Lale Devri’nin
Biricik Tanığı
Jean Baptiste Vanmour
İstanbul’un Gündelik Yaşamını Belgeleyen Resimler

Vanmour’un resimleriyle her karşılaşmamda, bu resimlerin sanatla belgeselin birbirine çok yaklaştığı bir yerde salınıp durduklarını hissediyorum, bu yakınlaşmayı Vanmour’un İstanbul gündelik yaşamını konu edindiği resimleri üzerinde durarak açıklamaya çalışacağım. Auguste Boppe’un 1911’de basılan Boğaziçi Ressamları kitabına kadar Vanmour hakkında bilinenler çok azdır; Boppe’un kitabıyla birlikte Vanmour’un hayatı bir muamma olmaktan çıkar. Flaman ressam, 9 Ocak 1671’de Valenciennes’te doğmuş, 1699’da İstanbul’a Fransız elçisi Charles de Ferriol’un maiyetinde gelmiştir.

Vanmour’u diğer Boğaziçi ressamlarından ayıran, benim içinse özel kılan ressamın İstanbul’dan ‘şöyle bir geçmemesi’dir. Vanmour, 1699’da geldiği İstanbul’da ölümüne kadar yaşamayı tercih etmiştir. 1737’de ölen ressam için bu, hayatının neredeyse 40 yıllık bir dönemine tekabül eder. Üstelik maiyetinde geldiği Ferriol, 1711’de Fransa’ya dönmüştür. Ressamın İstanbul’daki yaşamı boyunca hem İstanbul’da yaşayan Avrupalılarla hem de yerli halkla iyi ilişkiler içinde olduğu bilinmektedir.1

Vanmour, Lale Devri’nin en önemli tanıklarından biridir. İstanbul’a geldiği 1699 senesi Osmanlı Devleti’nin Batı’ya açılış sürecinde bir dönüm noktasıdır. 1683 Viyana bozgununun ardından 1699 Karlofça Anlaşması ile Osmanlı Batı karşısındaki geri kalmışlığını kabul etmiş, uluslararası ilişkilere çok daha bağımlı hâle gelindiği için diplomasi büyük önem kazanmış ve Batı ile ilişkiler güçlenmiştir. Ressam İstanbul’a geldiği tarihte Fransa, Hollanda, İngiltere, Venedik ve Avusturya elçilikleri artık kurulmuş durumdadır. İşte böyle bir atmosferde İstanbul’a gelen Vanmour art arda beş Fransa elçisi tanımıştır: Ferriol, Puchot, Bonnac, Picon ve Villeneuve. Ferriol’un maiyetinde olması dışında İsveç büyükelçisi Gustaf Celsing ve Hollanda büyükelçisi Cornelis Calkoen gibi başka elçilerden de sipariş almıştır. Vanmour’un tanıklığını biricik kılan, yaptığı resimlerle tarihe Lale Devri’nin en önemli görsel belgelerini kazandırmış olmasıdır. Vanmour, çok sayıda elçi kabul törenleri, İstanbul görünümleri, portreler, Patrona Halil isyanı gibi siyasi ve toplumsal olaylar ve gündelik yaşam sahneleri resmetmiştir. Vanmour, resimlerini gerçekçi bir üslupla ele almış ve ayrıntıcı çalışmıştır; dolayısıyla resimlerin belgesel niteliği çok yüksektir.

Batı’dan gelmiş bir sanatçı olarak Osmanlı’daki çeşitli tarikatlar, özellikle de Mevlevi dervişleri ve semazenler Vanmour’un ilgisini çekmiştir. İstanbul’da çok uzun bir süre kalmış olması ve resimlerindeki gerçekçilik, Vanmour’un bu mekânları çok büyük ihtimalle ziyaret etmiş olduğunu düşündürür. Buna en iyi örneklerden biri, bugün hâlâ İstanbul’da varlığını sürdüren Galata Mevlevihanesi’nde geçen “Dönen Dervişler” (1720–1737) resmidir. Galata Mevlevihanesi’nde semazenleri konu edinen resimde kubbeli dairesel yapı ve dönen semazenler sanatçı tarafından aslına uygun olarak resmedilmiştir.2

Galata Mevlevihanesi'nin
bugünkü durumu,
fotoğraf: Nergis Abıyeva

Osmanlı Dönemi’nde semazenlerin ayinleri kamuya açıktı, dolayısıyla halk tarafından izlenebiliyordu; izleyiciler arasında din, ırk, etnisite ayrımı söz konusu değildi. Vanmour’un da bu ana tanık olduğu çok açıktır, bütün ayrıntılarıyla gerçeğe sadık kalınarak yapılmış resim, bugün hâlâ yaşayan bir mekânın neredeyse 300 yıllık bir belgesidir. Savaşlara, isyanlara, rejim değişiklerine rağmen dönmeye devam eden semazenlerin ayinleri bugün de aynı mekânda devam etmektedir. En önemli fark, günümüzde artık biletle, para ödenerek izlenebilen bu ayinlerin adeta turistlere yönelik performanslara dönüşmüş olmasıdır.

