Sonuç Olarak Kesinlikten
Daha Fantastik Bir Şey Yoktur:
John Hejduk’un
Berlin Kulesi

1. Besselstrasse’ye dön. Kule’yi göreceksin, gri ve yeşil. Sol taraftaki girişi bul. Çocuk parkını geç. Üzerinde _____ yazılı zile bas. Otomatiğe basarak seni içeri alacağım. Asansöre binip onuncu katın düğmesine bas.

2. Asansörün tek grafitisini okumamazlık etme (tabii ki bütün harfleri büyük “SEX” kelimesi.)

3. Bilesin diye söylüyorum, indiğin katta başka daire yok. Sadece bu var. Asansör kapıları açıldığında seni beklemekte olduğumu göreceksin.

4. Kıta Avrupası tarzında iki yanağından öperek (tek öpücük yetersiz bence, üç ise gereksiz) karşıladıktan sonra, seni geçici yuvama davet edeceğim. Ve girişte ayakkabılarını çıkartmanı isteyeceğim. Gittiğim her yere yanımda götürdüğüm bir Asya geleneğidir bu.

5. Ve melekler için de geçerlidir.

6. “Asansörle beş kuleden birine çıktın ve şu an tam ortadaki kuledeyiz” diye izah edeceğim. Beyaz, aşağı yukarı altı metreye altı metrelik kare biçimindeki odada gözlerini gezdireceksin. Halısı siyah ve desensiz. Genelinde süssüz.

John Hejduk.
Berlin Kulesi: Cephe ve Planlar, 1985–1986.
Kâğıt üzerine reprografik kopya.
John Hejduk Evrakı Metrukesi,
Kanada Mimarlık Merkezi koleksiyonu, Montréal.

7. “Binanın Mimarı Hejduk’tur.” ‘Şaşkınlık’ içinde kaldın. Besbelli pahalı bir eğitim almışsın. Avangard edebiyat konusunda allamesin. İsimsiz atonal ağıtların hastasısın. Ufuk açmış bütün Semiotext(e)’lerin kâğıt kapaklı kopyalarına sahipsin.

8. Ama John Hejduk’un adını bile duymamışsın.

9. Aniden, biraz kişiselleştirdiğim Wikipedia biyografisini döktürmeye başlayacağım. 1929’da doğdu, 2000’de öldü. Bu ölümlü parantezler arasında Hejduk, “New York Beşlisi” denilen, mimarlık söylemine formalizmi yeniden dahil etmekle ve 60’ların sonlarıyla 70’lerin başlarında Amerika’nın zengin bölgelerindeki zengin insanlara evler yapmakla tanınmaya başlayan neo-modern mimarlardan oluşmuş, pek de sıkı fıkı olmayan bir gruba üyeydi. Kısa bir süre sonra Hejduk kendi taklit ve takip edilemez yolunu seçti, ki bu yol zaten her zaman tercih ettiği tek yoldu.

10. Şair Hejduk.

11. Mistik Hejduk.

12. Dramaturg Hejduk.

13. Onlarca yıl boyunca New York’daki Cooper Union’un dekanı Hejduk. Etkisi büyük olmuş bir eğitimci.

14. Beyaz duvarlarıma yapıştırdığım birkaç siyah beyaz çıktıyı işaret edeceğim. Çeşit çeşit nesnelerin kaba saba mürekkep çizimleri. Yarısı hayvan yarısı endüstriyel fabrika. İkinci ve üçüncü boyutlar arasında süzülen küçük hayatlar. Hejduk’un 1986 tarihli Victims [Kurbanlar] isimli kitabını elime alacağım. Teatral bir dizi karakteri, onların kim olduklarını, bireyselliklerini belirleyenin ne olduğunu, bu... bu topluluğa diyelim, ya da oyuncu grubuna ne şekilde ait olduklarını anlatan sayfaları açacağım. Betimlemeler: Aynı anda hem gündelik hem de metafizik.

