mimarlık nedir ki?
İleride Çevirme
Var mı?
veya Sistem

Stravinski’nin Bahar Ayini balesinde, baharın gelişi, kelebekler ve kuş cıvıltılarıyla değil, bereketli bir sene uğruna kurban edilen bakire kızın ölümüyle anlatılır. Kurbanın çırpınışları ise seyreden için uzun süre unutulacak gibi değildir.

2005 yapımı Riot at the Rite filminde, 1913 senesinde Bahar Ayini’nin Nijinski koreografisiyle ilk sahnelenişi anlatılıyor. Bize gösterilen koreografinin, kaydı tutulamayan gösterilerdeki aslına ne kadar sadık kaldığını bilemeyiz, ama Paris’teki ilk gösterinin neredeyse büyük bir isyana yol açtığı; salonun yarısının ıslıklayıp yuhalarken, diğer yarısının hayranlıktan donakalarak seyrettiği, hatta iki grubun birbirlerine girerek kavgaya tutuştuğu ve dansçıların etraftaki kargaşadan adımlarını şaşırmamaları için, Nijinski’nin sahne kenarında iskemlenin tepesine çıkıp bağıra çağıra ritim tuttuğu bir yerlere not edilmiş, biliniyor. Dansçıların çarpık ayaklı adımlar ve sürekli zıplamalarla canlarının çıkması, üstelik yapılmaya çalışılanı zarafetten uzak, ‘çirkin’ bularak isyan etmeleri de çok doğal gözüküyor. Bu kadar çaba sonunda giydikleri, beden hatlarını göstermeyen çuvalvari kostümler de cabası. ‘Bahar’ı neşe veya umut değil, korku duygusuyla karşılayan bir müzik nasıl tütülerle, klasik bale hareketleriyle anlatılacaktı ki? Aslında Stravinski Nijinski’nin koreografisinden nefret etmiş, ayrıca kalp kalbe karşıymış ki, Nijinski de müzikten hiç hoşlanmamış. Ama bütün bunlar, sanat ve bilimde sıçramalar yaşanan bir dönemde, tutarlı ve bütünlüğü tam, öncü, nefes kesici bir başyapıtın ortaya çıkışına engel olamamış.

Bahar Ayini, ‘rekonstrüksiyon’,
The Joffrey Ballet, 2013,
fotoğraf: Herbert Migdoll,
kaynak: mnartists.blog
Bahar Ayini, orijinal prodüksiyondan
bir grup dansçı, 1913. Kostüm ve
dekor tasarımı: Nicholas Roerich,
kaynak: Wikimedia Commons
“Sacrificial Dance”, dans çizimleri,
Valentine Gross-Hugo, 1913,
kaynak: Wikipedia

Tutarlılık ve bütünlük, insanda da olsa mimaride de olsa, varlıklarıyla beni mutlu eden özelliklerdendir. Dürüstlük çağrıştırırlar. Mesela Bauhaus’un, balkonlardan çaydanlığa her ölçekteki üretim, tasarım, kullanım bütünlüğü ve tutarlılığı içimi ferahlatır. Bu mutluluğum, kurum içinde kadınlara karşı takınılan ayrımcı tutumun yarattığı hayal kırıklığı ile çatırdasa bile, gene de Bauhaus tutarlılığı, bütünlüğü olan bir sistemdir. Zaten sistem olabilmek büyük ölçüde bu kavramlarla ve tabii kurallarla ilişkili.

Ise Gropius ya da Lis Beyer;
Marcel Breuer’in Wassily iskemlesinde,
bir Oscar Schlemmer maskı ve
Lis Beyer tasarımı kumaş ve elbiseyle, fotoğraf: Erich Consemüller, 1926,
kaynak: bauhaus100.de

Başlıbaşına bir sistem kurmak anlamına gelen mimari program üretimi, her sistemde olduğu gibi, beklenmedik durumları da hesaba katan her türlü ilişkinin bir araya getirilmesiyle yapılır. Bir hayalin tasarıma dönüşmeye başladığı bu süreçte, belirlenen öncelikler, amaçlar, konulan kurallar önemlidir. Cedric Price’ın Joan Littlewood’un fikrine dayanarak tasarladığı Fun Palace’ı ile Renzo Piano ve Richard Rogers’ın Pompidou’su ve REX + OMA’nın Wyly Theatre’ı, açık uçlu ve esnek olma gibi ortak amaçlardan yola çıkar, dolayısıyla üç proje de benzer temel kurallara sadık kalarak geliştirilmiştir. Genel olarak bir projenin bütünlüğü ve tutarlılığı, başta konulan görünmez, çoğunlukla yazılmamış kurallar çerçevesinde oluşuyor. Çözülen detaylar, bir araya gelen sistemler, kullanım ve karakter, hepsi bütünün ve temelde projeye özel kuralların yansıması.

