Kadın Tasarımcının
Adı Var:
Gülümser Aral Üretmen

Bir süredir, kadın1 grafik tasarımcıların tarihiyle ilgili bir araştırma yürütüyorum. Kadınların tarihyazımında neden unutulduklarını anlamaya çalışıyorum. Bu dosyadan özel bir ismi —araştırma notu olarak— Manifold’da paylaşıyorum: Gülümser Aral Üretmen, 1950’lerin erkek egemen reklam/tanıtım dünyasında başarı gösteren sayılı kadın grafik tasarımcılardan olmasına rağmen, tarihte anılmıyor. Üretmen’in kariyerini incelemek, kadınların grafik tasarım tarihindeki yerlerini anlamak için bir adım olabilir.

Giriş

İtalyan Grafik Tasarımcılar Derneği, 2015’te, kadın görsel iletişim tasarımcılara yönelik uluslararası bir yarışma düzenledi: AIAP Women in Design Award. Yarışma için; yaratıcı endüstrideki erkek egemen hiyerarşiye karşı, grafik tasarım cephesinden bir kadın dayanışması denilebilir. Kadınların tasarım dünyasındaki görünürlük sorununun kökleri geçmişe uzanıyor; feminizmin genişlemesi, tarihyazımında kadınların da göz ardı edildiğini öne çıkardı. Kadınların görmezden gelinişi grafik tasarıma ya da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere özel bir durum da değil; Nisan 2016’da yayımlanan Where Are the Women Architects? kitabında, bu eksik değerleme anlayışının mimarlık ve Batı için de geçerli olduğu anlatılıyor. Kitabın yazarı Despina Stratigakos, tarihyazımındaki eklektisizme2 vurgu yapıyor: “Tarih, basit bir meritokrasi3 değildir: Kendi özel ajandaları olan insanların yazdıkları ve kendi bakış açılarına göre düzelttikleri —elbette tümden yazmadıkları— bir anlatıdır.”4 Eklektik anlayış, kadınlar söz konusu olduğunda anlaşılması daha da güç bir sorun olarak beliriyor.

Konuyu Türkiye ölçeğinde değerlendirip ‘kadınların grafik tasarım tarihindeki konumları’ diye çerçevelendirirsek, görünür olmalarının miladı için 1970’ler diyebiliriz. Bu milat, çağdaş grafik tasarımın gelişimi açısından doğru bir tespit: Çağdaş kadın grafik tasarımcılar 70’ten itibaren varlık gösterdiler. 80’lerde dikkatleri çektiler. 90’larda tasarım platformlarında rol oynayıp uluslararası başarılar elde ettiler. 2000’lere gelindiğinde, artık hem sektörde hem de üniversitelerde etkindiler. Günümüzde, grafik tasarımla ilgili bölümlerde kız öğrencilerin sayısı genellikle daha fazladır; akademik kadroların dağılımı da benzerdir. Gelişmeler olumlu da olsa, kadınların yakın tarih araştırmalarında da hak ettikleri oranda anıldıkları söylenemez.

Grafik tasarım tarihini, Osmanlı’dan ya da Cumhuriyet’ten başlatan —daha geniş tarih aralıklarını içeren— çalışmalar incelendiğinde, kadınların 1970’lere kadar neredeyse hiç kayda geçmedikleri görülür! Literatürün bu durumu, bilimde şüphecilik açısından sorular barındırıyor: Plastik sanatlar alanında 1970 öncesindeki öncü kadın sanatçılar bilinirken, tasarımcılar neden bilinmiyor? 1970 öncesinde üretimleri olan kadın tasarımcılar, illüstratörler ya da basın yayın ressamları hiç mi olmamış? Kayıtlarda olmamaları, mesleğin tanımındaki dönemsel farklılıklar ve perspektif değişikliklerden dolayı bir kuramsal çerçeve sorunu mu? Önemsenmediyseler eğer, nedeni nitelik/nicelik yoksunluğu olabilir mi, yetkin mi görülmemişler? Yetkin kadın tasarımcılar varsa, ama tarihte anılmıyorlarsa, kabul gören tarihyazımının geçerliliğinden ne derece söz edilebilir? Göz ardı edilmiş olmaları bir ötekileştirme mi, yoksa bilgi/belge eksikliğine bağlı araştırma sorunu mu? Araştırmalar sorulara yanıt verebilecek düzeyde mi?

Kapsamlı bir araştırma/tartışma, tasarım tarihine daha tarafsız, demokratik, feminist bir bakış getirip bulgularıyla da mevcut tarihi değiştirebilir. Üretmen’in kariyeriyle ilgili araştırma notlarının paylaşılması, bu yönde bir başlangıç olabilir. Dolayısıyla bu yazı, sorunu analiz etmekten çok, soruna işaret eden ve tartışabilmek için sorular soran bir yazı olarak düşünülebilir.