John Hejduk.
Berlin Kulesi: Detaylar, 1985–1986.
Velin kâğıdı üzerine keçeli kalem.
John Hejduk Evrakı Metrukesi,
Kanada Mimarlık Merkezi koleksiyonu, Montréal.

15. Hejduk’un şu sözlerini hatırlamaya çalışacağım: “Yeni karakterler, hikâyeler, dillerden oluşan bir repertuvar yaratmadan bir bina yapamam, ki bunların hepsi paraleldir. Sadece inşa etmek değil, dünyalar inşa etmek.”

16. Dünyalar inşa etmek.

17. Onunki gibi bir itibara sahip birisine göre Hejduk’un çok az sayıda bina yapmış olmasına şaşırabilirsin. (Bir avuç bile değil.) Yine de, diğer alanlarda çok üretkenmiş.

18. Beni takip etmeni işaret edeceğim. “Büyük kule ile küçük kulelerden birini birbirine bağlayan geçitlerden birindeyiz.” Geçit sadece 70 cm uzunluğunda ve 50 cm genişliğinde. “Bak. Her iki yanda da pencereler.” Sen de iki boyutlu ile üç boyutlu uzay arasında bir yerlerde süzülüyormuş gibi hissedeceksin. Kendini çok küçük hissedeceksin ama bir yandan da çok büyük, çünkü Berlin bu anti-odayı keserek içinden geçmekte.

19. Hem parçasısın ve hem de apayrısın.

20. Bu, yirminci yüzyılın ikinci yarısında hayat şartlarını en çok belirleyen duygu olarak kabul edilir sıklıkla. “Colin Wilson’ın The Outsider’ını [Yabancı] tavsiye ederim.” Artık cinsin önde gideni olduğumu düşünmeye başladın.

21. (Daha sonra küçük geçidin erotik olduğunu itiraf edebilirsin.)(Sana katılırım.)

22. Mutfak turu pek uzun sürmeyecektir çünkü sadece 1,8’e 1,8 metre, 1988’e ait orijinal gri laminat dolaplarla döşenmiş. “1988 mutfak tasarımı açısından iyi bir yıl değildi.” İşte bir pencere daha, bunun dış üst tarafında yeşil metalden bir güneşlik takılı. Buradan bakınca dışarısı yavaşça hareket eden bir ölüdoğa resmine dönüşüyor.

23. Yine karşılıklı iki penceresi bulunan diğer bir geçitten seni karşıya geçirip, kendi kulesinde (3. kule) bulunan diğer odayı göstereceğim.

24. Bana Hejduk’un bu kadar küçük odalar yapmakla ne amaçladığını soracaksın. “Aslında,” diye ahkâm keseceğim, “bütün daire çok büyük ya da çok küçük görünen mekânlar arasında gidip geliyor.” Mekânların ancak çok büyük (bir katedral, bir saray) ya da çok küçük (bir tren kompartımanı, bir hapishane hücresi) olduklarında farkına vardığımızı söyleyeceğim. Çoğumuzun içinde yaşadığı mekânların, orta büyüklükte oldukları için sessizce üzerimizden akıp gittiklerini. Anonim olduklarını.

25. Gereksiz ama eğlenceli bir bilgi: ‘Hejduk çok uzun boyluymuş’. Başkalarına kendilerini küçük hissettirecek kadar.

26. Oturma odasındaki iki pencere-kapıyı açacağım ve sana soldakinden dışarı çıkmanı söylerken kendim sağdakinden çıkacağım.

27. Birbirimizden yaklaşık 40 santimle ayrılmış, kendimize ait birer balkondayız şimdi. Bakır çalığı yeşiline boyalı çeliğe gömülmüş 1 metreye 1 metrelik mükemmel birer küp. Onları, alt ve üstlerindeki benzerleriyle birlikte dışarıya fırlamış birer Carl Andre heykeli olarak düşünüyorum.

