(fotoğraf: Işık Kaya)
Fil Hafızası
İpek İçin Fil

Memo lokantaya gittiğinde, kapıda “bu kıyafetle buraya giremezsin”, demişler. Üzerinde temiz bir bermuda ve özellikle seçtiği, en sevdiği tişörtlerinden biri varmış. Yuvadayken kitap kahramanı gününe, kendi hazırladığı kıyafetle ‘virüs’ kılığında gittiğindeki kadar kendinden eminmiş. “Neden ki?” demiş, “gagara guguru” demişler. “Beni yeteri kadar zengin bulmadılar” dedi, bozulmuş. Haklı bence. Ye kürküm ye dünyası işte.

Burası lüks bir lokanta. Yemeklerde pek de iş yok bence, ama ne gam, Boğaz’a, Çamlıca tepelerine bakan müstesna konumu, özenli dekorasyonu ve servet bırakmayı gerektiren hesabıyla lüks işte. Bir şekilde girip, maaile birikmiş bayram, mezuniyetler ve doğum günleri kutlamalarımızı yapabildik. Üç gün sonra Memo sırt çantasını alıp yaz kampına gitti; Great Barrier Reef yakınındaki ıssız bir adada doğayla haşır neşir olmaya, Sydney’de evsizlere yemek hazırlamaya. Oralarda kıyafetine takıldıklarını sanmıyorum. Neyse ki, dünya İstanbul sosyetesinden ibaret değil. Ben şimdi çocuğuma ne öğreteyim? İnandığım hemen hemen hiçbir değerin kabul görmediği bir yere uyum sağlasın diye uğraşıp durmalı mıyım? Annelik zor zanaat. Çok tatmin edici tarafları olsa da, kimselere tavsiye edemem. “Anne olmasam eksik kalırdım” diyen annelerden kesinlikle değilim; muhakkak daha farklı olurdum, o başka.

Çocukların hikâyesi bol oluyor. Beceriksiz bebeklikten koca adamlar hâline gelmeleri ne müthiş bir macera. Her iki oğlumun da, küçükken benim için çizdikleri fil resimleri var. Emre’ninkinin üzerinde, “İpek için Fil” yazıyor, Memo’nunkinde sadece “MEMO”. İkisinin tarzı her zaman farklı olmuştur. Emre’nin iki-üç yaşlarında gerçek bir dinozor takıntısı vardı. Gördüğü inşaat makinelerine “karnator” der, çizimlerinde de her türden dinozor çeşidine, en önemli özelliklerini vurgulayarak yer verirdi. Sonra Spiderman dönemi başladı. Spiderman’in bütün atraksiyonları, çizgi film kıvamında çizildi. Benim diyen değme çizere parmak ısırtacak bu seriye hâlâ bayılırım. Bu çizimlerde, tırmanmayı sağlayan ellerdeki yapışkan dikenler ve elden fırlatılan ağ, diğer bütün detaylardan önemli olmuştur. Spidermanliğin esası da bu değil midir, kostüm renginin falan ne önemi var? Çocuk resimlerini, bu tip soyutlamalarıyla mimari eskize benzetmem ve işin esasını anlattığını düşünmem işte bu yüzden.

Memo ise daha farklıydı. Yuvadayken, sınıfta yaptıkları resimler eğer duvarda sergilenmişse, uzaktan hangisinin bizimkisi olduğunu anlardım. Kesinlikle kendi stili vardı. Bir kere resimlerden birinin üstü fena hâlde karalanmışsa, tamam kesin onunkidir. Çünkü Memo interaktif çalışırdı. Güzel güzel çizer, sonra bir anda savaş çıkar, bombalar patlar, resimdeki dünya düşman saldırısı sesi efekti eşliğinde yıkılır, üstü tamamen karalanırdı. Sanırım yuva öğretmenleri için ürkütücü bir öğrenciydi. Bir de herkesin aynı malzemeleri kullandığı çalışmalar olurdu. Herkes tek renk kullandıysa Memo’nunki rengârenk, yok herkesinki alacalıysa onunki illaki tek renk olurdu. Çubuklar yatay kullanılacaksa bizimkinde düşey durur, kedilerin sekiz gözü, örümceklerin tek bacağı olabilirdi. Onun da daha sonra bir robot dönemi oldu. Gayet detaylı uzay araçları, robotlar çizdi, üzerinde “tikat telikeli olabilir” gibi uyarılarla.

İşin üzücü yanı, iki oğlum da yaratıcı olduklarına ve iyi çizim yaptıklarına inanmıyorlar. “Yahu ben bu işi bilirim, işim bu, iyisiniz”, diyorum, ama inandıramıyorum. Artık nasıl bir torna eğitimden geçtilerse, içlerindeki çizeri öldürmüş durumdalar; yazık. İşte eğitim böyle şahane bir iştir. Koca bir dünyanın kapılarını açması beklenirken, seni bir sürü konuda köşeye sıkıştırıverir. Özgün küçük adamlar, büyürken sıradanlaşmak için uğraşıp dururlar. Şaşırmamak ne mümkün

ayrıntılar soldan sağa: 
Emre’den İpek için Fil 
- Malzemesi: Kâğıt üzerine kurşun kalem 
- Geldiği yer: İstanbul 
- Veren: Emre (7) 
Pers filleri 
- Malzemesi: Ahşap 
- Geldiği yer: İran 
- Getiren: Roya 
Memo’dan kırmızı koca burunlu fil 
- Malzemesi: Kâğıt üzerine gazlı kalem 
- Geldiği yer: İstanbul 
- Veren: Memo (5) 

İlk bebeğim olduğunda da büyük şaşkınlık yaşamıştım ben; çoğu yeni anne gibi. Yani bu kadar da çaresiz ve muhtaç bir varlık beklemiyor insan. Anne adaylarını bu konuda hakkıyla uyarsalar, insanlık nesli yok olurdu herhalde. Benim o dönemki ilacım, Cihangir Parkı oldu. Parkla oluşan bebek grubumuz ile ilk annelik şaşkınlığım azaldı. Yerde debelenip duran miniklerimiz sayesinde birbirinden renkli anne babalarla kurulan bu yeni arkadaşlıklar, eski dostlarımın, tek yöne odaklanmış hayatımdan bezip benden ufak ufak uzaklaştığı yalnızlığımda bana çok iyi geldi. Cihangir Parkı, o dönem, hem yeşilliği, oyuncakları, temizliği, hem de kozmopolit kullanıcı çeşitliliğiyle harika bir ortamdı. O pek tatlı, sakin, huzurlu genç annenin, kaleminden canavarlar çıkan bir yazar olduğunu fark etmek veya bir konserde sahnedeki basçının aslında park arkadaşımız olduğunu görmek gibi güzel sürprizleri vardı.

Bu park dönemindeki bebekli arkadaşlarımdan Roya, memleketi İran’dan iki kafa kafaya vermiş fil getirdi bana. Pers diyarından gelen bu filler benim için Cihangir Parkı hatırasıdır.

annelik, eğitim, Fil Hafızası, İpek Yürekli