Ön-Tarih Araştırmalarının Önemi

Grafik tasarımın Osmanlı Türkiye coğrafyasındaki geçmişinin kısalığına, deneyim ve birikiminin yetersizliğine karşın; bugünkü devingenliğine bakarak, kapsamlı, yerleşmiş, kurumsallaşmış bir disipline dönüştüğü söylenebilir. Ancak yayınlar tarandığında, kadın tasarımcıların görünürlüğünün son elli yılı kapsadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla, 1970 öncesinde kadınların varlığından söz edilemeyeceği ya da yakın tarihe kadar önemsenmedikleri düşünülebilir. Bu anlatım, grafik tasarımın bugünkü gelişimini gösteren çalışmalar açısından doğruluk payı içerse de ‘grafik tasarımcılardan önceki grafik tasarım’ dönemine odaklanan, hiçbir şeyin birden var olmayacağı anlayışını savunan, tarihi bir bütün olarak değerlendiren ön-tarih [pre-history] araştırmaları yönünden tamamlanmamış görülebilir. Türkiye’deki ilgili araştırmaların yeni yeni derinleştiği düşünülürse, bu eksikliğin hafifletici nedenleri olduğu söylenebilir.

Tasarım tarihçisi ve grafik tasarımcı David Jury, 2012’de yayımladığı Graphic Design Before Graphic Designers [Grafik Tasarımcılardan Önceki Grafik Tasarım]5 kitabında; grafik tasarımın asıl başlangıcının, 1920’lerde terminolojiye girdikten sonra gerçekleştiğini, terimi yapılana dek bir disiplin olarak algılanmadığını, eğitimli tasarımcıların söz sahibi olmalarının uzun yıllar aldığını, grafik tasarım kavramının ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yeniden yapılanma döneminde kabul gördüğünü, bu nedenle de görsellik ile yazı düzenini oluşturma sanatının ilk uygulayıcılarının matbaacılar olduğunu, dolayısıyla —ön-tarih araştırmaları açısından— öncü grafik tasarımcıların basın yayın endüstrisinin emekçileri olduğunu söyler. Bu bakış açısı şüphesiz Osmanlı Türkiye coğrafyası için de geçerli; ancak ilgili araştırmalar yeni başladığı için; matbaa zanaatkârlarından (matbaacılar, klişeciler, mürettipler vb.) sanatkârlara (ressamlar, resimlemeciler, basın yayın ressamları, illüstratörler), sanatkârlardan tasarımcılara geçen sürecin birçok bilinmeyeni bulunuyor. Henüz tamamlanmamış tarihin önemli noksanlıkları arasında öncü kadınlar da bulunuyor. Buradan, tarihyazımında çok yönlü, önyargısız ve feminist bir bakışa gereksinim olduğu anlaşılıyor.

Geçmişi onurlandıran, tarihi değiştiren ve tarihyazımına süreklilik ve demokratik bakış getiren ön-tarih araştırmalarının bir örneğini, Salt Galata’da açılan Sabiha Rüştü Bozcalı sergisinde birkaç ay önce izledik. Sergiyle birlikte, Bozcalı’nın tasarımcılığına dair birçok yeni belge sunuldu. Salt Blog’da yayımlanan “Ben Türkiye’nin İlk Kadın İllüstratörüydüm” yazısı da, sergiye bu anlamda çerçeve getirdi. Sergi ve yazıdan sonra Bozcalı’nın basın yayın ve reklam tanıtım endüstrilerindeki varlığı daha iyi anlaşıldı, hızla literatüre girdi. Oysa Bozcalı, “Türkiye’nin ilk kadın illüstratörü” olduğunu 1970’lerdeki söyleşilerinde belirtmiş; araştırmacı yazar Taha Toros da 1990’lardan itibaren bu özelliğini birçok kez yazılarında vurgulamıştı. Buna rağmen, Bozcalı’nın basın yayın endüstrisindeki üretimleri, grafik tasarım tarihçilerinin daha önce pek de ilgisini çekmemişti. Yakın tarihe, çağdaş grafik tasarımın gelişimine odaklanan tarih araştırmaları Bozcalı’yı önemsememişlerdi.6 Dolayısıyla, Bozcalı gibi başkaları da keşfedilmeyi bekliyor olabilirler.

Ön-tarih araştırmaları desteklenip ilerlerse, kadınların tasarım dünyasındaki varlıklarıyla ilgili tarihleme 1900’lerin başına kadar çekilebilir; artık bu tespitin yapılabileceği bulgulardan söz etmek mümkün. Bu çaba, sadece geçmişin misyon ve vizyon sahibi kadınlarını onurlandırmakla kalmaz, grafik tasarımın köklerini daha derine indirerek toplum üzerindeki etkisini genişletip sürekliliğe odaklanan bütüncül tarihyazımını disipline kazandırabilir.

Gülümser Aral Üretmen’e Nasıl Ulaştım

Gülümser Aral Üretmen’in mesleki kariyerinden söz etmeden önce, kendisinden nasıl haberdar olduğuma ve özgeçmişini oluşturmadaki sürece değinmek istiyorum. Bu hikâyenin, tasarım tarihi araştırmalarında saha çalışmasının önemini aktarmak için yararlı olacağını umuyorum.

