Denise Scott Brown,
Las Vegas, 1965, D. Scott Brown
and R. Venturi arşivi,
kaynak: Pritzker Recognition
for Denise Scott Brown

Listeler, Kadınlar,
Umutlar

Bir süredir hayat çok kolay; birileri her şeyi listeliyor, derli toplu önümüze koyuyor: Kahvaltı yapılacak en iyi kafelerden bilmem neyi sevmemizin on nedenine, Çin’in delikli yapılarından dünyaya kazık çakmamıza yarayacak bilmem kaç yiyeceğe kadar merak ettiğimiz / merak edebileceğimiz / merak ettiğimizi bilmediğimiz her konuda minik rehberler. Amaç güldürmek, eğlendirmek, hoşça vakit geçirtmek, sosyal medyada bolca paylaşılmak ve elbette reklam-tanıtım.

Geçtiğimiz yılın popüler liste konularından biri de kadın mimarlardı. Çeşitli web siteleri farklı başlıklarla kadın mimarları listelediler. “Gözden kaçmış 10 kadın mimar”, “A’dan Zaha’ya mimarlığı değiştiren 26 kadın”, “Kadınlar tarafından tasarlanmış en cool 6 bina” ya da “Ataerkil toplumları aşarak ilkleri gerçekleştiren 20 kadın mimar” gibi başlıklar altında, dön dolaş aynı isimleri —Türkçe yayın yapan sitelerde araya Türkiye’den kadın mimarları da sokarak— farklı sıralamalarla önümüze koyan listelere baktık bolca. Bir sürü kişi sosyal medya hesaplarında paylaştı bu listeleri. Çoğu zaman yorumsuz paylaşılan bu listelerin niye paylaşıldığını düşünmek de bana kaldı. Şunları demek istemiş olabilirler:

1. Kadın mimarlar var.
2. Söylenip duruyor, eşitsizlikten şikayet ediyorsunuz ama, kadın mimarlar da var.
3. Alışın, buradalar: Kadın mimarlar da var.
4. Yeteri kadar kadın mimar var.

Elbette, Facebook arkadaş listemde kimsenin 4. maddeyi kastedecek kadar şuursuz olduğunu sanmıyorum. 2. maddeyi ima edebilecekler olduğundan şüpheleniyor, ancak genellikle 1 ya da 3. maddenin kastedildiğine inanıyorum. Ancak paylaşanların iyi niyetine inansam da, bu tür listelerin ‘göz ardı’ ettirdikleriyle, yarardan çok zarar verdiğini düşünüyor ve şu mesajın yayıldığından feci hâlde şüpheleniyorum: “Bakınız listeler boyu kadın mimar var; yani eskiden bir eşitsizlik vardı ama artık bu iş öyle değil, her şey yolunda.” Zaten çoğumuz eşitlik konusunda, en azından mesleğimiz özelinde, bir sorunumuz kalmadığını düşünüyor gibiyiz. Örneğin Levent Şentürk’ün derlediği ve ESOGÜ Mimarlık Bölümü öğrencilerinin kadın mimarlarla yaptıkları söyleşilere yer verilen CODEX 3’te, görüşülen isimlerin neredeyse tamamı öğrencilik ya da meslek hayatlarında ayrımcılıkla karşılaşmadıklarını beyan ediyorlar.1 Oysa bana öyle geliyor ki, kazın ayağı öyle değil. Çünkü, görüyorum ki kadın mimarlar, adlarının anılması ve büyük ya da önemli işler alabilmek için erkek meslektaşlarından farklı olarak, çok ama çok yetenekli olduklarını ispatlamalılar; müşterinin —ve iş arkadaşlarının ya da patronun— güvenini kazanmak için daha fazla çalışmalı, hiç hata yapmamalılar. Üstelik yetenekli olmaları gereken alan sadece meslekleri de değil. Burcu Tüm’ün Betonart’ın 51. sayısındaki yazısında hatırlattığı gibi, bu ülkenin en büyük üniversitelerinde 2004 yılında Pritzker ödülünü almasını takiben Hadid hakkında “ödülü alan ilk kadın, ama o da kadın değil” diye şakalar yapıldığına şahit olduk.2 Bu şakanın sebebi, kuşkusuz Hadid’in evli ya da çocuklu olmayışı. Aksu Bora’nın da bir röportajında belirttiği gibi: “Bir erkek için ‘yırtmaya’ yetecek sermaye, para, eğitim, meslek… kadına yetmez. Kadının bir de kadınlık sınavından geçmesi gerekir. Kariyer yapabilir ama onu başarılı bulmamız için çocuk da yapması lazımdır mesela.” Aksi hâlde kadın sayılmayabilirsiniz, ne de olsa başarınızı erkekleşerek elde etmişsinizdir.

Aslında bu erkekleşme meselesi başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor, nitekim herkes için olumlu değerleri temsil etmiyor erkeklik. Örneğin Sinan Logie, XXI’e yazdığı bir yazıda şu tespiti yapıyor: “Şüphesiz ki çevre, oldukça eril ellerle ve oldukça eril mimarlarla biçimlendirilmekte.” Şüphesiz ki Logie burada ‘erkekleşmiş’ kadın mimarlardan da bahsediyor. Beğenmediği çevrenin suçunu erillikte ararken, büyük bir iyi niyetle kadın mimar sayısının artıyor oluşuna umut bağlıyor. Doğrudan güzelleştirmekten bahsetmese de, yeryüzü anayla kadın elinin kuracağı ilişki hakkında büyük bir iyimserlik beslediği aşikâr. Buna kısaca şöyle bir yanıt vermek istiyorum: Erkekliğin antitezi olmak istemiyorum, ‘iyileştirmek ve güzelleştirmek’ için olmak istemiyorum, olmak istiyorum.

Ezcümle, gelin bu tür sevimli başlıklarla paketlenmiş listeler ve umutlar paylaşmanın yanında başlangıç için şu soruları da içtenlikle yanıtlayalım: Fakültede bir eğitimci cinsiyetçi bir dil kullandığında susuyor muyuz? Şirketimizde kadın çalışanlara daha az güvenip daha az mı sorumluluk veriyoruz? Kadın mimarlar daha az mı kazanıyor? Çocuk bakmak için iş hayatına ara vermesi gerekenin kadın olduğunu mu düşünüyoruz? Müşteri, kadın olduğu için çalışan ya da ortağımıza güvenmez diye hemen öne mi çıkıyoruz? Hayır mı? Ne güzel...

1. Levent Şentürk, (der.), CODEX 3, “Mimarlarla Diyalog”, ESOGÜ Yayınları, Eskişehir, 2014.

2. Burcu Tüm, “Zaha Hadid: Kadın Olmayan Mimar”, Betonart, sayı 51, s. 44–48, İstanbul, Güz 2016.

kadın, kadın hakları, Neslihan Şık, tasarımda kadın, toplumsal cinsiyet