Kimliğini Giyinen Bedenler
Beden Politikaları Üzerine
Bir Sohbet

Geçenlerde aldığım bir e-posta ile, İsveç Başkonsolosluğu tarafından “Beden Politikaları: Moda ve Kimlik Mücadelesi” başlığı altında düzenlenen sohbette yapılan sunumlara cevap vermek üzere uzman olarak davet edildim. “Beden Politikaları”, özetle toplumsal güç dengelerinin insan vücudu üzerindeki kontrol mekanizmaları ile, bu kontrol üzerine verilen mücadeleyle ilgilenen bir alan; beden ve güç dengeleri söz konusu olunca da moda hakkında tartışılan birçok konu, bu terimin kapsamı içine düşüyor. Sohbetin başlığını görüp katılacak İsveçli konuşmacıların kim olduğunu okuduğumda verdiğim gitme kararı, beni çağıranların ricasına cevaptan öte kendi merakımı tatmin etmek içindi. İsveç’ten gelen konuşmacılar; moda çalışmaları alanında doktora sahibi Philip Warkander, tasarımcılar Ana Londono, Minna Palmqvist ve Iman Aldebe sunumlarını yaptı; marka iletişim uzmanı Dr. Bilgen Coşkun, tasarım gazetecisi ve akademisyen Dilek Öztürk, tasarımcı Zeynep Tosun ve moda uzmanı ve yazarı olarak ben de sunumlara cevap vererek tartışmalara öncülük ettik. Sohbetin en başında Philip Warkander, modayı “toplum içinde kendimizi kültürel olarak konumlandırmamızın” bir yolu olarak tanımlamayı sevdiğini söyledi. Bu tanım, modanın mevcut birçok tanımından sadece biri olsa da, bu sohbette tartışılan “moda”yı tanımlamak için idealdi.

Stockholm Üniversitesi’ndeki, dünyada “Moda Çalışmaları” adı altındaki tek doktora programının ilk mezunlarından olan Philip Warkander, sunumunda moda sektöründe beden ve toplumsal kimlik konusunda hâkim olan tartışmaların İsveçli tasarımcı ve markalar tarafından nasıl ele alındığını inceledi. Örneğin Hope markası, toplumsal cinsiyet normlarının dışına çıkan “changes/değişimler” isimli bir koleksiyon çıkartmıştı. Bu koleksiyon, normların dışına çıkma iddiasına rağmen sadece normatif şekilde ince ve beyaz mankenler kullanmasıyla tepki topladı. Toplumsal cinsiyet ve bedensel normları sorgulayan söylemler dahilinde büyük bir atılım ise, İsveçli fast fashion markası H&M’in Sonbahar 2016 reklamının farklı beden tipleri, yaş ve cinsiyet kimliklerinden modelleri barındırması. Philip, aynı zamanda H&M’in bir alt markası olan Weekday’in tasarımcılarıyla birlikte çalışarak “S/he” isminde bir koleksiyon hazırlamış. Yine toplumsal cinsiyet rollerine meydan okuma amacı güden bu koleksiyonu mağazaların hem kadın, hem erkek kısmına koyduklarını anlatıyor Philip; işte tam da bu nokta, bu tip koleksiyonlardaki problemi gözler önüne seriyor. Söz sırası bana geldiğinde “queer ve feminist bir birey olarak, markaların bu değerleri kendilerine mal etmelerine alerjik bir reaksiyon gösteriyorum” diyorum. Bu normları reddeden bireyler her daim kendi yollarını bulmuş, mağazaların hem kadın hem erkek kısımlarından alışveriş yapmış, orantılarla, siluetlerle oynamışlardır. Büyük markaların bu değerleri benimsemesi elbet görünürlük açısından faydalı, ancak bunun bir trend olarak görüldüğü ve içten bir ifade olmadığı, ürünün tüketiciyle buluşma noktası olan mağazalarda hissediliyor. Çünkü bu ‘normlara karşı duran’ tasarımları almak için mağazalara girildiğinde birer ok bizlere kadınsak şu yöne, erkeksek bu yöne gitmemizi söylüyor. Reklamında büyük beden mankenleri kullanan H&M’in büyük beden ürünleri oldukça sınırlı, üstelik İstanbul’da tek bir mağazada büyük beden kısmı var, keza New York’ta da öyle. Bir ‘büyük beden kısmı’ olan mağaza zincirlerinin çoğu için bu durum geçerli. Sonuç olarak, reklamlarda ne pazarlanırsa pazarlansın, müşteri mağazalara girdiği zamanda bu oklar tarafından dikte edilen mikroagresyonlara maruz bırakılıyor.

“MTWTFSS S/HE”, süre: 02:20

İkinci konuşmacı Ana Londono, This is Sweden’ı, erkek kardeşiyle birlikte başlatmış. Aslen Kolombiyalı olan Ana, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte İsveç’e göç etmiş. İlerleyen yaşlarında kendisi gibi tasarımcı olan kardeşi Pablo’yla birlikte, kendilerini çok İsveçli hissedip, dışarıdan ‘yabancı’ olarak algılanmalarının üzerine bir proje üretmeye karar vermişler. İsveç’i sembolize eden renkleri ve sembolleri alıp üstlerinde oynamakla başlayan bu yolculuk, zamanla kendileriyle aynı mesajı dillendiren çeşitli dallardan sanatçılarla ortak çalışmalarıyla birlikte işbirliğine dayalı bir sanat-tasarım platformuna dönüşmüş. İlk iki konuşmacının birden dillendirdiği bir mesele, kültürel olarak anlam yüklü kıyafetlerin farklı bedenler üzerinde farklı anlamlar taşıması olmuştu. Örneğin İsveç’te 80’li yıllarda skinhead kültürüyle özdeşleştirilerek faşist bir sembol hâline gelen bomber jacket, 2016’nın en büyük trendlerinden biri olmasına rağmen hâlâ sarışın mavi gözlü birisi tarafından giyildiğinde belli bir anlam ve beraberinde bir suçluluk hissi taşıyabiliyor. Ana ve Pablo, bu sembolü alıp, kendilerine göre tekrar tasarlayarak sırtına solidaritet, yani “dayanışma” yazarak güçlü bir mesaj vermişler.