Gülümser Hanım’ın imzasını, ilk kez 1950’lerin Denizyolları sefer tarifelerinin kapaklarındaki illüstrasyonlarda görmüş, işlerini çok beğenmiş, araştırınca afişlerine de ulaşmıştım. Giderek arşivimdeki “Gülümser”, “Gülümser Aral”, “Gülümser Aral Üretmen” imzalı işler artmaya, kafamda bir tasarımcı profili oluşmaya başlamıştı. Tasarım ve sanatla ilgili yayınları taramış, hakkında pek bir şey bulamamıştım. Üstelik, grafik tasarım tarihinde adı geçmiyordu. Durum ilginçleşmişti, ama elimdekiler sadece işleriydi; özgeçmişini bilmiyordum. Başka araştırmacılara, ilgili kişilere sordum, pek bir şey çıkmadı, adını ilk kez duyan da oldu. Durum daha da ilginç hale geldi.

Denizbank’ta kadrolu çalıştığını düşündüğüm için arşiv sorumlusuna ulaştım, sicil dosyası duruyordu; kısa bir özgeçmiş oluşturabilecek kadar bilgiler edindim. Yüzünü de biliyordum artık, dosyada 50’lerin başından vesikalık bir fotoğrafı vardı. Bulduklarım yine de tasarım tarihiyle ilgili sorularımı yanıtlamaya yetmiyordu. Kocasının adını öğrenince, birlikte çalıştığı kişilere ulaşabildim, birkaç yıl önce vefat ettiğini öğrendim, ama yakınlarının iletişim bilgisi yine yoktu. Aile dostlarından birini buldum, hatırladıklarını aktardı; oturdukları semti, kızlarının adlarını ve mesleklerini öğrendim. Muhtara sordum yok, İnternette araştırdım yok, Facebook’a baktım yok, 11880’i arıyorum yok. Kızlarının daha önce çalıştıkları kurumları, iş yaptıkları firmaları buldum, yine yok.

Ara ara vazgeçip aklıma geldikçe de bulduğum her yoldan ulaşmaya çalışıyor, bir yandan da sahaflardan ve müzayedelerden toplayabildiğim kadar işini arşivime katıyordum. Artık umudumu yitirdiğim bir anda, kızlarının isimlerini kullanarak, ilgili olabilecek kombinasyonlardaki e-posta hesaplarına arayışımla ilgili rasgele e-postalar gönderdim ve en sonunda bir adresten inanılmaz bir yanıt geldi. Sıcak, kibar bir dille Gülümser Hanım’ın hayatta olduğunu öğrendim. Dünyalar benimdi. Önce, kızlarının aracılığıyla günler süren bir e-posta yazışmamız oldu. Sonra İstanbul’daki evinde bir araya geldik ve sözlü tarih görüşmesi yaptım. Gülümser Hanım tane tane aydınlattı beni. Aile arşivinde her türlü eseri özenle saklanmıştı. Haber kupürleri, fotoğraflar, notlar eksiksizdi. Keyfime diyecek yoktu. Şu an, yaşından dolayı işitmede zorluk çektiği için arada cep telefonuyla mesajlaşıyor, kısa sohbetler ediyoruz.

Gülümser Aral Üretmen’in Yaşamı ve Mesleki Kariyeri

Gülümser Aral Üretmen, 1929’da, Maliye Müfettişi Lütfü Aral ve Melek Aral’ın ikinci kızı olarak Bursa’da dünyaya gelir. Ablası Ülker ile birlikte çocukluk yıllarını Bursa’da geçirir; aile daha sonra İstanbul’a taşınır.

Üretmen’in çizim yeteneği erken keşfedilir. Daha lise öğrencisiyken, basın yayının o dönemdeki kalbi, yaratıcı endüstrinin merkezi Bâb-ı Âli’de basın yayın ressamlığına başlar.7 1944–1953 arasında Türkiye Yayınevi’nin çıkardığı Ev-İş dergisi için moda çizimleri hazırlar. Türkiye Yayınevi’nde, resimlemelerini teslim alıp baskıya hazırlayan ise dönemin en çok okunan çocuk edebiyatı yazarı Kemalettin Tuğcu olur:

“Lisede epeyce moda çizimi yapmış olmamın verdiği yatkınlıkla, bir yakınımızın tavsiyesiyle Bâb-ı Âli’ye, Ev-İş dergisine kıyafet modelleri çizdim. Moda ve ev kapsamında; örtü, yastık, çocuk, kadın giysileri çizmeye ücretli olarak 1944 yıllarında başladım. İkinci Cihan Harbi yılları idi, moda dergileri yeterli değildi. Tek yardımcım sinemaydı! İzlediğim filmlerdeki giysileri çiziyor, sonra yaptığım kâğıt bebeklere özgün giysilerimi giydiriyordum. Lise derslerimin yanı sıra, bu iş epeyce vaktimi alıyordu. Bu çizimleri kız sanat okulları da alıp diktiriyorlardı. Moda çizimleri birikimim halen durmakta.”8

