Kenti
Kutlayarak Anlamak

Less-tah ya da Lester diye okunan, Leicester diye yazılan bir İngiliz kenti. İsmi İngilizce kuralları dışında telaffuz edilen, ancak kendi klasmanında olağan ve tipik, endüstri geçmişi ile bilinir bir kent. Londra’nın kuzeyinde Birmingham’a trenle kırk beş dakika uzaklıkta. İki üniversite —University of Leicester ve De Montfort University— kentin sosyal hayatını büyük ölçüde belirlemekte. Bilinirliğini Leicester City’nin Premier Lig’teki 2016 yılı şampiyonluğu ile iyiden iyiye geliştirmiş gözükmekte. Premier Lig’teki bu şampiyonluğun şaşırtıcılığı uzaktan futbol izleyicileri için bile belirgin. Bahisçilerin ve bahis şirketlerinin şampiyonluğuna 1’e 5000 gibi bir oran verdiği ve sokakta Elvis Presley ile karşılaşma ihtimalini çok daha yüksek bulduğu, bir sezon önce bir alt lige düşmekten kıl payı kurtulmuş bir takım Leicester City. Hâl böyle olunca durumu peri masalı, mucize, endüstriyel futbolun içinde bir istisna diyerek ya da hemen bir yıl önce bir otopark yapımı için açılan çukurda bulunan Kral III. Richard’ın kemiklerinin getirdiği uğur ile açıklamaya çalışmak şaşırtıcı değil. Bir futbol takımının şampiyonluğunun bir kentin hayatı için ne demek olabileceğinin en uç ihtimalleri gerçekleşmiş gözükmekte, Leicester örneğinde.

Ortada bugünün ‘vahşi’ futbol ortamında romantik bulunacak hassasiyetler geliştirmiş bir kulüp, bir futbol takımı var denilebilir. Bir kere stat tıklım tıklım dolsa da bilet fiyatları görece uygun, bilet almak kolay, takım ürünlerin satıldığı mağaza bir Old Trafford ya da Allianz Arena mağazası gibi korunaklı ve azman değil, turistik hiç değil. Teknik direktörü ya da futbolcuları köşedeki pizzacıda görmek mümkün. Sonraki yılın hedefini kümede kalmak olarak açıklamış, şampiyonluğun şaşkınlığını üzerinden atamamış ya da bu hissi zaten baştan beri benimseyememiş bir grup futbolsever gibi karşımızdakiler, profesyonel bir futbolcu topluluğundan çok. Kime nasıl şampiyon oldunuz diye sorulsa, arkasındakine bakar gibi bir hâlleri var futbolcuların. Dünyanın birçok bakımdan en büyük ligindeki görece mütevazı bu ortam, kent sakinleri arasında geniş satha yayılan kutlamalar için elverişli bir zemin hazırlıyor.

Şampiyonluk büyük bir sürpriz gibi gözükse de, yine de bütün kent yıllardır bu kutlama için hazırlanmış gibi; şampiyonluk resmi geçidinin güzergâhı, bitiş noktası ve kutlama alanı Viktorya Park, bu büyük kutlamayı beklemiş adeta. Bu kadar uzak bir ihtimalin gerçekleşmesi ile gelecek kutlamaya kentin bu kadar hazırlıklı olması, en hafif anlamda şaşırtıcı; beklenmedik bir misafirin en iyi şekilde ağırlanması ve bir daha gelmeyeceği bilinerek yolcu edilmesi. Bir yabancı için bu kutlama ortamı kentle kurulan ilişkiyi boyutlandırıyor, yeni ölçme aletleriyle deneyimin tesadüfiliğinin ele gelmezliğini açıklanabilir kılmak için olanaklar sağlıyor. Kentin mütevazı kamusallığı birkaç hafta için kentin daha önce görmediği bir kalabalıkla —bu konuda kentte uzun süredir yaşayanlar arasında bir uzlaşım söz konusu— bütün potansiyelini açığa çıkarıyor, en kıyı köşe kendini deneyime açıyor, kutlamalara katılıyor.

Jübile Meydanı ©PA,
kaynak: dailymail.co.uk
Haymarket ©AP,
kaynak: ftw.usatoday.com

Leicester kent merkezi New Walk’la spor, oyun ve rekreasyon için düzenlenmiş Viktorya Park’a bağlanmakta. New Walk iyi planlanmış şehirlerde bile örneği nadiren görülebilecek —ya da tam da iyi planlandıkları için görülemeyecek— alışverişle şenlendirilmemiş, iki çeperi az geçirimli bir yaya yolu. Leicester’ın tarihi adeta New Walk’un tarihi, Leicester denildiğinde New Walk hep var. Eski Roma yolunun izi önce Viktorya Dönemi’nin kenti at yarış alanına ulaştıran yoluna, sonra tüccar evlerinin boyunca dizildiği yola dönüşerek bugünkü New Walk oluşmuş. On sekizinci yüzyıldan itibaren ismi de dönüşmüş; önce Queen’s Walk, sonra Ladies’ Walk ve son olarak New Walk.

Güney kenarı üç ayrı yeşil/açık alan ve müzeyi barındırırken kuzey kenarı ön bahçeleri olan birkaç katlı konutlardan oluşmakta ve kent merkezine yaklaştıkça New Walk’u kuran yüzlerde açık alan azalmakta, yapılar sıklaşmakta, yoğunlaşmakta. Bir palimpsest olarak New Walk, Leicester’ın kent tarihinde yol bulmayı sağlayan bir im. Bir promenat, gezinti yolu, yaya ulaşım aksı; ama daha da önemlisi kutlama podyumu. Kentteki yayalaştırılmış yollara ve popüler alışveriş alanlarına kolayca bağlanması da kutlamalardaki değerini büyütmekte kuşkusuz. Leicester Pride, Rugby Dünya Kupası, Anma Günü, Noel, yeni yıl, mezuniyet törenleri ve derken şampiyonluk New Walk ile kutlananlar. Biçimi, mekânsallığı, kullanımı değil ama, biraz Beşiktaşlının yolu olarak Dolmabahçe’ye benzer.

