İnsanoğlunun
Yazılım ile İmtihanı
ve Kitab-ül Hiyel

Ey Manifold okuru, bu satırların yazarı ömrü boyunca pek az sayıda mühim tez konusuna çattı ve bunların arasından ikisini seçip üzerlerinde onlarca yıl çalıştı ve halen de çalışmakta. Bunlardan birincisi internet üzerinde paranın aldığı ve daha da alacağı hâllerle ilişkili ve bu konudaki yazılarım burada yayımlanmakta, daha da yayımlanır kısmetse.

Fakirin diğer temel çalışma konusu ise insanların, yani bizlerin, yazılımla yazılı ve sözlü imtihanıdır. “Yapay zekâ”, yani A.I. olarak tanınan, yer yer makine zekâsı [machine intelligence] olarak da ifade edilen konuya benim bakışım, yazılım ile sınırlıdır. Yazılım, yepyeni bir çağın romanı, daha önce tarihte benzeri olmamış bir büyülü yazıdır. Makinelerin bize bu büyülü yazı ile belki de bizzat yazdırdıkları kendi öz hikâyeleridir.

Donanım derseniz, o da yazılımı taşıyan nesnedir; kitabın kartonu kâğıdı mürekkebi içeriğindeki hikâyeyi nasıl taşıyorsa, bir mektubun zarfı ne işe yarıyorsa işte o şekilde yazılımın zarfı da chip’lerdir veya kendi kendine giden arabalardır, robotlardır. İster fabrikada ister bilimkurgu filmlerinde olsun, robotların biçimleri, şekilleri benim alanıma girmez. MIT’deki araştırmacıların Amerikalı paşalara, harcadıkları paraların boşa gitmediğini ispatlamak, satın aldıkları malın ne kadar sağlam olduğunu göstermek için tekmeleyip durduğu zavallı robot katırların görüntülerine bakıp sadece üzülürüm.

Ve bugün yazılım, içinde yaşadığımız dünyanın kurumlarını parça parça ve sırayla yutmaktadır!

Bizim yazılımla yazılı ve sözlü imtihanımız ta 1200’lerde, Artukoğlu zamanında, Cizre’de başlar. Dünyanın ilk robotlarını içeren, kısa adı Kitab-ül Hiyel olan elyazması kitap, 1205 yılında orada düşünüldü, yazıldı ve resimlendi. Cizreli olduğu adından da anlaşılan bir dâhi mühendis, kırk kadar makine ve robotu hem yaptı, hem çizdi hem de detaylı bir şekilde nasıl yaptığını anlattı o yıl. Bir yıl sonra da göçtü dünyamızdan bu beklenmedik yerde ve zamanda hem de tek başına bitmiş olan dâhi nilüfer çiçeği.

Onun renkli olarak çizdiği ve detaylarıyla anlattığı robotları, 1700’lere kadar sahipsiz kaldı. Kopyalayıp bu kitabı Avrupa payitaht şehirlerine taşıyan tüccarlar ve kitabı satın alan kralların yanında, onların sponsorluğundaki mucitler, sihirbazlar, hokkabazlar bu garip yazılara ve çizimlere yüzlerce yıl hayran hayran baktılar. Onların gerçek, çalışan cihazlar olamayacağını, hepsinin eğlenceli birer oyuncak olduğunu düşündüler. Kitabın ismindeki “hiyel” kelimesini yanlış olarak “hayal” diye tercüme ettiler Arapça biliyorum diyen çevirmenler. Bugün “hiyel”, “inovasyon” diye çevrilebilir. Leonardo Da Vinci, bu kitabı muhtemelen Vatikan’da Papalık kütüphanesinde gördü, o da bu büyülü kitabın esiri oldu, ilham ve fikirler aldı. Sayfalardan birinde çok net çizimi ve tarifi olan tarihin ilk krank mili tasarımını, Leonardo’nun Kitab-ül Hiyel’den aşırdığını düşünüyor Occam kafalı fakir yazarınız.

El-Cezeri, abdest otomatası ve kandil saati, Kitab-ül Hiyel (Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap), c. 1205, kaynak: Wikimedia Commons

Kitab-ül Hiyel içinde anlatılan makinelerin çoğunlukla Dicle nehrinin su gücüyle veya yerçekimiyle, bazen de öküz ve katır yardımıyla çalışan, uygulanmış tasarımlar olup işlediklerini bugün biliyoruz: Bu gerçekten de dünyanın ilk sibernetik, yani robotik kitabı, bu tartışma götürmez bir gerçek. Cihazların hem donanımları hem de yazılımları detaylı olarak düşünülmüş yaratıcısı tarafından. Cizreli olduğunu da sadece adından bilmiyoruz bu dâhi hemşerimizin: Kitabın son kısmında yer alıp, tüm algoritması detaylandırıldığı biçimde, kil kalıp içine bakırlı bir alaşımdan dökülmüş muhteşem ejderha temalı iki kapı kolundan biri Cizre Ulu Camii’nin kapısında tam 800 yıl asılı kalmış. Sonra bir gece, yine üstat tarafından tasarlanmış ahşap-metal işlemeli kapısından nasıl olduysa çalınıp götürülmüş, Danimarkalı bir koleksiyoncuya satılmış. Geride kalan ikinci tokmak ise merak edenlerce İstanbul Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı’nda yer alan Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde görülebilir.