Vanmour’un İstanbul’daki gündelik yaşamı konu edindiği resimleri İstanbul’un kozmopolit yapısını da belgeler niteliktedir. “Khorra Oynayan Rum Erkekler ve Kadınlar” (1720–1737) resminde kırsal bir alanda khorra adlı müzik yapıp geleneksel danslarını oynayan Rumlar görülmektedir.

Kart Oynayan Ermeni Topluluğu” (1720–1737) resminde Vanmour, kart oynayarak eğlenen kadınlı erkekli bir grubu ayrıntılı bir şekilde resmetmiştir. Resimde o dönem Ermeni erkeklerinin giydiği kürk yakalı kaftan gibi kıyafetleri aslına uygun olarak belgelemiştir.

Hanımların Hünkâr İskelesi’nde Boğaz Gezintisi” (1720–1737) resminde varlıklı İstanbulluların sıcak yaz günlerinde ferahlamak için Boğaz’da yaptıkları gezintiler işlenmiştir. Yüzünü kayığa dönmüş siyahi harem ağası, kadınların haremden olduklarına işaret etmektedir. Osmanlı’da harem kadınlarının kamusal aktiviteleri Boğaz gezintilerinden ve pikniklerden ibarettir. Resimde bir kayığın içinde kıyıya yaklaşan iki erkek görülür, harem ağası kayıktakilerin karşısında adeta bir koruma edasıyla durmaktadır, bu iki yabancı erkeklere kapalı olan bir aktivitenin davetsiz misafirleridir. Tüm bu gerçekçi anlatım, Vanmour’un böyle bir sahneye denk gelmiş olma ihtimalini akla getirmektedir.

Okulun İlk Günü” (1720–1737) resminde, bir grup kadınla birlikte kızını okula götüren bir anne görülmektedir. Kadınların Müslüman oldukları kıyafetlerinden anlaşılır. Dönemin kılık kıyafet kanunlarına göre, kamusal alanda sarı terlik ve renkli kıyafetler yalnızca Müslüman kadınlar tarafından giyilebilir. Kölenin taşıdığı gergeften küçük kızın nakış dersine gittiği anlaşılır. Kölenin önünde ise ellerinde kitaplarla sübyan mektebine giden erkek çocukları görülür.

Vanmour’un resmettiği üç ayrı düğün konulu resim, Rum, Ermeni ve Türk düğünleri arasındaki farkları göstermesiyle dikkat çekicidir. “Ermeni Düğünü” (1720–1737) resminde Boğaz’ın yanında yürüyen figürler görülmektedir: müzisyenler, kadın ve erkek grupları. Evliliği kutsayan rahibi ve mum taşıyıcılarını gelin ve damattan önce görürüz, bu mumlar düğünden sonra gelin ve damat tarafından taşınacaktır. Damat, süslü başlığıyla, gelinse kırmızı elbisesi ve duvağıyla ayırt edilmektedir.

Vanmour, “Boğaz’da Düğün” (1720–1737) resminde tahtırevanın içindeki gelinin damadın evine götürülme anını resmetmiştir. Tahtırevanın tam önünde giden imamdan bunun bir Türk düğünü olduğu anlaşılmaktadır.

Rum Düğünü” (1720–1737) resmi ise, diğer düğün sahnelerinden farklı olarak dışarda değil evdedir, süslü başlığıyla ayırt edilen gelinin düğün hediyelerini kabul etme anı resmedilmiştir. Kadınlar ev ortamında oldukları için peçesizdirler.

Vanmour tüm bu resimlerde Müslümanlar ile gayrimüslimlerin kıyafetleri arasındaki bir takım dekoratif detayları, kumaş ve aksesuar farklılıkları göstermeye çok önem vermiş, bu nedenle ayrıntıcı çalışmıştır.3 Resimleri, dönemin sosyal kodlarıyla, yasalarıyla, gelenek ve görenekleriyle örtüşmektedir. Üslubundaki ayrıntıcılık ve gerçekçilik, tarihe Lale Devri’nin en önemli görsel belgelerini miras bırakmıştır.

1. Auguste Boppe, Boğaziçi Ressamları, Pera Yayıncılık, s. 10, 1998.

2. Günsel Renda, “Vanmour ve İstanbul’da Yaşam”, Lale Devrinin Bir Görgü Tanığı Jean Baptiste Vanmour içinde, Koçbank, s. 61, 2003.

3. Olga Nefedova, A Journey into the Worlds of Ottomans: The Art of Jean-Baptiste Vanmour (1671–1737), Skira, s. 117, 2009.


Not: Günümüzde eserleri Amsterdam Rijksmuseum’da bulunan Vanmour, 2003 yılında Rijksmuseum’dan getirtilip, boya yüzeylerinde oluşmuş yaklaşık 300 yıllık patina temizlenerek Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Koğuşu’nda sergilenmiş, böylece İstanbullu izleyiciyle buluşmuştu. Bugün Vanmour’un eserlerinin yüksek çözünürlüklü görsellerine —bu metindeki imgelerin de kaynağı olan— Rijksmuseum web sitesinden ulaşılabilmektedir.

Jean Baptiste Vanmour, Lale Devri, Nergis Abıyeva, resim, sanat