Celebrity Equinox Karaköy’de,
fotoğraf: Han van Hoof
(CC BY-NC 2.0), 2015
Karaköy Yeni Taksim Oldu mu?
Prekaritenin Mekânsallığı,
Yaratıcı Şehir Teorisi
ve Cappuccino Belediyeciliği

Saat ikide, Fransız Kültür’ün önünde tereddütsüz buluşulabilen sıradan günlerdi. Anıtın önünde de tedirgin olmadan durulur, uzun uzun da beklenebilirdi; gelmesine bir-iki sene vardı, cep telefonu yoktu. İnfilak etme tehlikesi de. Taksim, ana akım karşısında karşı kültürün varlık ve mekân arayışıydı denebilir. Balo Sokak’tan çekinmek yerine iştahla aşağıya inilir, gayet yerli grupların gayet deneysel müzikleri dinlenebilirdi. Bakırköy’den Asafated, Kadıköy’den Nekropsi; Taksim herkesindi. Deneysel tiyatro topluluklarının, ticari galeriler kadar sanatçı kolektiflerinin de sesi duyulurdu. Daha çok postavangard bir ruh vardı Taksim’de.

Postavangardın ruhuna ‘kış’ dendi

Kitapçısı plakçısı, sonraki on yıl boyunca tuhaf bir tercihle bir ağızdan çaldıkları Loreena McKennitt’ı da yanlarına alıp ansızın gittiler. Dönüşümün sesi duyuldu. Yaratıcı endüstriler aldatmacası gibi ‘yaratıcı şehir’ politikası peyda oldu ve öncelikle hayatta kalmanın yaratıcı yollarını arayanları, göçmeni, marjinali, kültür işçisini kırdı; neoliberal ekonomi politikasının kültür politikası şehre dokundu. Özetle, öyle fazla dolanmayın Taksim’de dendi. Fordizmden postfordizme geçişte şehrin vitrini yenilenirken, sanayi toplumundan bilişim/hizmet üreten yapıya evrilirken yaratıcı masallar da duyuldu; yeni Taksim Karaköy. Yeterince beklenirse Karaköy yeni Taksim olur muydu? Ya İstanbul, Londra gibi yaratıcı şehir? Yaratıcı şehir, sanatçının, reklamcının, mimarın, yazarın —yaratıcı endüstri çalışanının— tersoyuz deyip evde oturmasının bilinçaltı mekânıdır. Sanayi işçisinin sürgünü, kentsel dönüşümle savrulan kondu sakininin —geleneksel dayanışma ortamından uzakta— daha da güvencesizleşmesinin adıdır. Herkesin prekerliği, yoksullaşması, mekânsal izolasyonudur bir nevi. Fiyatlar şişer, kentsel mekân tekrar tanzim edilir ve yaratıcı tasarımda kent mekânının toplumsallığını oluşturan her katmandan yeni köşesine çekilmesi beklenir.

Özetle, İstanbul ölçeğinde turistin dolanıp halkın köşesinde oturduğu şehirdir

“Tarlabaşı Yenileme Projesi” başlamıştı. Ortalık bayram yeri gibi, medya şendi. Kırkı aşkın ev boşaltılmış, mültecilere yönelik operasyonlarda 300’den fazla kişi evlerinden tahliye edilmişti. Proje uygulaması sırasında bu bölgede yaşayan insanların akıbeti konusunda belediye net bir cevap vermedi.1 Ardından “Işıl Işıl Beyoğlu Projesi”, 150 kilometrelik güzergâhı ışıklandıran katener sistemi ile şıkır şıkır geldi. “Belediye Başkanımız[ın] aydınlatmaya verdiği önem… …toplumun refah düzeyinin yükselmesi ile aydınlatma arasında kurduğu bağdan ileri gelmektedir… …Aydınlatma sayesinde hava karardıktan sonra da sosyal yaşam devam etmekte dolayısıyla ticaret artmaktadır.”2 Civarda Tarlabaşı’nda oturan nüfusun %70’i olarak bilinen bölgenin kiracıları, mülteciler ve marjinal gruplar çoktan gözden çıkarılmıştı. İşi bitince evine Tarlabaşı’na dönen çiçekçisi, midyecisi, türkü bar fedaisi için;3 Taksim gecelerinin, enformel ekonominin güvencesiz emektarları prekerler için, olamazdı ışıklar. Opera binası zaten kapalı, tiyatro yıkılmıştı. Belli ki birileri gelecekti, bu hazırlık onun için. Masa yasağı geldi. Refah düzeyi artan kim, ışıklar kimin içindi; biraz muallakta kaldı.

