Bamya,
fotoğraf: Hidetsugu Tonomura
(CC BY-NC 2.0)
Hırt-Hışır: Bamya

Babaannem “ne yemek istersin” diye sorduğunda, cevabım hep bamya olmuştur. Evet, çocukken en sevdiği yemek bamya olan az sayıdaki insandan biriyim. Çoğu için sümüklü, kıllı bir sebze olan bamyanın benim kişisel tarihimdeki önemi bu; babaannemin benim için yaptığı harika yemeklerin harika sebzesi.

Ağzına bamya sürmeyenler için ise, cinsel içerikli kötü esprilerle anılan bir sebzeden ötesi değil. Halbuki, Amerika’daki bamyaları görseler bu esprileri yapamazlardı. Yakın zamanda bir arkadaşımın dikkatimi çektiği bu dev bamyalar Amerika Birleşik Devletleri tarihi ile de yakından ilişkili. Afrika kökenli bir sebze olan bamya, Karayiplere ve Amerika’ya 1700’lerde kölelerle birlikte getirilmiş ve özellikle Louisiana mutfağında kendine önemli bir yer edinmiş. Zaten bamyanın İngilizcesi okra da Afrika dillerinden geliyor. Créole’ler1 Afrikalı kölelerden bamya ile yemeklere kıvam vermeyi öğrenmişler ve güneyin ünlü yahnisi gumbo da böylece ülke mutfağına katılmış. Daha sonra bamyanın bulunamadığı dönemlerde, sassafras ağacının yapraklarından yapılan bir baharat olan filé de kullanılmaya başlamış. Filé ise, Lousiana’nın Choctaw yerlilerinin kullandığı bir baharat. Zaten gumbo’nun Bantu dilinde bamya anlamına gelen ngombo sözcüğünden ya da Choctaw dilinde filé anlamına gelen kombo kelimesinden geldiği düşünülüyor.2 Aslında yemeğin kendisi, hem adıyla hem de içeriğiyle ortaya çıktığı toprakların tarihinin bir özeti gibi. Fransız ve İspanyol kolonisi yerleşimcilerinden, yerli halklardan ve Afrikalı kölelerden gelen malzemelerin bir karması oluşu ile ikonik bir yemek. Tarif ise Paul Simon’dan gelsin...

Paul Simon,
“So Beautiful Or So What”,
2011.

Öte yandan, bu dev bamyaların sapları da bizimkilerden daha lifli bir dokuya sahip olduğu için Afrika’da balık oltası yapımında kullanılıyor. Yine bu yapısı sayesinde ip, kâğıt ve karton yapımına da uygun. Ayrıca bazı bölgelerde çekirdekleri kavrularak kahve olarak da içiliyor. Amerikan İç Savaşı döneminde bunu askerlere de satmışlar.3

Amerika’ya zorla getirilen, burada her türlü kötü muamele ve zorlukla karşılaşan Afrikalılar yanlarında bamya dışında başka yiyecekler de getirmişler. Örneğin kölelerle getirilen börülce ilk olarak Jamaika’da, sonra Kuzey Carolina ve Virginia’da ekilmeye başlanmış ve zamanla popüler olmuş. Hoppin’ John isimli pirinç ve börülce yemeği de Afrikalı köle mirasından.4 Bu yemeklerin kölelerden sahiplerin mutfağına ve hatta yemek kitaplarına geçtiğini anlıyoruz, –ki bu durum, aşçıların Afrika kökenli olduğu düşünüldüğünde hiç de şaşırtıcı değil. Sözgelimi, Sarah Rutledge’in 1847’de yayımlanan The Carolina Housewife’ı içinde benzer tarifleri bulmak mümkün. Karpuzun da Afrikalı köleler aracılığıyla Amerika’ya geldiği düşünülüyor ve hatta Afrikalılara karşı ırkçılığın sembollerinden biri olmuş. Karpuz yiyen ‘mutlu’ Afrikalıların görüldüğü 20. yüzyıl başına ait pek çok imge, tatlı bir sahne olmanın ötesinde bu insanları aşağılar nitelikte: Siyahlar sadece bir karpuzla mutlu olabilen, cahil ve aptal insanlar olarak resmedilmişler. Güzelim karpuzun ırkçılıkla ilişkilendirildiğini öğrenmek gerçekten çok üzücü…