Fun Palace, Cedric Price, 1964,
kaynak: thepublicstory.com

Mimarinin, zaman, yer, insanlarla ilişkiden başlayarak farklı ölçekteki her parçasını bütün içinde değerlendirebiliriz. 1935’te yapılan Seyfi Arkan tasarımı Florya Atatürk Köşkü bu açıdan müstesna bir örnek. İç-dış, konum, malzeme, detay, biçim ilişkilerindeki basit sofistikasyon bütünlüğü bir yana, millet söylemini öne çıkaran bir devlet başkanının evinin, banliyö treniyle ulaşılabilen halk plajının yanı başında olmasından daha tutarlı ne olabilir? Binaların bize tarihi ve bugünü anlayabilmemiz için böyle fırsatlar sunması ne harika.

Florya Atatürk Deniz Köşkü,
Seyfi Arkan, 1935,
kaynak: millisaraylar.gov.tr
Atatürk (1936);
Florya Halk Plajı ve Florya Köşkü,
kaynak: degisti.com

Mimariyle mimarının ilişkisindeki bütünlük ve tutarlılık açısından baktığımızda ise Zaha Hadid’den daha çarpıcı bir örnek zor bulunur herhalde. Hadid, ne yaparsa yapsın sıradışı olan bir mimarinin yaratıcısıdır. Kadın, Arap, şişman olması, onu ‘Batı mimarlık dünyası’ içindeki fiziksel varoluşuyla dahi ‘öteki’ yapar. Bu aykırı kimliğiyle her daim güçten yana tavır alması da bana hep doğal gelmiştir. Öteki olanların önündeki tercihler açıktır, ya kabul görmedikleri düzene karşı savaş açıp, dünyayı değiştirmeye çalışırlar ya da tam tersi statükonun en yaman savunucusu olur, güç ve başarıyla var olurlar. Hadid’de de ikisi arasında salınan bir hâl var.

Zaha Hadid ve diğerleri,
Philip Johnson’ın doğum günü kutlamasında, 1996,
fotoğraf: Timothy Greenfield-Sanders, kaynak: archiveofaffinities

Dünya tarihi mazlumların fırsat bulunca zalim olmayı tercih ettiği veya tam tersi zalimlerin ‘en mağdur benim’ yarışması yaptığı örneklerle dolu değil mi? İlk fırsatta karşısındakinin gözünü oyacak olanlar, çoğunlukla kendilerini kurban ilan edenlerden çıkıyor. Kültürümüzde her kötülüğün bir tür mazereti kabul edilen mağdurluk ilanı, günlük hayatımızın parçasıdır. Doğal seleksiyona dayalı memleket trafiğimizde trafik kurallarına uymayan sürücüler bile, olur da bir ihtimal ceza alırlarsa nedense mağdur kabul edilirler. O yüzden, yollarda herkes birbirini polis kontrolleri için uyarır. Kaza, ölüm, katil olma ihtimallerinden daha çok, yakalanma ihtimali ürkütür bizi. Bu öyle kuvvetli bir toplumsal kabuldür ki, yakalananlar, samimi olarak kendilerini kurban zannederler. “İleride çevirme var mı?” sorusu, iflah olmaz bedel ödememe çabamızın masum gözüken bir simgesi sayılabilir.

Kural kavramını bilmeyen toplumlar, kısaca oyunbozan / g.tüborazanlar, kuralları sorgulayamadıkları, eleştiremedikleri, yenilerini üretemedikleri, sistem kuramadıkları için; şiddetli bahar yağmurları bastırdığında, hep su birikintisi içinde kupkuru kalan en üst noktaya konmuş mazgalın hüznünü yaşıyorlar. Halbuki ‘bileşik kaplar prensibi’, pek de kolay anlaşılır bir kuraldır. Dolayısıyla nereden baksan bizim buralarda bahar hüzünlü bir mevsimdir.

bütünlük, İpek Yürekli, kural, mimarlık, mimarlık nedir ki?, sistem