Kadife Bey

“I came into the world very young in an age that was very old.” —Erik Satie

1.

“Ben dün öldüm. 59 yaşımdaydım, birçok kişi yaşlıymış diyecektir ama bence değildim. Ömrüm boyunca hep gençtim, insanlar da bana ‘Elli yaşına gelince görürsün,’ derdi. Elli yaşıma geldiğimde hiçbir şey görmedim. Yaşlanmak hiç sahiplenemediğim bir alışkanlık olarak kaldı çünkü hep yaşamakla meşguldüm.”

Yukarıdaki paragraf, Richard Skinner’ın The Velvet Gentleman isimli, Erik Satie’nin hayatının gerçek biyografik ayrıntıları üzerine kurgulanmış novellasının, çok sevdiğim açılış paragrafı. Novella, Yusuf Eradam’ın son derece başarılı çevirisiyle Kara Plak Yayınları tarafından Mayıs 2016 tarihinde Kadife Bey başlığıyla yayımlandı.

Kadife Bey, Richard Skinner 
Kara Plak Yayınları 
Çeviren: Yusuf Eradam 
13 × 19.5 cm, 144 sayfa 
978-605-66407-2-8 
(fotoğraf: Manifold)

Skinner’ın şeffaf, Satie’nin hayatının olgusal verilerini basitçe temsil ediyormuş yanılsaması yaratan, neredeyse yüzeysel denebilecek bir dil izlenimi veren yazma tarzıyla, Satie’nin hem üretimi hem de hayatı arasında, olumlu anlamda tekinsiz bir ilişki var. Bir yandan, Erik Satie’nin müziği, etiketsever dünyanın minimalist, ambient vb. kategorilerle bir yerlere yerleştirmeye çalıştığı, yine ilk izlenimde şeffaf ve yüzeysel denebilecek bir müzik; ne de olsa bile isteye dinlenmesin, arka planda kalsın diye beste (Furniture Music) yapan bir müzisyen söz konusu olan. Öte yandan, Satie’nin gündelik hayatında da bir tür azaltma ve tekrarın egemen olduğu biliniyor. Sözgelimi, Skinner’ın metnine de adını veren, yedi kadife takım elbise ve şapkayı yedi yıl boyunca, her hafta birini giyerek ortalıkta dolaşır Satie: “Günün modasını inceledim, sokaklarda gördüğüm erkeklerin giyim kuşamı üzerinde çalıştım, ama sadece onların tarzını ihlâl edeyim diye.” Oysa, hem Skinner’ın metninde hem de Satie’nin üretimi ve hayatında, söz konusu azaltılmış ögelerin tekrarı ile ortaya çıkan, bir tür barok dokunun varlığından söz etmek mümkün. Skinner’ın küçük metnini önemli kılan da bu doku. Son derece zevkli, akıcı ve hızla okunabilen bu metin, tam da söz konusu barok dokusundan dolayı, okuru sürekli kendisine geri çağıran metinlerden. Hele, romansever olmanın ötesinde; müzik, modernlik, modern sanat & modern hayat ile ilişkisini hayat memat meselesi haline getirmiş bir okur için kitap, uzun süreli bir meşguliyete dönüyor. Nasıl mı?

2.

Sözgelimi, Vexations [can sıkıcı / sinirlendirici şeyler]. Vexations, Erik Satie’nin tek bir nota kağıdına sığan ve 152 notadan ibaret bestesi. Beste ya da söz konusu 152 nota, bir tema —tema denebilirse eğer— ile o temanın iki varyasyonundan oluşuyor ve tamamının icrası iki dakika civarında sürüyor. Şöyle diyor Skinner’ın Satie’si: “Notaları özellikle mantıksız & belli belirsiz düzenledim, hatta piyanistin kavrayabilmesini sağlayacak güçlü bir melodi de koymadım ki parça mümkün olduğunca zor hatırlansın.” Mantıksız ve belli belirsiz, ne var ki düzenli. Kavraması ve hatırlaması zor. Melodi yokmuş gibi, ama var. Daha doğrusu, ne kadar çok tekrar edilir ve dinlenirse, melodi de o kadar var: Melodimsi bir ses dizisi ortaya, ancak kulağın alışmasıyla, o da belki, çıkabiliyor. Satie’nin üretimi benzeri, ilk başta icrası kolay ve hayli şeffaf bir cümle, Skinner’ın cümlesi, ama aslında Lefebvre’ün ritim analizi ile Bataille’ın formsuzunu ilişkilendirerek yazılacak, modern pratiklerin tarihine ilişkin, uzun bir metin bu cümleden yola çıkabilir.

