İbret:
Bebekler, Mamalar
ve Memeler Üzerine

1904 yılına ait Sabah gazetesi İshakpaşa sakinlerinden Hüseyin Faik Efendi’nin eşinin başına gelenleri aktarır. İsmi verilmeyen eş, akşamüzeri İstanbul’dan araba ile Galata’ya gitmekte iken kucağında bulunan altı aylık erkek çocuğunu çarşafının altına alarak emzirmektedir. Zavallı çocuk az sonra vefat eder. Durumdan şüphelenen anne Karaköy’de bir eczaneye giderek bebeğini muayene ettirir ve neticede “zavallı yavrucağın inkıtâ-i teneffüsten vefat ettiği anlaşılır.” Haber metni şöyle biter: “Kayıtsız validenin kurbanı olan biçare sabinin dahi defnine ruhsat verilir. Bir takım cahil ve kayıtsız validelere bu bir ibret-i müessire olur zannederiz.”1

Maalesef ne habercilik anlayışı ne de zihniyet yapısı bize çok yabancı. Haber küçük bir bebeğin ölümünü duyurmakla pek az ilgili, tüm vurgu annenin sorumsuzluğu ve cahilliğini lanetlemek üzerine. Bu his öylesine güçlü ki, anne ile ilgili yargıya —hiç şüpheye yer bırakmaksızın— çoktan varılmış, üstüne okuyucuların ders çıkarmaları bekleniyor. Buna karşın, gazetenin tam olarak neye kızdığını anlamak çok mümkün değil. Kadının çocuğunu çarşafının altından emzirmesi mi? Yoksa sadece emzirmesi mi? Öyle ulu orta çarşaf çıkarıp bir de üstüne çocuk emzirmek kadın için pekâlâ başka bir lanetlenme sebebi olacağına göre, belki de dışarda olması sorun: O saatte evinde çocuğuna bakması gerekirken ne işi var Galata’da? Belki sorun kadının annelik konusundaki yetersizliği. Çok muhtemel ki, bu sorular haberin hitap ettiği insanlar için önemli bile değildi. Ve yine çok muhtemelen, haberden almaları gereken ‘ibret-i müessireyi’ almışlardı bile.

Haberin kulağa ders vermek için neredeyse özellikle uydurulmuş gibi gelen kıssadan hisse dili başka bir sorunlu bakışı da ortaya çıkartıyor: Günahsız yavrusunun ölümüne, üstelik onu beslemeye çalışırken neden olmuş bir anne üzerinden —her neyse o— verilmek istenen mesajın bir bebeğin ölümüyle empati kurularak içselleştirilmesinin beklenmesi. Belki de bir anlamda alttan alta her kadın potansiyel ‘cahilliği’ ve ‘kayıtsızlığıyla' çocuğuna zarar verebilir deniliyor. İyi anneliğin felaketle imtihanı. Ya iyi anne ol ya da malum.

Haberin annelik, çocuk bakımı, emzirme gibi cinsel kimliğin toplumsal inşasıyla bağlantılı birçok alanda geleneksel bağlarından reel olarak kopmaya başladığı yıllara denk gelmesi muhtemelen bir rastlantı değil. Tüm geleneksel annelik diretmelerine, herkesin iyi ahlak timsali kesildiği bu dönemin politik sıkıntılarına karşın, kadının görünen dünyada daha fazla var olabildiği bir zamanda had bildirici felaketlerin belirmesi belki de şaşırtıcı olmamalı. Bu durum erken 20. yüzyıl Osmanlısına özgü de değil. Avrupa ve Amerika’da da kadının öncelikli rolü anneliktir, annelik “bir kadının elde edebileceği en yüksek onur, en asil görevdir.”2 Her anne de, tabii ki çocuğunu emzirmelidir. Ama hepimizin malumu olduğu üzere, öyle her yerde değil. Yine hiç şaşırtıcı olmayan biçimde bu konuda söz sahibi olanlar anneler değil. Yine de emzirmek için de, annenin duygusal olarak hazır olması beklenir. Aksi hâlde sonuç —yine— ölümcüldür. Amerika’da yayınlanan bir aile sağlığı kitapçığında yer verilen bir hikâyeye göre, kocasının bir asker tarafından saldırıya uğradığını gören bir kadın çok korktuğu hâlde kocasına yardım için kavgaya girer. Kadın ve kocası saldırganı def etmeyi başarır ancak kısa bir süre sonra, hâlâ olayın etkisi altındayken kadın bebeğini emzirir. Bebek önce emmeyi bırakır, huysuzlanmaya başlar. Bir anda nefes nefese kalır ve sonunda annesinin koynuna yığılır.3

