Hırt-Hışır: Kauçuk

Kauçuk bitkisi bir dönemin ev dekorasyonun önemli elemanlarından. 1960’lar ve 1970’ler dekorasyon dergilerine göz atınca büyük bitkilerle dolu, bugünün steril modern yaşam mekânlarından çok farklı salonlarla karşılaşıyorsunuz. O. Henry’nin dediği gibi, bir zamanlar beyaz bir bulldog ve bir kauçuk ağacı ile bir dairenin faunasını ve florasını sağlamak mümkünmüş.1

Aenne Biermann, “Rubber Tree”, 1927
(kaynak: Wikimedia Commons)

Benim çocukluğumda da böyle bir kaygı vardı ve her evin salonunda bir kurdele çiçeği, bir Japon şemsiyesi, bir potos sarmaşığı bulunurdu. Devetabanı ise neredeyse salonların olmazsa olmazıydı. Bir akrabamızın evinde gördüğüm tavana kadar uzanmış, oradan hızını alamayıp 90 derecelik bir dönüşle diğer duvarı boydan boya geçen kauçuk bitkisini unutamıyorum. Belki de bu bitki zenginliğinden, çocukluğumun salonları daha bir dolu gibiydi sanki.

Kauçuk ağacı deyince, büyük bir karmaşa içinde buluyor insan kendini. Bizim evlerdeki kauçuk bitkisi ile kauçuk hammaddesinin üretildiği ağaç farklı; Ege ve Akdeniz’de sokaklarda, bahçelerde gördüğümüz İskenderun kauçuğu denen ağaç ise bambaşka bir aileden, aslında kauçuk ağacı bile değil. Kauçuk ağacı ficus familyasından, bildiğimiz incirin akrabası, ficus elastica [rubber fig]. Banyan sınıfından, yani hayatlarına başka bitkileri konak olarak kullanarak başlayan bitkilerden. Kauçuk gibi bazılarının havai kökleri var ve bu köklerin toprak dışında yayılması ile müthiş bir alan kaplıyorlar. 1980’lerde geliştirilmiş bir ağ iletişim sistemi olan Banyan VINES’ın da adı buradan geliyormuş. Köklerin bu özelliğini Hindistan’daki bazı yerli halklar köprü yapmak için kullanıyorlar. Zamanla yönlendirdikleri kökler yıllar içinde karşı kıyıya ulaşan sağlam strüktürler haline geliyor.

Kuzeydoğu Hindistan’da kauçuk ağacı kökünden köprü. İklimsel koşullardan dolayı kısa sürede yok olan insan yapımı ahşap köprülerin tersine, kauçuk kökü köprüler on yıllarca sağlam kalıyor; fotoğraf: Arindam Das 
(kaynak: Wikimedia Commons)

Kauçuk ağacı, aslen Güney Amerika ve Asya’ya özgü bir ağaç. Kauçuk sözcüğü, Güney Amerikalı bir halk olan Keçuva (evet Decathlon’un Quechua’sı) dilindeki kauchuk sözcüğünden geliyor. Anlamı ise, ağlayan ağaç… Tekiladan bildiğimiz Olmec adı ise Aztek dilinde kauçuk insanları demek. Kristof Kolomb da günlüklerinde Azteklerin bir ağacın özsuyundan yapılmış bir topla oynadığından bahsediyor. Görüldüğü gibi, kauçuk Güney Amerika’nın yerli halklarının hayatında ve mitolojisinde önemli bir figür. Peru’ya ait Marinke efsanesinde bir adamın dünyaya gelişi ve dünyayla olan ilişkisi anlatılıyor. Evli bir çift kauçuk ağacının meyvelerini toplarken kadın meyvelerden biri tarafından baştan çıkarılıyor ve arı kovanına dönüşüyor. Daha sonra ağaçla birlikte tekrar insan oluyor ve hamile olduğunu anlıyor. Yani ana kahramanımız Marinke’nin babası bir kauçuk ağacı.2

Avrupa’ya ise ilk defa 1744’te Hindistan’dan Charles de la Condamine tarafından getiriliyor. Kauçuk maddesi ilk silgi olarak kullanıldığı için İngilizcedeki karşılığı rubber. Gelmez olaymış diyeceğimiz bir tarihi var. Endüstride kullanılan kauçuk malzemesi, hevea brasiliensis denen bir ağaç türünden elde edilen lateksin işlenmesi ile ortaya çıkıyor. Lateks, bitkinin böceklere karşı geliştirdiği bir korunma mekanizması. Başka bitkiler de benzer bir sıvı üretiyor, afyon da bir çeşit lateks mesela. Günümüzde lateks, tıbbi kullanımı dışında fetiş dünyasının gözde giyimlerinin de hammaddesi. Konu üzerine uzmanlaşmış dergiler ve Latex Fashion TV bile var. Tabii ki, kauçuğun giyim endüstrisindeki ilk kullanımı fetiş amaçlı değil, su geçirmez özelliği nedeni ile ilk olarak yağmurluk olarak ortaya çıkıyor. Macintosh 1824’te kauçuktan üretilmiş bir kumaşla yapılan ilk yağmurluk ve yaratıcısının adı ile anılıyor. Firma bir “k” farkı ile hâlâ aynı isimle hayatını sürdürüyor.

