Hırt-Hışır: Zakkum

Aile evimizin olmazsa olmazlarından biri, amcamın köklensinler diye su şişelerine koyduğu zakkum dallarıdır. Bazıları bahçedeki dev zakkumlara katılırlar, bazıları bütün yazı merdivenin başında şişede geçirirler, ama sürekli bir zakkum sirkülasyonu vardır. Zakkum döngüsü bulaşıcı olduğu için artık ben de yolda beğendiğim bir zakkumdan bir dal alıyorum ve tabii ki su şişesine koyuyorum.

Van Gogh, Zakkumlar, 1888
(kaynak: Wikimedia Commons)

Arapça kökenli bir kelime olan zakkum zehirli, öldürücü anlamlarına geliyor. Kuran’da cehennemde var olduğu söylenen zehirli ağaç için de aynı kelime kullanılıyor, bu nedenle Türkiye’de zakkum yetiştirmek konusunda bir çekince var. Halbuki zakkum kelimesinin karşılık geldiği bitkiler, ülkeden ülkeye değişiyor. “Zıkkımın kökünü ye”deki zıkkım da aslında kelimenin değişime uğramış hâli, yani birine söylerken dikkat etmek lazım, zira zakkum gerçekten zehirli ve çok yenilmesi hâlinde öldürücü bir bitki. Zakkumu ne kadar çok yiyebilirsiniz bilemiyorum gerçi…

Güney Hindistan’da ve Sri Lanka’da ise, çiçekleri ve yaprakları zakkuma çok benzeyen bir bitki var. Bu bitkinin, içinde kocaman tohumlar olan bir meyvesi bulunuyor ve bu tohumları yutmak bu bölgelerde tercih edilen bir intihar biçimi. Bu nedenle bitki, intihar ağacı olarak da anılıyor. Sarı zakkum denen ve zakkumun akrabası olan başka bir bitki ise, Güney Amerika’nın zehirli türlerinden. Peru’da bu bitkinin tohumlarının özü ile yapılan bir iksiri kullanan camalongueros şamanları —az sayıda olsa da— halen varlıklarını sürdürüyorlar.1

Akdeniz kökenli bir bitki olan zakkumun Latince adı olan oleander’ın da pek iç açıcı bir geçmişi yok. Yunan mitolojisine göre, her gece aşkını görmek için Çanakkale Boğazı’nın karşı kıyısına yüzen Leander’ın isminden geldiği düşünülüyor. Bir gece sevgilisi Hero kıyıda Leander’ın cansız bedenini buluyor ve avcunda bir zakkum çiçeği tuttuğunu fark ediyor. Bu çiçek tüm kıyılarda açıyor ve sonsuz aşkın sembolü hâline geliyor. Roma döneminden beri de evlerin bahçelerini süslüyor. Özellikle İtalya’daki ve Pompeii’deki duvar resimlerinde zakkum ağaçları sıkça görülüyor.

Zakkum, tüm bu kötü referanslarına rağmen, hem renkleri hem de formlarıyla çok etkileyici çiçekleri olan bir bitki ve bir dönemin porselen tasarımlarında da kendine önemli bir yer edinmiş. Kökeni 18. yüzyıla kadar uzanan bir porselen firması olan Shelley, 20. yüzyıla pek çok form ve desen ile damgasını vurmuş. Bu desenlerin büyük bir kısmını, 1960’larda kurulmuş olan İstanbul Porselen’den tanıyoruz. Walter Slater’ın Shelley’in sanat direktörü olduğu yıllarda özellikle Japon desenleri çokça kullanılmış, daha önceki dönemlerde ise Shakespeare’den sahneler tabakları ve fincanları süslemiş.

Shelley’nin en etkili ve 1966’da fabrika kapanana kadar üretimine devam edilmiş fincanı ise, oluklu formu ile Dainty imiş. Rowland Morris’in 1896 tarihli tasarımı olan Dainty, önce sadece düz beyaz olarak piyasaya sunulmuş, sonra desenli çeşitleri de üretilmiş. Belki de Dainty’nin popülerliği nedeni ile Walter Slater da tasarımlarındaki Doğu etkisine uymayacak bir biçimde, 1912’de Oleander (zakkum) serisini çıkarmış. Bu sefer Dainty’deki gibi soyut bir form değil, direkt olarak çiçeğin yapraklarına referans veren bir biçim kullanılmıştı. Firmanın klasiklerinden Dainty ve Oleander dışında, Shelley’in genel çizgisi içinde oldukça radikal tasarımlar olan Eric Slater’ın Vogue ve Mode serisi de, porselen dünyasının önemli tasarımlarından. 1930’lara ait bu üçgen saplı konik fincanlar, hem formları hem de geometrik desenleri ile Art Deco stilinin önemli nesneleri olarak bugün çok kıymetli koleksiyon parçaları arasında yer alıyorlar.2

