Manus X Machina
Bir Sergi ile Moda Dünyasında Teknoloji

Moda dünyasının takviminde her geçen yıl daha çok ilgi toplayan etkinliklerden biri, New York’un The Met olarak bilinen Metropolitan Museum of Art’ının Kostüm Enstitüsü’nün yıllık sergisi, ve bu serginin, artık kısaca Met Gala olarak anılmaya başlanmış olan açılışı. Bu galanın bu denli ilgi çekmesinin en büyük sebebi, her sene serginin temasına bağlı olarak seçilen dress code’un (konukların davete gelirken uyması beklenen giyim kuralı), galanın ünlü davetlileri tarafından nasıl yorumlandığını görebilmek. 2016’da Manus X Machina: Fashion in an Age of Technology [El İşi X Makine: Teknoloji Çağında Moda] ismiyle açılan sergi, moda üretiminde el işi ve teknolojik yöntemlerin birbirleriyle ilişkisini inceliyor. Serginin açılışında düzenlenen balonun davetiyesinde ise, dress code olarak tech white tie [teknolojik resmi giyim] yazıyordu.

Met Gala’ya gelen çoğu konuk bu davetiyeyi alabildiğine fütüristik bir görünüm olarak yorumlamıştı, ve sonuç olarak kırmızı halı, gece karanlığında bile güneş gözlüğüyle bakmayı gerektirecek derecede göz kamaştırıcı bir parlaklığa bürünmüştü. Magazin medyasının gözdesi Kardashian-Jenner ailesinin üyeleri, Balmain’in parlak taşlarla bezenmiş tasarımlarıyla parıldıyorlardı. Pullu ve metalik kumaşlardan üretilmiş couture tasarımlara eklenmiş zırh görünümlü korseler ve kemerler, cyborglara göz kırpıyordu. Göz kırpmayı yeterli bulmayıp konsepti bir adım öteye taşıyan popüler şarkıcı Zayn Malik, sade takım elbisesinin üzerine takılan robot kollarıyla bir kontrast yakalamıştı. Parlaklığı teknolojiyle birleştiren ise, Zac Posen’ın led ışıklarıyla bezeli bir Disney prensesi elbisesini andıran tasarımıyla göz boyayan Claire Danes olmuştu.

Met Gala’nın tuvaletinden bir kare, 2016 (fotoğraf: Cass Bird, kaynak: vogue.com)

İnsan bedeninin bir parçası haline gelen giyilebilir teknoloji ve akıllı tasarımlar ile modayla teknolojinin sınırları her geçen gün daha da bulanıklaşıyor. Öte yandan günümüzde, giyilebilir teknolojiyi bilimkurgu filmlerinden fırlamışçasına bir parlaklık olarak yorumlamak, her ne kadar magazin ve moda basınının objektiflerine hoş gelse de, hayal kırıklığı yaratıyor. Neyse ki, söz konusu giyilebilir teknolojinin modanın parlak dünyasıyla işbirliğini yansıtan örnekler, bu büyük kırmızı halı etkinliğinde ortaya çıkarak bizi monoton yorumlardan kurtarıyor. Teknoloji devi IBM, modaevi Marchesa’yla işbirliği yaparak hazırladığı bilişsel elbiseyi, galada ünlü model Karolina Kurkova’nın üzerinde sergiledi.

IBM’in, Watson adını verdikleri yapay zekânın yetilerini kullanarak bir bilişsel elbise tasarlama fikri, bu serginin konusunu duymalarıyla ortaya çıkmıştı. İnsanla makinenin üretim alanındaki iş birliğini inceleyen bu serginin temasını, Watson ile yaptıkları işe çok yakın görmüşlerdi: Teknolojiyi, insanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için kullanmak. Daha sonra, şirket çapında yürüttükleri bir ankette en popüler moda evlerinden biri olan Marchesa ile iletişime geçtiler ve ortaklıklarına başladılar. Bundan sonraki tasarım süreci eğlenceli bir gelgit halinde geçti. Önce Marchesa’nın tasarım ekibi, elbisenin ifade etmesini istedikleri beş adet duygu seçtiler: mutluluk, tutku, heyecan, cesaretlendirme ve merak. Sonra IBM’deki ekip bu datayı Watson’a yükledi ve yapay zekâ, bu duygulara en uygun renkleri belirledi. Marchesa’daki ekip, elbiseyi süsleyen çiçekleri tek tek elle dikeceklerdi, ancak duyguları yansıtacak led ışıklarını en güzel gösterecek kumaşı seçmek için yine Watson’dan yardım almışlardı. Elbise hayata geçtiğinde ise, Karolina bu özenle dikilmiş elbiseyi giyip galaya gidecek, Watson ise insanların sosyal medyada Met Gala, Marchesa, IBM ve elbisenin kendisi hakkında konuştuklarını analiz edecek ve elbisenin rengini belirleyecekti.

Marchesa ve IBM Watson işbirliğiyle 
Met Gala 2016 için geliştirilen
bilişsel elbise (fotoğraf: Darren Keith, 
kaynak: refinery29.com)

Galanın konukları arasında, modanın teknolojiyle ilişkisini oldukça değişik ve bir o kadar da güncel bir açıdan yorumlayanlardan biri de Emma Watson’dı. Emma, Calvin Klein’la birlikte çalışarak, tamamıyla geri dönüştürülmüş plastik şişelerden dokunan bir kumaştan oluşan elbisesiyle galaya katıldı. Elbisenin sürdürülebilirliği sadece kumaşında değil, birbirinden ayrı olarak da kullanılabilecek parçalardan oluşmasıyla, birden fazla kere kullanılabilir olmasındaydı. Diğerlerinin aksine ilk bakışta bir teknoloji çağrışımı yapmayan bu kıyafet, aslında dünyanın en ihtiyacı olan tekstil teknolojisini kullanıyordu.