A Gentleman’s Macintosh,
1893 kataloğundan
(kaynak: Wikimedia Commons)

Kauçuk, endüstri devriminin demir ve petrolünden sonra üçüncü önemli hammaddesi. Makinelerin parçalarının birleşmesi ve araba lastiği için kauçuk hayati. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başında Güney Amerika ve Asya’nın yerli halklarının hayatını kâbusa çeviren “Kauçuk Patlaması”nın esas nedeni de araba endüstrisi. Ham kauçuğu endüstrinin kullanımına uygun hale getiren volkanizasyon denen bir işlem. Bu işlemi ilk bulanın Thomas Hancock olduğu, fakat ondan sekiz hafta sonra 1844’te Springfield’de Charles Goodyear’ın da aynı işlemi bir kaza sonucu gerçekleştirdiği söyleniyor. Zaten patent kavgaları bu çağın olmazsa olmazı. Bu arada, Charles Goodyear’ın bildiğimiz Goodyear firması ile direkt bir bağı yok. Şirket ölümünden 38 yıl sonra kuruluyor onun adına.3

Kauçuk Patlaması’nın en bilindik imgesi, Alice Seeley Harris’in Avrupa’yı sarsan fotoğrafı: Kauçuk kotasını dolduramadığı için beş yaşındaki kızının milisler tarafından kesilen el ve ayağına bakan Nsala. Alice Seeley Harris’in Kongo’daki insan hakları ihlallerini gözler önüne seren fotoğrafları Belçika hükümetine karşı ciddi bir toplumsal baskı oluşmasını sağlamış.

Wala, 1904, Nsala, Nsong Bölgesi;
fotoğraf: Alice Seeley Harris
(kaynak: Wikimedia Commons)
Alice Seeley Harris’le yapılan
1970 tarihli söyleşi

Kauçuk Patlaması’nın, hem ekolojiye hem de yerel halklara, en çok zarar verdiği yerlerden biri de Güney Amerika. Sadece Kolombiya’da Putumayo Nehri’nin yakınındaki plantasyonda, 12 senede yerli halk nüfusu 30 binden 8 binden aza düşmüş. Nasıl bir hayat yaşadıklarını siz tahmin edin! Mario Vargas Llosa’nın Roger Casement’in Kongo ve Peru’daki sömürgelerdeki insanlık dışı yaşantıya dair raporlarına dayanarak yazdığı Kelt Rüyası, bu insanların yaşadıkları vahşetin bir kısmını aktarıyor.4

İşin içinde otomotiv endüstrisi olup da Henry Ford’un dahil olmaması imkânsız tabii. Ford da, arabalarının lastikleri için Amazon’da bir kauçuk plantasyonu kuruyor. Bir önceki dönemin kauçuk baronlarından farklı olarak, bunu bir hammadde üretim tesisinin ötesine, ütopik bir kent hayaline dönüştürüyor. 1928’de Amazon’un derinliklerinde kurulan Fordlandia, yolları, evleri ve okulları ile on bin kişilik bir kauçuk kolonisi. Ford’un burada işçi olarak çalışan yerel halka dayatmış olduğu katı kurallar, Amerikan tarzı yaşam ve ciddi sağlık sorunları ile isyanlara neden olan Amerikan tarzı yiyecekler Fordlandia’nın sonunu getirmiş. Yöneticilerin canını zor kurtardığı olaylar sonucunda, Fordlandia 1934’te doğaya terk edilmiş.5 Bu deneysel yerleşimin, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Bir Dünya’sına ilham kaynağı olduğu söylenir.6

1945’te sentetik kauçuğun geliştirilmesi ile kauçuk ağaçlarının yetişebildiği topraklar ve bu toprakların insanları (hayatta kalanları) biraz nefes alıyor. Sentetik kauçuk giderek gündelik hayatta kullanılan ürünler için de kullanışlı ve nispeten ucuz bir madde, dolayısıyla kendine seri üretim mobilyada da yer buluyor. Kauçuk mobilya denince akla ilk gelen firma, Pirelli’nin bir kolu olarak kurulan Arflex. Firmanın Fiat Topolino için Carlo Barassi tarafından 1951 ile 1954 yılları arasında tasarlanmış çeşitli araba koltukları var. Bunlar, kauçuk köpük sayesinde dönemin diğer koltuklarına göre çok daha konforlu ve belirli bir kullanım esnekliğini sağlamaları açısından önemli. Mario Bellini’nin 1970’de sentetik kauçuğu tekli kalıba dökerek ürettiği Teneride Chair ise deneysel bir çalışma olarak kalıp, seri üretime girmese de sentetik kauçuğun yaşam alanlarımıza girme çabasının iyi bir örneği.

Anılarımın dekoratif bitkisinden, katliamlara neden olan ağaca kadar kauçuk her seferinde insanın doğayla olan sorunlu ilişkisini ortaya koyuyor. Yine de Sinatra’nın şarkısındaki kauçuk ağacını sırtlamaya niyetlenen karınca gibi umutlu olmakta fayda var.

Frank Sinatra, “High Hopes”, 1959

1. O. Henry, “The Rubber Plant’s Story

2. Andrew Gray, The Arakmbut of Amazonian Peru: Mythology, Spirituality and History, Berghahn Books, 1996.

3. Jeffrey L. Rodengen, The Legend of Goodyear: the First 100 Years, Fort Lauderdale: Write Stuff Syndicate, Inc., 1997.

4. Mario Vargas Llosa, Kelt Rüyası, Can Yayınları, 2011.

5. Greg Grandin, Fordlandia: The Rise and Fall of Henry Ford’s Forgotten Jungle City, New York: Metropolitan Books, 2009.

6. Aldous Huxley, Cesur Bir Yeni Dünya, İthaki Yayınları, 2016.

ağaç, Fordlandia, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş, kauçuk, Kauçuk Patlaması, lateks, otomotiv sanayisi, sömürgecilik, sömürgecilik, şirket kenti