New Walk,
fotoğraflar: Sema Serim

New Walk’un kentten uzaklaşarak ulaştığı nokta, kutlama mekânı olarak da kullanılan Viktorya Park. On dokuzuncu yüzyılın başından beri at yarışları için kullanılan park alanı, at yarışlarının 1883’te Oadby’e taşınmasıyla spor ve oyun içerikli daha merkezi bir kamusallık edinir. Kentin endüstri geçmişi ve özellikle işçilerin spor kulüpleri bünyesinde örgütlenmesi Leicester’ın kent geleneğinde takım sporlarını ayrıcalıklı bir yere yerleştirmekte ve Viktorya Park’ın açık oyun alanlarıyla oluşmuş karakteri de çeşitli sporlarla yaşam kazanmakta.

Viktorya Park’ın üniversite yerleşkesinin hemen sırtında olması, çeşitliliği yüksek bir popülasyona ev sahipliği yapan ve kutlamalara katılmaya çok istekli olan üniversiteyi kentteki kutlamaların önemli ayaklarından biri hâline getirdi. Şampiyonluk ilan edilir edilmez, kutlama mesajları yerleşkede hemen kendini gösterdi: Denys Lasdun’un güzel yapısı Charles Wilson “Proud to be Backing the Blues” yazısını, kütüphane binası önündeki açıklığın zemini bir tilki figürünü, Fielding Johnson binası gönderinde Leicester City bayrağını taşımaya başladı. Bir gün boyunca üniversite, kentsel yerleştirme tadında tüm yapılarının isimlerini futbolcuların ve teknik direktörün isimleri ile değiştirdi. Yeni isimleri içeren yerleşke haritası, üniversitenin web sayfasında hemen yerini aldı: David Wilson Kütüphanesi Claudio Ranieri Kütüphanesi, Attenborough Kulesi Jamie Vardy Kulesi, Charles Wilson Binası Riyad Mahrez Binası oldu bir günlüğüne. Şampiyonlukta başrol oynayanların isimlerinin yerleşkedeki en ayrıcalıklı yapılara verilmesi, şampiyonluğun kaynaklarını görünür kılmanın bir yolu olarak kullanılmış oldu. Kurumsallığını, bulunduğu kentin yankısı için fayda sağlayan bir başka kurumsallık için seferber etmek, futbol gibi popüler kültürün parçası ancak gündelik hayatın da belirleyicilerinden bir toplumsal aktiviteyi üniversite ile yakınlaştırmak iyi bir tanıtım stratejisi kuşkusuz. Ama bundan daha fazlası, toplumsallığı inşa etmenin belki de en katılımlı yolu bu gibi ilişkileri kurmak, etkileşimi en üst düzeyde tutmaya çalışmak bugünün dünyasında.

Viktorya Park,
fotoğraf: Sema Serim
Viktorya Park’ta
şampiyonluk kutlaması,
fotoğraf: Joe Giddens/PA Wire,
kaynak: mirror.co.uk
Charles Wilson Binası,
fotoğraflar: Sema Serim

Leicester eskiden beri —yirminci yüzyılın başında Leicester’da iki yüzden fazla ayakkabı ve çorap üreten fabrika olduğu biliniyor— ayağa yatırım yapıyor demek inceliksiz bir ilişki mi olur bilmem, ama ayakkabı, patik, çorap üretmekten ayaktopu ile ses duyurmaya varan bir hikâyeden bahsediyoruz. Dünya starları yerine, eski moda kahramanlara olan inancı canlandıran bir futbol ortamı; en azından bir kısmı futbolun kıyısında kalmış futbolcularla elde edilmiş inanılmaz bir başarı. Bu beklenmedik başarının, Tilkilerin stat ortamının ve kulübün genel yapısının engelliler, çocuklar, yaşlılar, yabancılar, madunlar ve kadınlar ile barışık olmasının mutlaka bir ilgisi olmalı. Bu etraflı toplumsal katılım futbolu başka bir dille konuşmanın ihtimaline işaret etmekte, bu ihtimal de olağan olmayan bir başarıyı çağırmakta. Endüstriyel futbolun ve ateşli taraftarlığın beşiği bir ülkede, “King Power’daki ortamı, yalın bir politik doğruculuk mu yoksa toplumsal mutluluğun tek ihtimalinin farklılıkların bir aradalığına olan inanç mı sağlamaktadır?” sorusu bir yana, toplumsalı var eden bütün parçaların bir mesele etrafında bu denli birleşiyor olması olağanın dışında bir kamusal hayatı tesis ediyor kuşkusuz.

Kasabian’ın bir konserle katılımı ile son nokta koyulur şampiyonluk kutlamalarına. Ancak belli ki, küreselleşen dünyanın kapitalist futbolunun ‘tesadüfi’ bir eleştirisi olarak bu şampiyonluk daha uzun süre ilham verecek. University of Leicester Centre for Urban History’de mütevazı bir akademik katkıyı ve yerleşkedeki Stirling ve Lasdun yapılarının gündelik hayat deneyimlerini hedeflemişken, futbolun kalbinin 2016’da attığı şehirde bulunma şansı iflah olmaz bir futbolsever için paha biçilmez kuşkusuz.

futbol, kamusal alan, kent, kent planlama, Leicester, Leicester City, Sema Serim, şehir