Madem preker, arkaya alalım

Kentsel mekânı tasarlamak, şehri planlamak kentsel dokuyu oluşturan toplumsallıkları belli bir düzene sokmayı gerektirir. Roman vatandaşa, aidatını asla ödeyemeyeceği Halkalı civarı TOKİ’ler istikamet olarak gösterildi. Afrikalıların, Iraklıların Beylikdüzü civarına göçtüğü rivayet edilir. Sektöre yakın olduğu ve iş çevresiyle sosyalleşme imkânı verdiği için Cihangir’de bulunan film emekçisine;4 Asmalımescit’teki, Galata’daki yüksek tavanlı atölyesinin5 fiyatı şişmiş, ödenemez hâle gelmiş sanat üreticisine; Taksim’de kültür yoluyla sosyalleşene yönü, medya tayin etti. Taksim out Karaköy in. Yeni Taksim, Karaköy.

Karaköy’e inildi de. Deniz kenarı tarifesi uygulanıyordu Karaköy’de. İnsanlar, İskandinav mimarisinin geniş pencereli imitasyonlarından dışarı uzun uzun baktılar; pek deniz görünmüyordu deniz kenarında. Herkes davetli değildi ve buna rağmen sığışılamadı Karaköy’e, sanki Taksim gibi evde hissettirmedi bir türlü. Bir ambiyans vardı, ancak o fiyata içilen kahveyi gerekçelendirmeye kâfi gelmedi yine de. Tasarım kafeler, galeriler, çağdaş sanat müzesi, premium fiyat stratejisi sebepsiz yere mi bu semte geldi şimdi? Değil. Yaratıcı şehir [creative city] böyle gösterir kendisini. Yaratıcı şehir, fordizmden postfordizme geçişi yansıtır. Küresel cazibe merkezi olmanın aracıdır.6 Vitrinde yaratıcı insan ister; yine de özellikle Doğu’da, periferi ölçeğinde çelişkilerin şehridir.

Dünya kenti olmak istiyorsa, İstanbul da baştan tasarlanacaktı. Şehir vitrininde, ne sanayi yeterince dekoratifti, ne de mevcut hâliyle Taksim sermayenin finans ve hizmet altyapısı için çekici. Sanayi şehrindeki gibi bir üretimin etrafında, şehrin göbeğinde toplanılması abesti artık, çünkü sermaye mekânı sınırsızlaşmış, sermaye küresel hacmine ermiş; devir dikim Beylikdüzü’nde, kumaş boyama Çin’de, marka İtalya’da devri. Adına da, ‘mekân esnekliği’ dendi. Ve aslında yaratıcı endüstrilerin çalışma modeli, sanayi sonrası toplumda fabrikanın, otomasyonun merkezsizleşmesi —her biriminin ayrı yere dağılabilmesi— modelinin imitasyonu idi. Freelance ve taşeron, mekân esnekliği sayesinde böylece yan yana geldi. Evden çalışma, e-postayla proje gönderme dönemi, böylece 1990’lar sonu ve 2000’lere tarihlendi. Mekân esnekliği kafelerin 7/24 müşteri ihtiyacını sistem içinde çözümledi, fakat yaratıcı şehir yine de çelişkiler alemi. Esneyen mekân emeği de esnetti, esnek emek profili güvencesiz profildir. Ödeme, parça başı ve esnek zaman üzerinden yapılır. Devir, esnek mekânda, esnek zamanda çalışıp, kalan zamanda esneyen gelirle preker koşulların üstüne Karaköy’de cappuccino içme devri.