Ömer Durmaz’ın
Gülümser Aral Üretmen ile 
kariyeri üzerine
sözlü tarih görüşmesinden,
İstanbul, 21 Nisan 2016

Üretmen, lisede başladığı basın yayın ressamlığının eğitimini almak ister ve bugün adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü olan, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Afiş Atölyesi’nin sınavlarına girip kazanır; 1949’da ‘Akademi’ öğrencisi olur. Öğrencilik yıllarında da Bâb-ı Âli için çalışmayı sürdürür:

“1949 senesinde İstanbul Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına girerek, kazanmış olduğum Grafik Bölümü’nü [o dönem adı Afiş Atölyesi], çalışma alanı çok geniş olduğu için seçtim. 1948 senesinde Akademi büyük bir yangın felaketi geçirmiş, ne yazık ki kütüphanesini ve gerekli eğitim malzemelerinin çoğunu kaybetmişti. Bu talihsiz dönemin ardından, bir yıl sonra Sabri Berkel, Emin Barın ve Zeki Faik İzer hocalardan hazırlık eğitimimi aldım. Daha sonraki çalışmalarımı Zeki Faik İzer’in Afiş Atölyesi’nde sürdürdüm. Atölyemizi ısıtan bir soba karşısında, kendimize ait 70 × 100 cm’lik planş ve şövalelerde arkadaşlarımızla birlikte çalışmalarımız devam etti. Üç yıllık eğitim sürecinden sonra, bu sürenin gelişimim bakımından hiç de yeterli bir süre olmadığını hissettim. Suna Kan fonundan, Paris’te yüksek lisans yapma teklifi, Zeki Faik Hoca’nın yönlendirmesi ile babama sunuldu. Ancak ailem beni genç bir hanım olarak, o zamanlar yabancı dil de bilmediğim için Paris’e gönderme konusunda çekimser kaldı.”9

Melike Abasıyanık, Semih Balcıoğlu, Ayhan Işık, Mengü Ertel, Kuzgun Acar, Ayhan Akalp gibi bugün iyi bildiğimiz isimlerin, akademide dönem arkadaşları olduğu, dostluklar kurduğu, fotoğraf albümünden anlaşılıyor. Bu gençler, İkinci Dünya Savaşı’nın etkisinin sürdüğü yıllarda, olanaksızlıklarla mücadele ederler:

“Akademi’ye girmeyi başarmış ama sürekli derslere katılmada devamsız arkadaşlar oluyordu. Onlar Bâb-ı Âli’de, sinemada veya dergilere çizim yaparak hayatlarını sürdürüyorlardı. Akademik kariyer için en önce gerekli zamanı ayırarak ardından iyi desen çizme ve kompozisyon yeteneğini devamlı geliştirerek ciddi bir emek harcama durumu söz konusuydu. Hocalarımız baba şefkati eşliğinde yeri geldikçe çok disiplinli ve sert olabiliyordu. Bu tutumları işimizin ne kadar da ciddi bir iş olduğunu idrak etmemizde büyük rol oynamıştır, onun için derslerimize ayırdığımız süre büyük önem taşıyordu. Hocamız Zeki Faik İzer konuları veriyor, ek süre tanıyor sonra eskizler üzerinde bireysel inceleme yapıp ardından işlerin beraberce başarılı/başarısız yönlerini tartışıp OK veriyordu. Daha çok kompozisyon ve fikir üzerinde duruyordu. Afiş ve grafikerlik teknikleri kendi öz yeteneğimize kalmıştı. Haliyle şimdiki teknik imkânların ve kolaylıkların hiçbirine sahip değildik. Alman grafik dergisi Gebrauchsgraphik dünyaya açılan tek penceremizdi. Afiş konusu verilince; ana tema üzerine yoğunlaşıyor, renk ve kompozisyon deneme ve belirlemeleri ile çalışmamı tamamlıyordum. Afişimin öncelikle kendi tasarımım olmasına çok özen gösteriyordum. Afişin önemli ismi Sn. İhap Hulusi o dönemde biliniyor, fakat Akademi’de yaptıkları pek konu olmuyordu.”10

1951’de yükseköğrenim diploması alan Üretmen, ilgisiyle Akademi hocalarının beğenisini kazanmıştır. Mezuniyetinden sonra, 1952’ye kadar Albert Gabriel, Celal Esat Arseven, Ramiz Gökçe, Zeki Faik İzer, Halil Dikmen hocalarla ve Mualla Eyüboğlu ile birlikte çalışır:

“Sn. Zeki Faik İzer Hoca’nın devam eden desteği ve daveti üzerine, İslam Eserleri ve Kostüm Tarihi Enstitüsü çalışmalarında Topkapı Sarayı minyatürlerinden Osmanlı Yeniçeri ve Mehter kıyafetlerini hazırladım. Askeri Müze’ye İstanbul’un kurtuluşu kutlamaları için teslim ettim.”11

Gülümser Aral Üretmen, 1950’ler
(Ömer Durmaz arşivi)