Şimdi okur bana diyecek ki; ey yazar, bahsettiğin bir mekanik robotlar kitabı ise, bu neden yazılım ile imtihanımız olsun ki? Yazılım bu kitabın neresinde?

Söyleyeyim: Kitab-ül Hiyel’de yazılım kitabın metni, yani kendisi. Bu makinelerin hepsi tasarım ürünü ve gerçekten de tek tek üstat tarafından senelerce uğraşarak yapılmış oldukları yazılı metinden anlaşılıyor. Kitap bize 40 kadar makinenin imalat algoritmasını veriyor, adım adım ilerleyen bir algoritma kitabı yazmış bu büyük dâhi. Makinelerin hangi şekilde imal edileceğini anlattığı gibi, nasıl çalıştırılacağını da söylemiş, sonra malzemeleri sıralamış, imalat sırasında dikkat edilmesi gereken hassas noktaları da ince ince yazmış. Bilinen bir öncülü, ustası yok bu dehanın; sonradan arkasından gelen de olmamış, ta 18. yüzyıl Avrupa’sına kadar.

* * *

Algoritma: Bu kelimenin kökeni de, ta 800’lerde yaşamış olan Harzemli bir matematikçiye ve onun yazdığı ilk cebir kitabına dayanıyor. El-Harezmi adının Avrupa dillerinde bozulmuş formundan türüyor algoritma kelimesi. Harzemli, Cizreliden üç yüz elli küsur sene evvel yazmış cebir kitabını, “Al cebir” ve “al mukabele” [“Zorlama” ve “karşıya geçirme”] içinde (3x + 2 = 5) ifadesinin x’i yalnız bırakarak çözümü anlatılıyor. Soldaki 2’yi eşitliğin sağına, karşıya geçiriyorsun ve yanındaki 3’ü zorla kırıp x’i yalnız bırakıyorsun. Tabii, “algebra” kelimesi de bu kitabın adından geliyor!

* * *

Wolfgang Von Kempelen adlı Macar mucit tarafından 1769’da İmparatoriçe Maria Theresa’ya sunulmuş olan “Mekanik Türk” isimli satranç oynayan otomatanın ismi de yine benim tahminim, Cizrelinin robot kitabından kaynaklanıyor. Kitab-ül Hiyel’in, hem de kötü yapılmış bir elyazması kopyası, ta Kanuni devrinde Viyana’ya, Habsburgların saray kütüphanesine gitmiş, hâlâ da orada duruyor. Von Kempelen’in bu kitabı görüp, hayranlıkla inceleyip sonra ondan ilham alarak başı sarıklı, elinde tütün çubuğu tutan bu robotu yaptığını düşünüyorum. Tabii bu satranç oynayan otomatanın içinde, Türk’ün kolunu ve elini idare eden dişli çarkların ve mekanizmaların yanı sıra bir de cücenin gizlenmiş olduğunu da eklemeden edemeyeceğim. Bunu duyunca, Star Wars’un R2-D2 robotu ve içindeki cüce oyuncu aklınıza geldi mi? Benim geldi.

Kempelen’in “Mekanik Türk”ünü açıklamaya çalışan bir kitaptan, 1789, kaynak: Wikimedia Commons

Mechanical Turk, algoritmik süreçler içeren işlerin, ucuz işgücü olan ülkelere outsource edilerek ve online siparişle yaptırıldığı Amazon servisinin de adı. Bu işi yapan Hintli mühendislerin şirketini zamanında Jeff Bezos satın almıştı. Anlayacağınız, algoritmalar ve otomatalar Avrupalıların gözünde 20. yüzyıldan önce Müslümanlarla anılıyormuş. Türk diye Avrupa’da, eskiden genel olarak Müslümanlara, özel olarak da Osmanlı tebaasına deniyordu.

İnsanoğlunun yazılımla, algoritmalar ve robotlarla olan ilk imtihanlarında nasıl da bizim coğrafyamızın ve tarihimizin yeri varmış gördünüz değil mi? Şimdi genç arkadaşlarım anlamışlardır, neden Terminator’un dizisinde insanlara karşı ayaklanan Skynet’in kötücül programcısı olarak bir Türk seçilmişti. Makinelerin insanları köle hâline getirmeleri ile Müslümanların Hıristiyan milletleri yenip köleleştirmeleri ya da dinlerini değiştirmeleri, bir error sonucunda Batı’nın kolektif bilinçaltında birbirine girmiş olsa gerek.

{Fold içindeki imge: El-Cezeri’nin pompa otomatasından ayrıntı, kaynak: Wikimedia Commons}

algoritma, Cemil Şinasi Türün, Kitab-ül Hiyel, otomata, yapay zekâ