Bu arada, devlet de merkezsizleşti, esnedi; postfordizmin ayrıştırıcı özelliği esneklik. Sermayeyi yerele çekme görevi merkezden çevreye dağılınca, belediyenin yetkisi genişledi. Artık belediye de, Taksim’de olduğu gibi, yurt sathında her semtte prekere ‘kış’ küresel sermayeye ‘pışt’ diyebilirdi. Prekarite sosyal ekonomik ve mekânsal güvencesizlik hâli. Yaratıcı endüstriler ve yaratıcı şehir kuramının mimarlarından Richard Florida’ya göre, belediyecilik de vergi toplama ve büyük şirketleri kovalamaktan daha ziyade yaratıcı sınıfı çekebilecek kültürel altyapıyı tesis etmekti.7

Yaratıcı çılgınlığına eleştiri Jamie Peck’ten geldi, Florida’dan esin bulan belediyecilik hareketlerini cappuccino şehir planlamacılığı olarak niteledi Peck. Florida’nın yaratıcılık metninin temelinde, yerleşik neoliberal stratejiler vardı; hizmet için yarışan belediyecilik anlayışı, mekânsal pazarlama, emlak temelli kalkınma ve soylulaştırma.8 Yani, 1970’lerin ilk yıllarından beri gündemde olan sanayi sonrası toplumun şehir plancılığı anlayışından daha yeni bir şey yoktu. Florida’nın hesabında yeni olan şey, ‘yaratıcılık’ ile ‘bohemlik’ arasında kurduğu bağ idi.9

Yalnız hesaplar karışmasın

Taksim’de kültürel tüketim kadar, kültürel üretim de vardı. Sanatla hayat öyle oluverdiği için iç içeydi. Karaköy’de sanat ve hayat avangardın öngördüğü şekilde değil, neoliberal belediyeciliğin tasarımı ölçüsünde birleşti. Neoliberal politikanın soylulaşmış kahvesi bohemin —sözde yaratıcı sınıfın— esnek geliriyle çelişti.

“Creatives in the City: Urban Contradictions of the Creative City” [Kentteki Yaratıcılar: Yaratıcı Şehrin Kentsel Çelişkileri] makalesinde Elsa Vivant, yaratıcı şehrin genellikle yaratıcı işçilerin ihtiyaçlarıyla doğrudan çelişki içerisinde olduğunu yazar; yaşamaya devam edebilmeleri için gerekli sosyal ve iş ilişkilerini kurdukları, ürettikleri ve tükettikleri mekânlardan dışlandıklarını [price out] belirtir. Kentsel planlama stratejilerini, prekerleşen koşullardan sorumlu tutar Vivant. Aslında yaratıcı şehir, tüm güvencesizler için sorunlu bir tasarım denilebilir.

Yaratıcı şehir kuramı, şehrin merkezine ‘3 t’ getirdi, yerleştirdi: tolerans, teknoloji, talent [yetenek]. Tolerans, farklılıkları [diversity] örneğin geyleri, göçmenleri, bohemleri kabul ederek bir ‘insan iklimi’ yaratmak demektir.10 Periferi ölçeğinde, Doğu’da devlet aklı başka şey tabii. Dönüşümün başında, şehir vitrininden ilk ‘travestiler’ gönderilip farklılığın her bir türü incitildi. 1940 itibariyle, nasıl göreli olarak sanayileştiysek öyle de acayip sanayisizleştik. Sanayi altyapısını şehrin hinterlandına yayarak, göreli anlamda sanayisizleştik.11 Bu sektör şehrin vitrininden ayıklanınca, hizmet ve eğlence gibi sektörler kaldı şehir vitrininde —neoliberalizmin gözdeleri—, bir de geniş pencereli, antrasit cepheli kafeler konuşulur oldu; yaratıcı şehrin hiperpolitik mimarisi.