Neredeyse on yılı bulan basın yayın deneyimi, akademik eğitimi ve mesleki başarıları nedeniyle 1953’te Denizcilik Bankası’na ‘ressam’ olarak işe alınır ve kurumun ilk kadrolu grafik tasarımcısı olur. Bankanın arşivinde yer alan sicil dosyasında, göreviyle ilgili şu bilgiler okunmaktadır: “İşe başlama tarihi: 12.1.1953. Ücreti 550 Lira. Halkla Münasebetler Şubesi Müdürlüğünde ‘Ressam’lığa hariçten tayin edilmiştir.” Grafik tasarımcı yerine ‘ressam’ denildiği yıllar; reklam ressamı, matbaa ressamı, ilan ressamı, afiş ressamı gibi. Üretmen ise bugün kendisine ‘grafik tasarım sanatçısı’ diyor. 1954’ten itibaren Halkla Münasebetler Müdürlüğü Neşriyat Kısmı’nda reklam propaganda ressamı olarak görevlendirildiği, 1960’ta kurumdan ayrıldığında son maaşının 925 lira olduğu yazılıdır.

Üretmen, halkla ilişkiler şubesinin tek grafik tasarımcısı olur. Ekipte; iç mimar, fotoğrafçı ve bir de kuruma dekorasyon konusunda dışarıdan danışmanlık yapan dönemin ünlü sanatçısı ve tasarımcısı Mazhar Nazım Resmor vardır.

Denizyolları için afişler,
Gülümser Aral Üretmen
(Ömer Durmaz arşivi)

Denizyolları’nın 1953 öncesindeki grafik ürünlerine baktığımızda farklı imzalar, farklı grafik resimleme tarzları görürüz; kurumun reklam tanıtım faaliyetlerine, kurumsal görsel bütünlükten uzak bir anlayış hakimdir. Üretmen’in çizgisiyle suların durulduğu, kurumun reklam, tanıtım ve iletişim etkinliklerinde tutarlı bir görsel dile kavuştuğu izlenir. Denizcilik üzerine yaptığı illüstrasyonlarla, deniz ulaşımı algısının biçimlenişine katkıda bulunduğu söylenebilir:

“Asıl grafik ve illüstrasyon çalışmalarımdaki ilerlemeyi yeni deyimle ‘master’ dönemimi, Denizcilik Bankası’nda gerçekleştirdim. Sn. Abidin Daver ve Genel Müdür Ulvi Yenal’ın turizmi canlandırmak adına vermiş oldukları konuları afiş ve broşürler için tasarladım. Bankanın vermiş olduğu konular çok çeşitlilikle beraber geniş bir alana yayılıyordu.”12

Denizyolları için 1953-1954 tarife kapağı,
Gülümser Aral Üretmen
(Ömer Durmaz arşivi)

Ziraat Bankası için yaptığı başak logosuyla ünlenen, Üretmen’in Afiş Atölyesi’nden sınıf arkadaşı Ayhan Akalp (1929) o günleri şöyle anlatıyor:

“Gülümser Hanım’a gelince, aynı senede beraber yetiştiğimiz, işine düşkün efendi bir arkadaşımızdır. Mezun olduktan sonra Denizcilik Bankası’na müracaat etti. Aynı zamanda beni de bir matbaa Denizcilik Bankası’na tavsiye etti, tesadüf ikimiz de orada buluştuk. Devrin köşe yazarı Abidin Daver, denizcilik sevgisiyle Denizcilik Bankası’nda fahri görev yapıyordu. Bizi karşısına aldı, Gülümser tarafından tercihini kullandı ve Gülümser Denizcilik Bankası’nda çalışmaya başladı.”13

Denizcilik Bankası için afiş,
Gülümser Aral Üretmen
(Ömer Durmaz arşivi)

Denizciliğe yaptığı katkılarla ‘sivil amiral’ olarak anılan, gazeteci ve politikacı Abidin Daver (1886–1954), Denizyolları’nın reklam tanıtım faaliyetlerinde yeniliğe gitmek ister, işlerini beğendiği Üretmen’i bu amaçla işe alır. Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde reklamı konu eder ve yazısında henüz işe aldığı Üretmen’e de değinir: “Üstad İhab Hulûsi [İhap Hulusi], memleketimizde ilk afiş sanatkârı olarak temayüz ettikten ve bu sanata büyük bir yenilik yaptıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisinde rahmetli arkadaşım Kenan Temizkanın [Temizan] profesörlük ettiği afiş resimleri – hattâ buna tabloları da diyebiliriz – şubesi açılmış ve pek muvaffak genç kadın ve erkek afiş ressamları yetiştirmiştir. Bunların biri de evvelce İş Bankasının afişlerini yapan [Daver yanlış hatırlıyor; Garanti Bankası olacak] Bayan Gülümserdir.”14

1960’ta Denizcilik Bankası’ndaki işinden ayrılır; kocasının işi nedeniyle yurtdışına yerleşmesi gerekmektedir. Türkiye’den uzun süre ayrı kalır. Bu süreyi yurtdışında sanatsal incelemelerde bulunarak değerlendirir:

“1953 yılında evlendiğim eşim Faruk Üretmen ile tanışmam da Denizcilik Bankası’nda gerçekleşmiştir. Kendisi 1957 senesinde THY ilk kurulduğunda , Denizcilik Bankası Genel Müdürü Ulvi Yenal’ın önermesi üzerine THY’nin ilk yurtdışı acentesi Atina’ya tayin edilmiştir. Yurtdışı yaşantımız Yunanistan, Almanya, Lübnan, İngiltere gibi ülkelerde dünyaya getirdiğim iki kızımla beraber devam etmiştir. Bu süreçte; Akademi’den yeni mezun olduğum dönemde teklif edilen Paris’te yapamadığım masterımı, bulunduğumuz şehirlerin müze ve sergilerini bolca gezerek, kültürel zenginlikleri gözlemleyerek ve kızlarımı sanat tasarım branşlarında okutarak bir nebze tamamlamış addediyorum. Büyük kızım Arzu, Londra Barnet College’da moda tahsilini tamamladıktan sonra özel sektörde otuz yıl moda tasarımcılığı yapmıştır. Küçük kızım Eren de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü bitirmiş, lisansüstü eğitimini illüstrasyon branşında Londra’da tamamlamıştır. Son yıllarda özellikle maske tasarımı çalışmalarına devam etmektedir. Yaşadığım bazı sağlık sorunları yüzünden mesleğime zaman zaman ara vermiş olsam da, aslında ruhen hiçbir zaman kopmadım, enerjim oldukça çizimlerime devam ettim. Özel ilgi alanıma giren Bizans tarihi ve sanatı, eski Mısır tarihi ve sanatı, hiyeroglifler, İstanbul Yenikapı kazıları, İstanbul’un müzeleri ve sergileri beni özellikle heyecanlandıran konuların başında her zaman yer aldı. Günümüzde ülkemizin dünya ile iletişime geçmesi ile her alanda olduğu gibi grafik tasarımda da büyük ilerleme kaydetmesi biz sanatçıları çok mutlu etmektedir. En büyük şansımız yurdumuzun tarihi ve yerel zenginlikleri ile sanatçıları her zaman besleyecek altyapıya sahip olmasıdır. Bu mesleğe gönül koymuş herkesin yolu açık olsun!”15

Denizyolları için takvim illüstrasyonu,
Gülümser Aral Üretmen
(Gökhan Akçura arşivi)

Denizcilik Bankası ve Denizyolları’nın dışında, Garanti Bankası, Dünya gazetesi, THY, Şişe-Cam, Paşabahçe, Şeker Fabrikası, Turizm Bakanlığı, Şehir Hatları, Limanlar, Liman Lokantası, Yalova Termal kurumları için de afiş, takvim, broşür, pul, logo yapan Üretmen, Kemal Bilbaşar’ın Kurbağa Çiftliği kitabını da resimler.

Türk motiflerinden, minyatürden hareketle oluşturduğu eserleriyle 1970’lerden itibaren sergilere katılan Üretmen, İstanbul’da yaşamaktadır.

Sonuç Yerine

Piyasa koşullarının akademik eğitim almış tasarımcıları barındırmaya yetmediği 1940’larda, Afiş Atölyesi’nin çoğu öğrencisi, eğitimlerini ya da mesleklerini sürdürmekte zorlanıyordu. Kadın tasarımcıları bekleyen engeller ise daha çoktu; önyargılarla baş etmeleri, kendilerini ispatlamakta inatçı olmaları gerekiyordu. Sayılarının azlığı, kadın dayanışmasının da önünde engeldi. Üretmen ise erkeklerin kabul görüp karar verdiği, sınırlı iş olanağının bulunduğu bir dönemde başarı gösterdi. Üretmen’in bu konudaki görüşleri, dönemine tanıklık ettiği için dikkate değerdir:

“O zamanlar eksik branşlaşma nedeni ile grafik tasarıma çekimser bakılıyordu. Grafik daha erkeksi bir branş olarak algılanıyordu. Kadınlar daha çok iç mimari, moda, el sanatları, ressamlık, opera gibi branşlara yöneliyor veya yönlendiriliyordu. Ne zaman ki; ajanslar çoğaldı grafik tasarım kadın mezunları da yavaştan iş imkânları elde etti, ama hep bir adım geriden; erkek tasarımcılar öncelikli tercih ediliyorlardı. Ayrıca devletin açtığı pul, banka ve turizm amaçlı afiş yarışmalarına, İzmir Fuarı çalışmalarına kadın tasarımcılar katılsa da daha çok erkek tasarımcılar boy gösterip tercih edildi. Cumhuriyet’in o aydınlık günlerinde kadınlara da aynı imkânlar sunuldu, ama şartlar gereği çekimserlik de söz konusuydu. Kadınlara da biraz daha girişimci olmak düşüyordu, tabii biraz destekle!”