Yüksek bebek ölüm oranları ve hastalık yapıcı mikrop teorisi yüzyıl dönümünde Avrupa ve Amerika’da bebek bakımı konusundaki tıbbi tartışmaların şiddetini hayli artırır. Bu dönemde, yakın zamana kadar oldukça yaygın bir uygulama olan sütannelik lanetlenmeye başlanır, emzirme ve annelik tıbbi birer etkinliğe evrilir. Annelik de, bebek bakımı da bilimin etkinlik alanı altındadır artık. 19. yüzyılda emzirmek her anne için bir yükümlülük olarak görünür, hatta emzirmeye uygun olmayan kadınların çocuk sahibi olmamaları gerektiği savunulurken geç 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına doğru bebekler azımsanmayacak bir oranla tıbbi tavsiye sonucunda mamayla beslenmeye başlanır.4 Buna karşın, anne sütü teorik olarak hâlâ en iyisidir. Fakat sorun şudur ki, ideal anne sütü öyle kolay bulunabilir türden bir şey değildir.5 Bu yüzden, iyi bir tıbbi rehberlikle biberon da artık mükemmel bir çocuk besleme yoludur.

Anne sütüyle beslenmiş
‘gürbüz’ bir bebek.
(kaynak:
Gürbüz Türk Çocuğu,
sayı: 2, 1926)

Anne sütüne alternatif olarak üretilen ilk bebek mamalarından Liebig’s, Alman kimyager T. Paul Liebe tarafından 1860’larda piyasaya sürülür. Sütanneliğine son verme iddiasındaki ürün buğday unu, inek sütü ve malt unu ve bu unların kullanımından kaynaklanabilecek asiditeyi dengelemek amacıyla bir miktar potasyum bikarbonat içeriyordu. 1870’lerde Osmanlı pazarına da giren ve pek de çıkacağa benzemeyen Nestlé bebek maması ise, bu alanda küresel başarıyı yakalayan erken örneklerden. Firma daha sonra Balkan Savaşı gazilerine yaptığı yardımla hükümet desteğini alarak Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki popülaritesini daha da artırır. Nestlé’nin bir özelliği, inek sütüne gerek duymaksızın sadece suyla karıştırılarak hazırlanabilmesiydi ve firma bunu özellikle vurguluyordu. İnek sütünün sahip olabileceği hastalık yönünden olumsuz tüm olası etkiler engellenmiş oluyordu. Birçok doktor için, yalnız bu bile Nestlé bebek mamasını tercih sebebi kılıyordu.6

Nestlé ilanı
(kaynak:
Tanin, 11 Kânunuevvel 1908)

Osmanlı pazarında Nestlé’ye rakip yerli ürünler de vardı. “Memedeki Çocuklara Gıda Dakik Doktor Ziya” markasıyla satışa çıkan yerli hazır mama, ilanında bir başka olası felakete dikkat çekiyordu. Tıbbi otoriteler onaylıyordu ki, tüm “ebna-yı beşere bela olan emraz-ı vahime” erken yaşlarda yeterli besleyici gıda alamamış insanlarda ortaya çıkıyordu. “Dakik Doktor Ziya” ile beslenen çocuklar sağlıklı dişler çıkarır, güçlü kemiklere sahip olurlar ve bu yüzden çabuk yürürler, ishal ya da kabızlık gibi sorunlara sahip olmazlardı. Mama “validelerin evlatlarını zahmet çekmeksizin büyütmesine ve aslan gibi evlada malik olmasına yardım” ediyordu.7

Dakik Ziya bebek mamasının 
ilan görseli: solda mutsuz 

—muhtemelen mamayla beslenmemiş— bebek, sağda gürbüz ve sağlıklı bebek. (kaynak: İkdam, 3 Ekim 1901)

Aslan gibi evlat, daha sonraları erken Cumhuriyet Türkiyesi için ayrıca hayatidir. Ulusal kimlik inşasının temel bileşenlerinden biri sağlıklı ve güçlü birey yetiştirmektir. Anne sütüne bu süreçte adeta mucizevi bir misyon yüklenir: “Bebek anne sütüyle gürbüz olur. Tabii inkişaf eder. Hastalığa muvafıktır. Kuvveti fazlalaşır. Sağlam yetişir. Ebeveyne neşe verir. Fikri, seciyesi kuvvetlidir. Bebek ana sütüyle ölümden korkmaz. Kemik hastalığı olmaz. Cılız olmaz. Vaktinde diş çıkarır. Vaktinde yürür. Vereme az tutulur. Pek neşeli olur. Sinirleri sağlamlaşır.”8

Yukarıdaki metnin yer aldığı Gürbüz Türk Çocuğu dergisinin anne sütüne karşı bu net tavrı, birkaç yıl içerisinde oldukça değişir. 1926’da “bebekleri anne sütünden mahrum bırakmak kabul edilemez bir hata” iken 1929’larda hiç emmemiş ama “fenni surette büyütülmüş” çocukların da ‘Gürbüz Çocuk Müsabakasında’ dereceye girebildiği görülür.9 Anne sütü diye ısrar eden ilim ve fen, bu dönem anne sütünün yerini alarak sağlıklı ve güçlü bireyler yetiştirme misyonuna bu denli kısa bir aralıkta dahil olabilmiştir.