28. Neden iki tane diye sorabilirsin (bu köşeli gözyuvarlarını erotik potansiyele sahipler mi diye dikkatle incelerken.) “Kadın burada huzur içerisinde ve adam da orada kendi huzuru içerisinde oturabilsinler diye. Birbirlerine bir şeyler uzatırlar, tereyağını, kahveyi, Robbe-Grillet’nin sert kapaklı kitabı Jealousy’yi [Kıskançlık] ama özerkliklerini korurlar.”

29. Bunun hazin bir birliktelik bir modeli...

30. ...ya da özgürleştirici ve hakiki bir şey olduğunu düşünürsün.

31. Bu noktada, zihninde yeni bir hakikat filizlenmekte midir?

32. “Günümüzde lüks hayat, pahalı uygulamalar, eşyalar, banyo muslukları ve ‘seçkin manzaralar’ anlamına gelmeye başladı. Sergilenecek şeyler. Bunun bedeli, ‘nasıl’ yaşanacağı üzerine herhangi bir özgün düşüncenin kalmayışıyla ödendi.” Hejduk’a için, bunun tam aksi geçerliydi. Bu binanın bütün malzemesi insani fakat basit, sosyal konuta uygundur. Muşamba. Dört köşe beyaz karolar. Ucuz derz sıvası. “Hejduk’un sunduğu lüks, bir evin ya da apartman dairesinin planının radikal bir şekilde yeniden düşünülmesidir. Mantığının verili prensiplerinin yeniden düşünülmesi. O, insanı mekânı icat ederek yaşamaya zorlar.”

33. Bu başka türlü bir lükstür. Yirminci yüzyıl yerini yirmi birinci yüzyıla bıraktığı sırada ölüp gitmiş olması muhtemel bir lüks.

34. Yaşamak üzerine bir fikrin içinde yaşamak, parayla ölçülemeyecek bir zenginliktir.

35. “‘Sen’ burayı nasıl buldun?” diye soracaksın. Çünkü herkes soruyor, eş/dost/akraba kayırmasıyla ya da akıllıca kurulmuş sosyal ilişkilerle dolu cevaplar bekleyerek. Dürüstçe “Takdiri ilahi,” diye yanıtlayacağım seni. “Nasıl yani?” diyeceksin, ben de izah edeceğim: “Craigslist.”

36. “Yukarı çıkalım.” Sıradaki Hejduk alıntısı duvarda asılı bu kez: “Ayrım yapmam. Şiir şiirdir. Bina binadır. Mimari mimaridir. Müzik müziktir. Demem o ki, hepsi yapıdır. Hepsi yapı.”

37. Şimdi on birinci katta olmamız lazım. Büyük beyaz bir mekân daha, dört pencere, ikisi iki kare göz gibi ve bizler de şehri izlemekte olan beyiniz.

38. Eğer Hejduk’un adını duymadıysan o zaman IBA Berlin’i de (Internationale Bauaustellung) duymamışsındır. Batı Berlin’in çok ihtiyaç duyulan konut, ve esasen sosyal konut stoğunu tadil etmek ve arttırmak üzere Berlin’in kuruluşunun 750. yılında, mimarlar Josef Paul Kleihues ve Hardt-Walt Hämer önderliğinde başlatılmış bir inisiyatiftir bu. Bu tarih, benzer bir inisiyatif olan Interbau’nun Berlin’e, Alvar Aalto’lu, Oscar Niemeyer’li ve biraz daha uzaklaşırsak, zengin olmayan şehirliler için Le Corbusier'li Hansaviertel modernist bölgesini miras bırakmasından tam otuz yıl sonrasına denk gelir.