İlk profesyonel kadın illüstratör ve grafik tasarımcımız Sabiha Bozcalı, erkek egemen bir dünyada, 1930’ların sonundan 1970’lere kadar süren üretimleriyle Üretmen’in öncüsüydü. Bozcalı’nın eğitimi resimdi. 1940’ların ortalarından 1960’lara kadar ürün veren Üretmen ise Güzel Sanatlar Akademisi’nin Afiş Atölyesi’nden mezun olmuş, mesleğinin üniversite eğitimini almıştı.

Denizcilik Bankası’nın uzun yıllar tek grafik tasarımcısı Üretmen’di; kurumun ilk kadrolu tasarımcısıydı. Aynı tarihte, Sabiha Bozcalı da Milliyet gazetesinin kadrolu basın yayın ressamı olmuştu. Bozcalı, varlıklı ve köklü bir Osmanlı ailesinin ayrıcalıklı kızı olarak küçük yaşta sanat eğitimi almaya başlamış, eğitimini yurtdışında sürdürmüş, uzun yıllar Avrupa’da bulunmuştu, üç yabancı dil biliyordu, sosyal çevresi, bağlantıları güçlüydü. Üretmen ise yeteneği ve çabasıyla konumunu kazanmış, başarısında Cumhuriyet’in kadınlara sunduğu olanaklar da etkili olmuştu.

Garanti Bankası için afiş,
Gülümser Aral Üretmen, 1952
(Ömer Durmaz arşivi)

1952’de kazandığı Garanti Bankası afiş ödülü ile bir yarışmada başarı gösteren ilk kadın grafik tasarımcı olduğu söylenebilir.16 Üretmen’den sonra ödül alan ikinci kadın 1956’da Yapı ve Kredi Bankası’nın afiş yarışmasındaki başarısıyla Ruzin Gerçin’di. Elbette Gerçin’in de tarihte anıldığını söylemek zor.

1950’lerin tasarım dünyasında söz sahibi olan Üretmen için başarı gösteren ilk eğitimli kadın grafik tasarımcı demek hak bilirlik olur. 87 yaşındaki Gülümser Hanım, muhtemelen yaşayan en yaşlı kadın grafik tasarımcımız. Yine de tasarım ya da sanat tarihiyle ilgili hiçbir yazıda bugüne kadar adı yer almamıştır.

Tasarımcı Mengü Ertel, grafik tasarım tarihimize toplu bakış getiren ilk yazarlardandı. Akademi yıllarında arkadaşlık ettiği Üretmen’i, yazılarındaki isimlere katmamış olması ilginçtir. Sabiha Bozcalı da İhap Hulusi Görey’in yakın arkadaşıydı; ama o da Bozcalı’dan söz etmemiştir.

Üretmen’in afiş ödülünden daha sonra, 1953’teki bir pul yarışmasında dereceye girip dikkatleri çeken, ancak devamını getiremeyip memurluğu tercih eden Orhan Omay tarihte anılıyorken, Üretmen’den söz edilmemesi dikkat çekicidir.

Kadınların tarihyazımında unutulmalarının nedenleri çeşitli ve karışık. Başa dönüp konuyu özetlersek: Grafik tasarımın Türkiye’deki geçmişini anlatan yayınlar incelendiğinde, disiplinin gelişiminde rol oynamış ya da bu alanda öncü olmuş kadın tasarımcılardan, ancak 1970’lerden sonra ve az sayıda isimle söz edildiği görülür. Karikatür, resim, heykel gibi alanlarda 1970’den önceki kadın sanatçıların adları biliniyorken, grafik tasarım ve illüstrasyon alanlarında kadınlardan söz edebilmek için —tanıklarının yaşamını sürdürdüğü— yakın tarihe bakmak gerekiyor. Peki 1970’ten öncesindeki grafik tasarım dünyasından kadınlardan hiç mi söz edilemez? Gülümser Aral Üretmen örneğinde olduğu gibi tarihte yer alması gerektiği halde, ismi bilinmeyen başka kadın tasarımcılar olamaz mı? Bu soruların yanıtlanması için tarihyazımına feminist bir bakış da gerekiyor.

1. Yazının başlığı, Duygu Asena’nın 1987’de yayımladığı, dillere pelesenk olmuş Kadının Adı Yok kitabından hareketle oluşturulmuştur.

2. Eklektisizm kelimesinin kökü olan eklektik sözcüğü genellikle, bir sisteme ait olan veya tek başına anlam ifade eden ögelerin birden fazlasını toparlayarak oluşturulan yeni sistem veya sistemler anlamına gelmektedir. Tarihyazımı için eklektisizim, vakaları ya da kişileri belirlerken seçkici davranılması, tarih yazanların kişisel görüşlerine göre eleme yapması olarak düşünülebilir.