Emma Watson geri dönüştürülmüş plastik şişelerden dokunmuş çok parçalı elbisesiyle (fotoğraf: Getty, kaynak: cosmopolitan.com)

Dışarıdan bakıldığında teknoloji çağrışımı yapmayan bir kıyafetle davete gelen bir diğer isimse, Sarah Jessica Parker’dı. Sade görünümlü beyaz bir pantolon, bluz ve ceketle galaya katılan SJP, temaya uymadığı yönünde eleştirilere maruz kaldı. Parker, bu eleştirilere cevaben, aslında temaya uymaya çok düşkün olduğunu, her sene üzerinde düşünerek ve araştırma yaparak hazırlandığını yazmıştı. Bu sene serginin konusunun insan ve makinenin neden ve nasıl bir araya geldiği olduğunu, ve kendi kıyafetini tasarımın detayları ve süslemelerinde kullanılan teknolojiden dolayı seçtiğini yazmıştı. Aslında galaya katılanların fütüristik giyimleri arasında sönük kalıyor gibi görünse de bu kıyafet, serginin ruhunu en iyi yansıtan seçimlerden biriydi. Çünkü Manus X Machina sergisi, dikiş makinesinin icadından beri teknolojinin tekstil ve moda sektöründeki yerini, insan faktörünün yaratıcılığı ile bir araya gelerek nasıl işlediğini inceliyor ve sergide detay ve süslemelerde kullanılan teknolojiye verilen yer çok büyük. Sergi aynı zamanda bu okumayı izleyicisine dayatarak değil, sessiz bir hikâye anlatımıyla ifade etmesiyle övgüler aldı.

Sergi, moda tarihinde her daim önemli olmuş altı zanaatin çerçevesinde şekillendirilmiş. İşleme, tüy, yapay çiçekler, pililer, dantel ve deriden oluşan bu işler, geleneksel olarak modaevlerinin dışında, bu işlerde uzmanlaşmış zanaatkârlara yaptırılıyor. Sergide bu işlerin geleneksel halleri, teknolojiden yardım alan halleriyle bir arada sunulmuş. 170 kıyafetten oluşan sergide, teknolojiden aldığı desteği giysilerin üzerine yine elle işleyen tasarımlardan, 3D baskı tekniğiyle oluşturulmuş, giyilebilir olmaktan ziyade bir heykel niteliği taşıyan elbiselere kadar geniş bir yelpaze yer alıyor. 100 yıllık bir geçmişe yayılan bu moda hikâyesinin bazı yerlerinde teknolojinin etkisi aleni, bazı yerlerde ise anlamak için detaylara bakmak gerekiyor. Sergide büyük yer verilen parçalardan biri (kaldı ki metrelerce uzanan kuyruğundan dolayı zaten odanın merkezine konmuş olmasa da kendisine küçük bir yer vermek pek mümkün değil) bir Chanel gelinlik. Bu elbisenin sergiye girenleri karşılayan görkemli bir platformda yer almasının sebebi ise ne boyutu, ne de Chanel oluşu; gelinliğin, serginin özeti olabilecek bir şekilde el işi ve teknolojiyi bir araya getirmesi: Karl Lagerfeld’in tasarladığı elbisenin kuyruğundaki desen, önce metalik renkte elde boyanmış, tekrar boyanmış, 3D baskısı alınmış ve sonra elde işlenmiş.

OMA New York tarafından tasarlanmış olan Manus X Machina sergisinin merkezinde Karl Lagerfeld’in tasarımı Chanel gelinlik (fotoğraflar: Brett Beyer,
kaynak: designboom.com)

Sergide, kariyeri boyunca pilileri değişik biçimlerde kullanarak çığır açan Issey Miyake’nin Flying Saucer elbisesine bütün bir duvar ayrılarak, elbisenin nasıl hareket etttiği sergilenmiş; her defilesinde teknoloji kullanımıyla seyredenleri büyüleyen Hüseyin Çağlayan’ın mekanik tasarımlarına da büyük bir yer verilmiş. Avangard tasarımcı Iris Von Herpen’in heykelsi tasarımlarında teknoloji kullanımı kendini hiç gizlemezken, bazen de sergi ziyaretçisinin hiç beklemediği bir yerden çıkmış. Vogue’un ünlü yazarı Suzy Menkes, serginin küratörü Andrew Bolton’un amacının, endüstriyel devrimin başlarından itibaren makinelerin terzi ve tasarımcıları nasıl tehdit ettiğini değil, onlara nasıl yardımcı olduğunu anlatmak olduğunu anlamasının biraz zaman aldığını söylüyor. Serginin adı olan Manus X Machina’daki çarpı, “el işi makineye karşı” çatışmasından ziyade bir birleşme anlamı taşıyor. Bolton’un hikâyesine göre moda dünyasında teknoloji, insan faktörünün yerini almaktan ziyade, onu besliyor, destekliyor ve ona ilham veriyor.

Andrew Bolton, bilişsel elbise, Calvin Klein, Eda Çakmak, el işi, IBM Watson, Karl Lagerfeld, Manus X Machina, Marchesa, Met Gala, moda, moda tasarımı, sergi, teknoloji