Dainty White fincan,
Rowland Morris, 1896
(kaynak: Wikimedia Commons)
Vogue fincan,
Eric Slater, 1930’lar
(kaynak: Wikimedia Commons)

Gustav Klimt’in hayatında, Flöge ailesinin adını zakkumdan alan Attersee’deki villaları önemli bir yer tutmuş. Burada yaptığı sayısız doğa resminin yanı sıra, Gustav Klimt ve Emilie Flöge’nin Oleander Villası’nın bahçesinde çekilmiş fotoğrafları hem ifadeleri hem de giydikleri bol kaftanlar ile hep ilgimi çekmiştir. Bu kıyafetlerin tasarımlarına Klimt’in katkısı olduğu söylense de, Emilie Flöge’nin hayli radikal olan bu giysiler ile dönemin önemli tasarımcıları arasında yer aldığı kesin. Kız kardeşleri Pauline ve Helene ile birlikte Viyana’da açmış oldukları modaevi bir dönem popüler olmuş. Geleneksel Japon Noh tiyatrosundan esinlenilmiş bu kaftanlar etnik ve geometrik desenler ile birlikte eklektik bir stile sahipler. Bu kıyafetler, o dönemdeki kadın vücudunu sıkan ve hareketini kısıtlayan kıyafetlere karşı bir tavır olarak ortaya çıkmış olan reform dress hareketinin bir parçası sayılıyorlar. Erken feminist hareketin Klimt’in bohem tarzı ile buluştuğu bu giysiler güçlü, özgür ve kişilikli bir kadını yansıtıyorlardı.3

Gustav Klimt ve Emilie Flöge,
Oleander Villası’nın bahçesinde,
Kammer, Attersee, kaynak: Messy Nessy

Zakkum, daha çok dekoratif özelliği ile öne çıkan bir bahçe bitkisi, fakat insanlığın kendi yarattığı felaketlerden birinin mağdurlarının geleceğe inanmalarını da sağlamış. Hiroşima’ya atılan atom bombasının ardından burada hiçbir bitki yetişemeyeceği düşünülmüş. Bu nedenle, ertesi sene zakkumlar çiçek açtığında herkes çok şaşırmış. Büyük bir yıkım ve katliamdan sonra gelen bu ilk çiçekler, burada yaşayanlar için büyük bir umut olmuş. Tam da bu korkunç olayın yıldönümüne yakın çiçek açan zakkumlar bugün şehrin resmi çiçeği.

Son olarak, zakkum çiçeklerinin eşlik ettiği huzurlu bu veranda sahnesi umut dolu bir yaza hazırlık olsun:

“Memphis In June”, Hoagy Carmichael, 1945 (Paul Francis Webster’ın sözleriyle: Memphis in June / A shady veranda /
Under a Sunday blue sky /
Memphis in June / And cousin Amanda /
Is making a blueberry pie / I can hear the clock inside / A-ticking and a-tocking / Everything is peacefully dandy /
I can see your granny /
‘Cross the street still a rocking /
Watching all the neighbours go by, oh / Memphis in June / With sweet oleander / Blowing perfume in the air / Up jumps a moon / To make that much grander /
It’s paradise, brother / Take my advice / Nothing’s half as nice As Memphis in June)

1. Stephan V. Beyer, Singing to the Plants, A Guide to Mestizo Shamanism in the Upper Amazon, Albuquerque: University of New Mexico Press, 2009.

2. Chris Watkins, William Harvey, Robert Senft, Shelley Potteries: The History and Production of Staffordshire Family of Potters, Londra: Barrie & Jenkins, 2016.

3. Mary L. Wagener, “Fashion and Feminism in ‘Fin de Siècle’ Vienna”, Woman’s Art Journal, Vol. 10, No. 2 (Autumn, 1989– Winter, 1990), 29-33.


{Fold içindeki desen: Nerium oleander, Choix des plus belles fleurs -et des plus beaux fruits, P.J. Redouté (1833), Swallowtail Garden Seeds koleksiyonu (CC BY 2.0)}

Emilie Flöge, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş, Shelley porselenleri, zakkum