3. Meritokrasinin buradaki anlamı, yeteneğe göre mevki verme yöntemi.

4. Stratigakos, Despina; Places Journal, “Unforgetting Women Architects: From the Pritzker to Wikipedia”.

5. Jury, David; Graphic Design Before Graphic Designers, Thames & Hudson, 2012, London.

6. Tarihyazımında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri anakronizmaya düşülmesidir. Anakronizma kısaca zaman-bozum olarak ifade edilebilir. Bir tarihsel olay irdelenirken, olayın dönemsel koşullarının göz ardı edilmesi, bugünden bakıp anlaşılmaya çalışılmasıdır. Dönemsel bağlamın yok sayılması, anlamı saptırır. Her dönem, kendi şartlarına göre değerlendirilmelidir. Kısa bir örnek vermek gerekirse, Sabiha Bozcalı’nın 1930’ların sonlarında başlayan üretimlerine, bugünden bakıp ona sadece ‘illüstratör’ demek, anakronizmadır. Günümüzden bakıldığında işlerinin çoğu illüstrasyondur, çoğu zaman işin önemli parçası olan yazı için boşluk bırakıp yerini işaret etmiştir (Yazı için boşluk bırakılması Osmanlı’dan kalma teknik bir yaklaşımdır; Osmanlı döneminde grafik görsellikte yazıyı hattatlar yazardı. Grafik ürünlerde yazan ve çizen olarak iki imza okunurdu. Sonraki yıllarda da tekniğin ilerlemesine ve alfabe değişikliğine rağmen yazı boşluğunu çoğu zaman klişeciler, matbaacılar doldururdu. Yazının da tasarımın bir parçası olarak kabul görmesi —Ali Suavi Sonar gibi özel örnekler dışında— çoğunluk tarafından 1950’lerde anlaşılmıştır); ama Bozcalı’nın üretiminin illüstrasyon amaçlı değil reklam tanıtım hedefli grafik iletişim üzerine olduğu açıktır. Grafik ürün siparişi alıp, grafik eser üretmiştir. Dönemin grafik görselliği; çizgisel anlatım, resimsel güzellik üzerine kuruludur. Dolayısıyla kendi dönemi için grafik biçimin ana unsurunun illüstrasyon olduğunu, piyasa talepleri doğrultusunda seçimini genel olarak bu yolla yaptığını görüyoruz. Bunun bir arz talep ilişkisi olduğu, devrinin koşulları incelendiğinde görülüyor. Dönem itibariyle grafik biçimi resimsel hale getirmek, piyasanın bir zorunluluğu haline gelmiştir. Bozcalı’nın daha grafik diyebileceğimiz işleri de bulunuyor, ambalaj tasarımları bu yöndeki çalışmalarına örnek verilebilir. Eğitiminin resim olmasının etkisi de göz ardı edilmemeli, ama sırf bu yüzden de yaftalanıp üretiminin gerekleri dönemsel bağlamından koparılmamalı. Eğitimli kadın tasarımcılar kendisinden neredeyse yirmi yıl sonra sektörde boy gösterebilmiştir. Dolayısıyla Bozcalı, kendi döneminin grafik tasarımcısı olarak değerlendirilmeli, grafik tasarımın Türkiye’deki gelişimine katkı sağladığı anlaşılmalıdır.

7. “‘İllüstrasyon’ ve ‘grafik tasarım’ alanlarında, geçmişte; gazete, matbaa, dergi, kapak, ilan, afiş ressamı adı verilen zanaatkârlar çalışırdı. Basın yayın dünyasının, 19’uncu yüzyılın sonundan 20’nci yüzyılın sonuna kadar merkezi kabul edilen Bâb-ı Âli için çalışan ve ‘ressam’ olarak anılan bu zanaatkârlar; gazetelerin, dergilerin, yayınevlerinin ve matbaaların görsel ihtiyaçlarını karşılarlardı. Güzel yazı, çizim ve resimleme işleri bileği kuvvetli bu zanaatkârların sorumluluğundaydı. Grafik tasarımcıların öncüleri diyebileceğimiz basın yayın ressamları, görsel belleğimizi şekillendirip zanaattan tasarıma geçişin gizli aktörleri oldular.” Bkz: İşli, Emin Nedret – Durmaz, Ömer; “Ben Türkiye’nin İlk Kadın İllüstratörüydüm”.

8. Durmaz, Ömer; Gülümser Aral Üretmen ile kariyeri üzerine sözlü-tarih görüşmesi. İstanbul, 21 Nisan 2016.

9. A.g.g.

10. A.g.g.

11. A.g.g.

12. A.g.g.

13. Durmaz, Ömer; Ayhan Akalp ile Gülümser Aral Üretmen üzerine e-posta görüşmesi. 25-28 Aralık 2015.

14. Daver, Abidin; “Hem Nalına Hem Mıhına / Reklamlâra Dair” Cumhuriyet gazetesi, 1953, İstanbul.

15. Durmaz, Ömer; Gülümser Aral Üretmen ile kariyeri üzerine sözlü tarih görüşmesi. İstanbul, 21 Nisan 2016.

16. A.g.g.

grafik tasarım, grafik tasarım tarihi, Gülümser Aral Üretmen, Ömer Durmaz, tasarımda kadın