39. IBA Berlin’i benzersiz kılan boyutları değildi. Daha ziyade Kleihues’in seçtiği mimarlardı. Bir yanda, 1980’lerin başından sonuna dek ortodoks ya da geç modernistleri kendi avangardları benimsemiş tarihsel postmodernistler bulunuyordu. Aldo Rossi, Charles Moore, Stanley Tigerman. Diğer yandan, Kleihues demode neo-modern kamptan pek çok mimarı da görevlendirmişti. OMA, Zaha Hadid, Peter Eisenman, Raimund Abraham ilk ‘gerçek’ binalarını Berlin'in katı inşaat nizamnameleri ve daracık bütçeler ile sınırlanmışken inşa etmişlerdi denebilir.

40. IBA Berlin John Hejduk’u da üç projeyle görevlendirmişti. O ki, inşa edilmemişin şairidir ve Alain Robbe-Grillet’nin şu alıntısını çalışma masasının tam karşısına asmıştır: “Halüsinasyon etkisi olağanüstü bir berraklıktan türer, gizemden ya da sislerden değil. Sonuç olarak kesinlikten daha fantastik bir şey yoktur.”

41. Robbe-Grillet Franz Kafka’dan bahsediyordu.

42. “Bu bina başka hiç kimse tarafından sipariş edilemezdi,” diye açıklayacağım sana, “çünkü o kadar mantık dışı ki.” Sadece yedi daire barındıran bir kule. Her bir daire iki katlı. Her biri yirmi pencereli. Apartman dairelerinde yaşamayı seçmiş varlıklı tipler için değil, esasında DAAD’nin1 konuk ağırlama programı için düşünülmüş, ama sonuçta o amaç için de kullanılmamış. Her biri yirmişer dairelik ve daha alçak iki bloğu daha var ki, başlangıçta çoğunlukla buraya yerleşen Türkleri ve ailelerini barındırmış. Ön cepheleri, ağlıyor olmaları muhtemel çocuksu yüzler gibi.

43. 1988’de, kompleks tamamlandığında Check Point Charlie sadece birkaç dakika uzağındaymış. Duvar Zimmerstrasse’yi kesip geçiyormuş. Friedrichstrasse ve Charlottenstrasse arasında bulunan bütün bu alan, Batı Berlin’in en önemli iç bölgesiymiş ve Nazi kumanda merkezine çok yakınmış. Kaldırımlarında tarih yazılı.

44. Bir yıl sonra duvar yıkılmış.

45. Doğu Berlin’in kenar durumu Batı Berlin’in kenar durumuyla iç içe geçmiş ve birbirlerini iptal etmek yerine, birbirlerinin yabancılaştırıcı güçlerini birleştirmişler diye iddiada bulunacağım.

46. Bu bölge (neresidir? Friedrichstadt? Kreuzberg? Mitte?) Berlinlilerin anılarında ve zihinlerinde sıklıkla işaretsiz kalmış olduğu hâlde, paradoksal olarak Berlin’in geometrik merkezi olma niteliğine sahiptir. Tarafsız bölge olma hâli bir türlü bitmediği hâlde, çok kapsamlı bir değişimin doruğundaki bir alan.

47. “Burası yatak odası. Çift kişilik bir yatak girmiyor buraya.” Sanatçı olan evsahibem 1,5 kişilik yatak görevi gören bir ahşap karyola yapmış elleriyle. Bu odaya tek bir pencere hariç başka da hiçbir şey sığmaz zaten. “Bak,” diyerek Potsdamer Platz’ı işaret edeceğim pencereden. “Güneş oradan batıyor.” Yatağa uzanacaksın ve bütün görebildiğin camın dışındaki silindirik kulenin gri betonu üzerinde sararmakta olan ışık olacak. Yine iki boyutlu ve üç boyutlu mekânlar arasında kalmış gibi hissedeceksin. Huzurlusun.

48. Seni turumuzun son bölümüne götüreceğim. Beşinci ve son silindirik kulenin içindeki spiral merdivenlerden çıkacağız. Aşağıdaki ve yukarıdaki manzara kirli ve gerçekçi bir Vertigo. “Her zaman soğuktur. İçinde çok fazla kalınsın istemez.” Kulağına fısıldayacağım: “Bu merdivenlerin cenneti cehenneme bağladığına inanıyorum.”