Şehrin uzağına sürülen mekânlar da prekerliğe çanak oldu; ucuz emek havuzları niteliğindeki organize sanayi bölgelerinde, dokumacılık başta olmak üzere emek yoğun işkollarında alt sözleşme ilişkileri içerisinde parça başı, fason işler meşrulaştı. Bir yanda uluslararası tekeller için gelişkin finans ve hizmet altyapısı sunarak yeni sermaye çekmeye çalışan ‘dünya kentleri’nin karanlık yüzünde ise, ağır çalışma koşulları, düşük ücret, işgücünün parçası olan kesimleri yoksullaştırma ve yoksula yardımı içeren enformalitenin gelişmesi bulunmaktadır.12

Kim gelmiş?

Ön ve arka cephede gelenekle moderni sentezlemek, postfordizme layığıyla geçmek için uğraştık. Külliyelere de kafe açıldı, tarihi eserler restore edildi. Sahi kimin içindi bu hazırlık?

“Anlamıyorum” dedi, Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu: “Bizans mı gelecek, savunma mı yapacağız?” Şehrin yenilenmesine hız veren neoliberal belediye, 500 yıllık Ocak kalesini inşaat şirketine restore ettirmiş, o da eserin eksik kısımlarını tamamlayıvermişti. Restore etmek ayrı bir şeydi, tüketicinin kullanımına açmak için eseri cephe giydirme tekniğiyle tamamlamak başka şey. Şehrin, gelmişi de geçmişi de yeni tanzimden payını aldı. Yaratıcı şehir böyle; kültür altyapısını toplumun dezavantajlı kesimlerinin erişeceği şekilde tanzim edip hep birlikte gelişmek yerine, kültürü vitrinde tüketicinin kullanımına açarak sermaye kalkınsın ister.

Bizans gelmedi. Doğu-Batı sentezli yaratıcılık, küresel sermayenin en azından batısını da pek çekmedi. Gelen Araplardı. Sevdiler galiba, Taksim’in yeni hâlini.

1. Dicle Kızıldere, 1980 Sonrası İstanbul’un Tarihi Kent Merkezinde Sosyo-Ekonomik ve Mekânsal Dönüşüm: Talimhane, Beyoğlu Örneği, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Yeditepe Üniversitesi, s. 91.

2. Proje detayları için bkz. Güzel Beyoğlu Projesi.

3. Hacer Yıldırım, “‘Öteki’lerin sığınma yeri: Tarlabaşı

4. Fatma Pelin Öztürk Ekdi, Hale Çıracı, “Cultural/creative industries in Istanbul: Beyoğlu case”, İTU A|Z, Vol 12 No 1, Mart 2015, s. 67–82.

5. Kızıldere, age s. 91.

6. Candace Jones, Mark Lorenzen ve Jonathan Sapse ed., The Oxford Handbook of CreativeIindustries, Oxford University Press, 2015, s. 99.

7. Jeffrey Zimmerman, “From brew town to cool town: Neoliberalism and the creative city development strategy in Milwaukee”, Cities 25 (2008), s. 230–242.

8. Zimmerman, age.

9. Zimmerman, age.

10. Antonina M. Simeti, The ‘Creative City’: Moving from Ideas to Planning Practice, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Department of Urban Studies and Planning, MIT, 2006.

11. A. Ekber Doğan, “Neo-Liberal Belediyeciliğin Çelik Zırhı: Yerel Kalkınma”, Mülkiye Dergisi, Cilt: 29 Sayı: 246, s. 77–88.

12. Doğan, age.

İstanbul, Karaköy, kent, kentsel dönüşüm, prekarya, Sılay Sıldır, şehir, Taksim, yaratıcı endüstriler, yaratıcı şehirler