“I’se so happy”, kartpostal, 1909,
kaynak: Wikimedia Commons

Bamyanın bizim bulunduğumuz toprakların tarihinde de önemli bir yeri var. Timur’un Anadolu seferleri ve 1402 Ankara Savaşı’ndaki galibiyeti sonrasında, Çelebi Mehmed süvarilerin savaştaki önemli rollerini fark etmiş ve bulunduğu Amasya’da eğitilmelerini istemiş. Bunların bir kısmı kendi adına, bir kısmı da oğlu Murad’ın adına eğitiliyor ve birbirleri ile başta cirit olmak üzere çeşitli müsabakalar yapıyorlarmış. Çelebi Mehmed’in Amasya kökenli süvarileri Bamyacı, Şehzade Murad’ın Merzifonlu süvarileri ise Lahanacı takımını oluşturmuşlar. Her iki takım da, geldikleri kentin ünlü sebzelerinin isimlerini almış. İstanbul’a taşınan ve çoğuna padişahların da katıldığı müsabakalar yüzyıllarca kentin önemli etkinliklerinden olmuşlar. Bugünküne benzer bir takım tutmanın sonucu olarak bamya ve lahana motifleri çeşitli eşya ve yapılarda belirmeye başlamış. Lahanacıların ateşli bir taraftarı olan III. Selim’in, üzerinde lahana motifi olan anıt taşı bugün Topkapı Sarayı’nın bahçesinde görülebilir. Tam karşısındaki sütunun üstünde ise, II. Mahmud’un tuttuğu Bamyacılar sembolü bulunmaktaymış.5 Çengelköy’deki Lahana Çeşmesi de, bu taraftarlığın bir ürünü.

Bamya dünya kültür tarihinde çok geniş bir yere sahip olmasa da, benim hep en sevdiğim sebze oldu. Interstellar’ın ilk sahnelerinde (00:27:53) en son kalan sebzenin bamya olduğunu duyduğumda da, haince gülümsedim. Sevmeyenler bir daha düşünsün…

Çiçek açmış bamya,
fotoğraf: Roland Klose
(CC BY-NC 2.0)

1. Créole, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Portekizliler ve İspanyolların öncülüğünde Amerika kıtasında ortaya çıkan sömürgelerde doğan Avrupa kökenlilere ve onların dillerinin yerli halkların, Afrikalı kölelerin dilleri ile karışmasından ortaya çıkan ve sömürgelerde yaygın konuşulan melez dillere verilen genel isim. Bu bağlamda Lousiana Créole’ü, bölgeye ilk yerleşen Avrupalılar olan İspanyol ve Fransızların orada doğan çocukları ve onların konuştuğu dil.

2. Judith Carney ve Richard Nicholas Rosomoff, In the Shadow of Slavery: Africa’s Botanical Legacy in the Atlantic World, University of California Press, Berkeley, 2009.

3. G.J.H. Grubben ve O.A. Denton (editörler), Vegetables, Resources of Tropical Africa 2, PROTA Foundation/Backhuys Publishers, Wageningen, 2004.

4. Carney ve Rosomoff, a.g.e.

5. Necdet Sakaoğlu, “Osmanlı Sarayında Spor Müsabakaları: Lahanacılar-Bamyacılar”, Toplumsal Tarih, no 102, s. 48–51, 2002.


{Fold içindeki fotoğraf: Jmprouty (CC BY-SA 3.0), kaynak: Wikimedia Commons}

bamya, créole, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş