesinlikleri (kesinlik! sırdan da çok aradığım şey buydu) ile örülmüş bir şeydi bu. Büyüklerin dünyasını, bir an önce arkamda bırakmak istediğim çocukluk dünyasından ayıran bir şey varsa, bunun önemli bir bileşeni bu esrarlı filmlerde gizliydi. Kesinlik. Birinin cebindeki mendili hafifçe düzeltip gülümseyerek anlamlı bir cümle söyleyeceği, ötekinin de bu jesti anlayarak ona denk düşen bir jest ve belki yanı sıra bir nükteyle karşılık vereceği bir complicity, bir ‘danışıklılık’ dünyası. Kendi başına erotik olan buydu, kesinlik; yavaş yavaş beni ilgilendiren cinselliği kapsasa da ondan daha fazla bir şeydi. Her şeye sanki bir simetri ve düzen getireceklerdi.

Yazlık sinemada Hırsız Kız Marnie filmi oynuyordu. Bu ismin Hitchcock’un Marnie adlı filmine verilen Türkçe ad olduğunu biliyor, Marnie adının bence sırlarla dolu glamour’uyla Hırsız Kız’ın merak ettiriciliğini birbirine ekleyip bu filmi göreceğim anı bekliyordum. Ne zaman görecektim acaba? Hırsız Kız Marnie’de büyükler dünyasına ait ne hazineler vardı?4

Ne yazık ki, Hırsız Kız Marnie, ‘çocukların göremeyeceği filmler’dendi.

Daha da çıldırtıcı olan, annemle babamın sinemaya beni götürmemekle kalmayıp henüz bebek olan kız kardeşimi yanlarında götürmeye karar vermeleriydi.

Kardeşimin, bebek arabasında yattığı yerden gözünün önündeki büyük ve geniş perdede Hırsız Kız Marnie’nin ‘form’larının gelip geçişini, anlamayan, merak etmeyen, orada olamayan bebek gözleriyle izleyişini korkunç bir kıskançlığın pençesinde, acıyla (bu kadar da dramatiktim işte) hayal ettim.

Orada (bebek arabasında mı, perdede mi, yazlık sinema bahçesinde mi, filmde mi, bilmiyorum) ben olmalıydım.

Yakında olacaktım. Görürlerdi.

1. “Yatmak üzere yukarı çıkarken, tek tesellim, ben yatağa girdiğimde, annemin beni öpmeye geleceğini bilmekti. Ama bu iyi geceler öpücüğü o kadar kısa sürer, annem o kadar çabuk aşağı inerdi ki, onun yukarı çıkışını, sonra da minik hasır örgü kordonlu, mavi müslinden bahçe elbisesinin çift kapılı koridordaki hışıltısını işittiğim an, benim için ıstırap dolu bir andı. Kendinden sonra gelecek olan anı, annemin yanımdan ayrılıp tekrar aşağı ineceği anı haber verirdi bana.” Swannların Semtinden, Marcel Proust, çeviren: Roza Hakmen, YKY, s. 19.

2. Benim annem, babamla birlikte haftada bir kez gittikleri abonman seansından her dönüşünde Yüksek Topuklar’daki annenin topuk tıkırtılarıyla oda kapısına kadar gelir, bana vaat ettiği, sinemaya götürülmeyişimin diyeti olan Koko’yu yatağımın yanına bırakmak üzere içeri girerdi de. Uyumamışsam, “Film güzel miydi?” diye sorardım.

3. Belki ‘içe dönük’le ‘dışa dönük’ tek ve aynı şeyin farklı yüzleridir, kimbilir.

4. İşin ilginci Marnie de tam bununla ilgilidir. Kesinlik, düzen, disiplin, hatta yola getirme. Film seyredenin S/M’i.

Bulunduğum Yerler, Fatih Özgüven