49. Endüstriyel basamakları tırmanıp çatıya çıkacağız.

50. Buradan, binanın planını göreceksin, çırılçıplak. Bir çizimin içindesin. Kısacık köprülerle birbirlerine bağlanmış tek tek kare, dikdörtgen ve silindirik şekiller. Halı ya da muşamba yerine, burada büyük, pürüzsüz ve gri çakıllara basmaktasın. “Bir Japon evinin bahçesiymiş hissini veriyor.” Başınla onaylayacaksın.

51. Güneşin, Berlin’e ya da bildik herhangi bir yere ait olmayan bir şehir siluetinin ardında kaybolduğunu görüyoruz. Ufuk niyetine.

52. Aşağıya bakmanı söyleyeceğim.

53. Duvarlardan dışarıya metalik yıldızlar çıkıyor, sessiz ve düzenli bir sıraya konulmuşlar.

54. ‘Onlar da ne?’

55. Şu ana kadar duyduğum en inandırıcı hikâye: “Kulelerin duvarlarına tırmanmak isteyen melekler için tutamaklar.”

56. Başka bir yerde olsaydık dönüp bana alaycı bir bakış atardın. Doğaötesi saçmalıklara fazlaca kaptırmışım falan gibi. Oysa burada, akla gelen tek mantıklı açıklama bu.

57.Berlin Üzerindeki Gökyüzü [Wings of Desire] 1987’de gösterime girmişti,” diye hatırlatacağım. “Berlin’deki meleklerle ilgili film değil miydi o?” diye soracaksın.

58. Evet. Öyleydi. Solveig Dommartin’in canlandırdığı, at kuyruklu ve dışarlıklı melekleri göremeyen Marion ve Bruno Ganz’ın canlandırdığı Damiel insanların yanı başında, kendi paralel düzlemlerinde yaşarlar. 80’lerin ortalarında Berlin’in yerleşik starlarından biri olan ve “Size bir kızdan bahsetmeyeceğim... Size bir kızdan bahsetmeyeceğim... Size bir kızdan bahsetmek istiyorum...” sözlerini sarf eden Nick Cave’i de unutmayalım.

59. Sen, bütün bu yorucu dolaşmalar sırasında sabrını hiç kaybetmemiş olan sen, bir alev gibi titreşerek canlanan bir arkadaşlıkla elime sarılacaksın ve meğer herkesten ne kadar da uzunmuşsun, sanki kanatlıymışsın gibi, şu şiiri okuyacaksın bana:

60. “Melek indi
ve diz çöktü
izin istemek için
duyurusuna
yakındı defin, seziyordu
Taş kapısı kabrin
leş kokulu geçidin içine patladı
İtalyanca konuşuluyordu yumuşacık
Kumaş dokunmuştu
süsenlerle
Cilalı trabzanlar
Girişi kanatlandırdılar
Rahme düşüş tamamlanmış
Joseph ağlamıştı”2

1. Alman Akademik Değişim Servisi.

2. “Annunciation”, John Hejduk, Such Places as Memory: Poems 1953 1966’dan alınmıştır (Cambridge, MA: MIT Press, 1998.) Annunciation, “duyuru” demektir ve Hıristiyanlıkta Melek Cebrail’in, bakire Meryem’e İsa peygamberin annesi olacağını haber verişini anlatır.


Bu metin, ilk olarak e-flux journal #66’da (10/2015) yayımlandı ve Shumon Basar’ın izniyle, Manifold için Bilge Barhana tarafından Türkçeye çevrildi.
Aksi belirtilmemişse bütün resimler yazara aittir (2014). {Fold içindeki fotoğraf: Kreuzberg Kulesi, John Hejduk, Berlin (fotoğraf: Bülent Tanju, 2010)}

Berlin, Bilge Barhana, John Hejduk, konut, Kreuzberg Kulesi, Kreuzberg Tower, mimarlık, Shumon Basar, sosyal konut