This is Sweden,
“Birch camouflage Ma-1 Bomber”
(kaynak: thisissweden.tictail.com)

Tasarımcı Minna Palmqvist ise, beden kavramını, tasarımının merkezine koyuyor. Bu, gereksiz bir cümle gibi gelebilir, zira mantıken bütün moda tasarımının merkezinde insan bedeninin olması gerektiğini varsayabiliriz, ancak moda sektörünün etrafında döndüğü kavram statik ve mükemmel bir yok-beden. Minna’nın tasarımındaki beden ise değişen, dönüşen, hiçbiri birbirinin aynı olmayan gerçek bir beden ve tasarımlarını da bu algının birer soyutlaması olarak bedenlere giydiriyor. Minna’nın yaratıcı döngüsü, zaman zaman moda sektörünün alışılageldik döngüsünü, yani sonbahar/kış–ilkbahar/yaz defileleri, standart bedenlerde örnek modeller ve editoryal çekimler içeriyor; diğer zamanlarda ise bu döngünün sınırlarının dışına çıkarak tamamen soyutluyor, mümkün olmayan bedenler üretiyor, sonra bu bedenler için kıyafetler tasarlıyor, ya da devasa bir tereyağı kalıbına veya uçan balonlara elbiseler giydirerek neler olacağını seyrediyor. Minna’nın işleri tasarımla sanat arasında gidip gelirken, onun kendi işleri hakkında konuşmasını dinlemek de mantık ile duygu arasında bir izlenim veriyor; zaman zaman toplumsal yargıları bilişsel bir şekilde irdelediğini, bazen de düşünmeyi bırakıp omuriliğinin götürdüğü yere gittiğini hissediyoruz. “Salak değilim” diyor, “yola para kazanmak odaklı çıksaydım şimdi yaptıklarımın hiçbirini yapmazdım”.

Minna Palmqvist,
solda: “Intimately Social 13.15”,
(fotoğraf: Ceen Wahren)
sağda: “Intimately Social 4.09”,
“Stockholms Modevandring” sergisi
için enstalasyon, 2010
(kaynak: minnapalmqvist.com)

Ürdün asıllı İsveçli tasarımcı Iman Aldebe ise, hem kendi benliği hem de tasarımları üzerinden ‘Müslüman’ ve ‘Batılı’ kimlikleri arasında bağ kuruyor. Muhafazakâr giyimin tek tip olması gerekmediğine inanan Iman, çeşitli kültürlerden aldığı ilhamla alternatif tarz ve modelleri mevcut ihtimaller arasına sokuyor. Iman, muhafazakâr giyim dünyasında saldığı ünüyle 2016’da gerçekleşen ilk İstanbul Muhafazakâr Moda Haftası’nın açılış defilesinin sahibi olarak seçilmiş, ancak alışılagelmişin dışında muhafazakâr tasarımları (Iman’ın tasarımları, başı örterken standart türban modelinin dışına çıkıyor), defilenin düzenlendiği Haydarpaşa Garı’nın önünde bir protesto düzenlenmesine sebep olmuş. Iman, aslında tasarımlarını sadece ‘İslami’ olarak düşünmüyor. Sohbetin seçilmiş dili İngilizce olduğu için, tesettür modası için uluslararası platformlarda kullanılan modest fashion, yani birebir çevirisiyle “mütevazı moda” terimini kullanıyorduk. Bu ifade, Türkçede kullanılan İslami moda, muhafazakâr, tesettür ve benzeri bütün alternatiflerinden daha tarafsız bir anlam taşıyor. Iman’a bu terminoloji hakkında ne düşündüğünü sorduğumda, kendi tasarımlarını ‘İslami’ olarak düşünmediğini, her çeşit sebepten örtünmek isteyen kadınlara uygun olduğunu söyledi. Hatta, anlattığına göre kendi tasarımları en çok Paris’te müşteri buluyor, Müslüman veya örtülü olmayan kadınlar tarafından satın alınıyor.

Iman Aldebe, “Futuristic chique”
(kaynak: imanaldebe.com)

Bu sohbet, öyle verimliydi ki, konuları derinlemesine inceleyerek dört beş farklı yazı yazabilirdim, muhtemelen onları da yazacağım. Ancak önce, benim için çok değerli olan ve büyük bir ilham hissiyle çıktığım bu sohbetin tamamının hikâyesini yazmak istedim; çünkü burada ele alınan konular bir arada ifade edildiğinde moda sektöründe beden politikaları çerçevesinde tartışılabilecek konuların kapsamlı bir ifadesi ortaya çıkıyor.

beden politikaları, Eda Çakmak, kimlik, moda, moda tasarımı, toplumsal cinsiyet