İncesu Askerlik Şubesi’nden 
Yüzbaşı Adil Bey’in kızı Servet.
Anne sütü içmemiş, ama gürbüz.
(kaynak:
Gürbüz Türk Çocuğu, sayı: 27, 1929)

Bu tartışmalar içerisinde kadın, ne Osmanlı bağlamında ne de Batı dünyasında yeterince yer alabiliyor. Emzirmenin öneminden gereğine, usulünden emzirilecek yere kadınlar pek az konuda fikir beyan edebiliyorlar. Buna karşın Hüseyin Faik Efendi’nin eşinin yüzyıl öncesi maruz bırakıldığı türden, mesnedi belirsiz baskı halen hissediliyor. Kamusal alanda emzirme, bugün dahi gereksiz toplumsal fikir belirtme etkinliklerine sahne olabiliyor.10

Denebilir ki, bebek bakımı ve emzirme aynı anda hem tıbbın, bilimin hem de manevi değerlerin, geleneğin dolayısıyla ulusal kimlik inşasının, politikanın ana ekseninde yer alabiliyor. Buna karşın, bu eksende yer alması gerekli belki de tek unsur olan kadın bedeni, benzersiz manevralarla tartışma dışında bırakılıyor. Bu anlamda emzirme hem anneliğin gereği, hem de sadece ona bırakılmayacak kadar önemli! Hem sağlıklı hem ayıp, hem bilimsel hem mahrem. Tıp doktoru Abdullah Cevdet’in 1906 tarihli yazısından tümüyle ibretlik bir alıntıyla bitirelim: “... Çocuklarımızın ilk terbiyesinde biz babaların oynadıkları rol zayıftır. Büyük bir iş olan beşikten itibaren terbiyeyi anneler başarmaktadırlar ve başarmaya muktedir olmalıdırlar. M. de Lescure’ün Büyük Zevceler ve Meşhur Anneler isimli güzel eserlerinin ve Ribot’un, Spencer’in Darwin’in ve ilh. daha derine inen ve daha ilmi olan eserlerinin rehberliğinde seciyelerimizin ve manevi şahsiyetlerimizin teşekkülünde hâkim olan kanunları tetkik ettiğimiz zaman annelerin üstün tesirini anlamakta gecikmeyiz... Hizmetçi ancak uşak doğurur. Baba ister peygamber olsun, ister hükümdar! Bundan ne demek istendiği tamamen vazıhtır. Bizler manen babalarımızdan ziyade annelerimizin hayat uzantısıyız...”11

1. Sabah, 10 Ocak 1904, s. 3.

2. Lucy White Palmer, “The Coming Quest,” Babyhood, 2, 1886, s. 313.

3. Root, The Peoples Medical Lighthouse, n.7, s. 337.

4. Emzirmeye uygun olmayan kadınların çocuk sahibi olmaması gereğinden şurada bahsedilir: T. L. Nichols, Esoteric Anthropology: A Comprehensive and Confidential Treatise. New York: T.L. Nichols, 1855, s. 455.

5. Rima D. Apple, Mothers and Medicine: A Social History of Infant Feeding, 1890–1950, Madison, WI: The University of Wisconsin Press.

6. C. P. Putnam, “Nestlé’s Food for Babies,” Boston Medical and Surgical Journal, 95, 1876, s. 551-552.

7. İkdam, 3 Ekim 1901, s. 4.

8. Gürbüz Türk Çocuğu, 31 Ekim 1926, cilt: 1, sayı: 2, s. 13.

9. Gürbüz Türk Çocuğu, sayı: 27. 1929, s. 23.

10. Bu konuda tartışmalar için örneğin: “Why are we still so squeamish about breastfeeding?” ya da “Why I’m Glad Someone Told Me To Stop Breastfeeding In Public”.

11. Aktaran Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, İstanbul, 1981, s. 174.

anne sütü, beden, beden politikaları, beslenme, çocuk, emzirmek, Ersin Altın, mama, toplumsal cinsiyet, toplumsal sağlık