Devam ediyor Satie: “Şöyle bir performans notu iliştirdim: Bu motifi 840 kez art arda çalmak için, insanın kendini çok derin bir sessizlik & ciddi bir hareketsizlik içinde önceden hazırlaması tavsiye edilir.” Satie’den klasik performans notları kimse beklemiyordu kuşkusuz; ne var ki, bu not olasılıkla, Satie yorumcularını en çaresiz bırakan not. Eğer not ciddiye alınırsa, ki çok uzun bir süre sadece sevimsiz bir şaka olarak kabul ediliyor, 28 saatlik bir performans piyanisti —ve kuşkusuz dinleyiciyi / izleyiciyi— bekliyor.1 Ciddiye alınmazsa, elde melodisiz, gevşekçe ve müziğin klasik düsturunun önceden verili düzenlerine uymamak üzere düzenlenmiş 152 nota var. Performans notunun şaka olarak okunması tabii ki olası: Fark edilmiştir, Satie “840 kez art arda çalın” demiyor, “840 kez art arda çalmak için” diyor. Öte yandan, sayısı önemsiz, tekrar olmadan aslında eser yok oluyor; çünkü bir anlamda, bestenin sorunsalı aynının olanaksızlığı. Klasik eğitim almış her ortalama piyanist, 152 notanın zaman-mekân organizasyonunu, notasyonda öngörüldüğü gibi, düzgün icra edebilir. Hemen ardından gelen ikinci icra, işitsel deneyim olarak ilkine neredeyse tamamen benzeyebilir. Neredeyse, çünkü ikinci icra, aslında başka bir zaman-mekânı doldurur, ama gündelik hayat bu ihmalkârlık üzerinde işler. Gündelik hayatı Lefebvre’ün gündelik hayatı yapan, bu küçük ihmalkârlıklardır. Üç, dört, beş, altı… Tekrar sayısı arttıkça, işler biraz daha karışır; sinirlendirici ve can sıkıcı, kötü bir şaka ihtimali zihinleri meşgul etmeye başlar belki, ama nicel farklılıklar hâlâ egemendir. 50, 100, 150 tekrar ya da ikinci, beşinci, dokuzuncu, on ikinci saatler; performans başka bir boyuta geçer. Hem yorumcunun, hem dinleyici/izleyicilerin bedenleri, tüm organlarıyla çoktan yeniden düzenlenmiştir; zaman-mekân ise başka bir ısıda, kokuda, ışıkta vesairedir. Nitel farklılık, aynıyı imha eder; sözgelimi 150. tekrarında, tema bambaşkadır.

“Böyle bir giriş yaptım ki piyaniste parçayı çalabilmesi için çok hazırlanması gerektiğini gösterebileyim. Bunun sebebi de defalarca tekrarlasa bile, parçanın ezberlenemez, mantıksız nota düzenlenişi yüzünden piyanistin eseri hatırlamakta güçlük çekecek olmasıdır. Fakat böyle bir talimatın asıl şakası en iyi & tek hazırlanma yolunun parçanın kendisini çalmak olduğuydu.” Aynı momentin 840 kez tekrarı, tahayyül edilebilecek en katı disiplinle gerçekleştirildiğinde dahi, farklılıkla sonuçlanacaktır; üstelik her seferinde başka bir farklılıkla. 840 tekrarın her icrasında, başka bir parça ortaya çıkacaktır. Performans, “İnsanüstü bir çaba istiyordu & piyanistin kendisini bir makineye dönüştürmesi gerekiyordu: Can sıkıntısının gerçek derinliklerini & gizemlerini deneyimleyebilen bir makineye.” Ne var ki, “…piyanist önünde sonunda başarısız olacak; makine değil ki insan.” Ve tam da bu nedenle, insan olduğu için, 840 aynılığın her icrası farklılık ile sonuçlanacaktır: “Tekrarlardaki bu varyasyon fikri benim bestelerimin amacı işte.” Dolayısıyla, ona “…göre imgelerle düşünmek & yazmak, her ikisi de keşif araçlarıydı, referans araçları değil.”

3.

Novella’daki karakterlerden Mösyö Takahashi, şöyle bir soru sorar Satie’ye: “Mister Satie, hayatımı zorlaştırmak istiyorsunuz, değil mi?” Satie: “Neden olmasın? Benim ki de zordu.”

4.

Skinner’ın Satie’sinde olduğu gibi, Vexations’ın genellikle piyano için yazıldığı kabul ediliyor. Ne var ki, Satie’den kalan sayfada bu konuda herhangi bir bilgi yok. Süre, tekrar ile farklılık gibi ögeler ve Satie’nin “eski bir zamanda genç doğdum” sözü göz önüne alındığında, eğer ömrü yetseydi onun sayısal ortamlar ve mecralarla ilişkisinin en azından olumlayıcı olacağı spekülasyonu yapılabilir. Böyle bir olanak şu denemeye izin veriyor: Sizin can sıkıntısı / tekrar katsayınız nedir?

1. Hannover Müzik ve Drama Üniversitesi’nden iki araştırmacı, Reinhard Kopiez ve Eckart Altenmüller’in Vexations’dan yola çıkarak gerçekleştirdikleri araştırma ve araştırma kapsamında piyanist Armin Fuchs’un 28 saatlik performansı hakkında bakınız: “Vexations: First recording and performance analysis of the entire 28-hour performance.

Erik Satie, farklılık, Kadife Bey, kitap, mr. tanju, müzik, Richard Skinner, tekrar, Vexations