fotoğraf: Manifold
Hayır, Yemeğin Siyaseti Olmaz

0.

Hayır, yemeğin siyaseti olmaz. Keza, kalemtıraşın ya da çorba kaşığının da olmaz.* Olan sadece tümdengelimci bir bulmaca çözme hevesidir. Kitaplara sıkışmış siyaseti farklı farklı sahalarda test etme merakıdır. Nasıl fizik kuralları biraz ötedeki ağaca da, dünyanın öbür tarafında hiç görmediğim taşa da ‘aynı’ şekilde işliyorsa, siyaset ve ideoloji de, boğazınızdan geçene de, cebinizden geçene de tastamam aynı şekilde işler. Tecellinin farkı, siyaset zemininde değil, deneyimler ve algılar zeminindedir.

Dolayısıyla, sorun, gölgeyle güneşi birbirine karıştırmaktır.

1.

İbn Rüşd on ikinci yüzyılda bunu yazmış. İbn Rüşd’e göre insanların özgür iradesi vardır. Zira tanrı, kural koyucu olarak tüm dünyayı yürüten kuralları belirler, ama bu kuralların tikellere uygulanması meselesiyle ilgilenmez. Yerçekimi kuralını, örneğin, tesis eder, ama beher taşın ne zaman, nasıl düştüğüyle ilgilenmez. İnsan da benzer bir şemaya tabidir. Tek tek bireylerin neyi nasıl seçecekleriyle uğraşmak yerine, bu seçimi yöneten ve belirleyen kuralları belirlemek tanrının işidir. İnsan da zaten tanrının belirlediği kurallar çerçevesinde seçim yapar. Nihayetinde bu yine de bir seçimdir. Oldukça sınırlı, sınırsız iradeyi yanlışlamayan bir seçim. Örneğin, tatlı olarak çikolata ya da dondurma arasında bir seçim yapabilirim, zira tanrıdır bu ikisini de tatlı ve şekerli bir hâlde ‘yaratan’. Ama, tanrının kurallarını ihlal ederek plajdaki kumu tatlı olarak yiyemem —zira kum, tatlı değildir, kurala uymamaktadır.

Siyaset de benzer bir dizge izliyor. Sovyet sosyalizminden, Türkiye’yi halihazırda idare eden şeye dek, istisnasız her ideoloji her şeyi biliyor, her konuya karışabiliyor, her soruya cevap verebiliyor. Bu cevaplar bazen saçma ya da yetersiz olabiliyor, ama kimin nerede kimle yaşayacağına, hangi ülkeden ithal edilen pirinci yiyeceğimize, hepsine bu siyaset karar veriyor.

Bu kararları verirken, pozitivistseniz eğer, siyasiler tümdengelim gibi basit bir oyun oynuyor. Kuşkusuz, karar verilecek konunun özellikleri, ekonomik ve maddi gerçeklikler gibi kriterler bir nebze göz önünde bulunduruluyor bu süreçte. Ama, nihayetinde olan yemeğin ya da kalemtıraşın özgün ve özgül siyaseti değil, bu ideolojilerin söz konusu sahalara yansıması.

Bu sürecin iki büyük sorunu var, tıpkı din felsefesinde olduğu gibi: Her şeyi bilen [omniscient] ve her şeyi yapan [omnipotent] tanrı/ideoloji.

2.

İlk sorun, ideolojiyi omniscient kılan kudreti anlamak. Din âlimlerinin kutsal kitapları eşeleyerek modern sorunlara cevap araması gibi, ideologlar da benzer bir çaba gösterir: Marks’ın, Smith’in, Bakunin’in, Rothbard’ın yazdıkları eşelenir, bu âlimleri tefsir eden diğer yazarlara danışılır, praksisten öğrendikleriyle külliyata yeni açılımlar getirenlerden feyz alınır.

Hata, siyasetin ilerlemesi için tek alternatifin bu yöntem olduğunu düşünmek.

Buna alternatif olarak, epey aşina bir yöntem önereceğim: ‘kervanı yolda düzmek’.

3.

Bu fikri geliştirmem, anarşist ekonominin yetersizliği (ve hatta hiçliği) üzerine düşünmeme tekabül ediyor. Anarşizmi, dogmatik bir külliyat felsefesi; anarşist pratiği de elde bu külliyatla oynanan bir tümdengelim oyunu olarak görmeyi reddettiğinizde, iktisadi teoride çuvallıyorsunuz. Takastan tutun da, telife, özgür yazılıma, değer felsefesine dek ciddi sözler söylemeniz gereken konularda kocaman (ama gerçekten kocaman) bir boşluk yaratıyorsunuz.

Bununla mücadele etmenin ilk yolu elbette, mürekkep yalayıp dirsek çürütmek. Biraz daha gerçekçi bir yoluysa, kervanı yolda düzmek. Ekonomik ideolojiyi praksisten sonra inşa edebilme güvenini tesis etmek. Bu güvenin tek kaynağı da ancak ve ancak ideolojidir, yani inançtır, bir yandan da.

Duvara tosladığım, üzerine çok daha düşünmem gereken nokta da bu. Bu güven dediğim ‘şey’ dogmatik bir kavram. Dogmatizmden kaçıp ekonomiyi Monopoly’ye dönüştürmemek istediğimde, pat diye gene aynı dogmatizmi yaratıyorum.

Bu problemi çözememiş olsam da, eh bu da bir klişe, başka bir probleme dair kısmi çözümler geliştirebiliyorum. Kervanı yolda düzmek üzerine düşünmemin nedeni de bu.

4.

Gürkaş’ın acısı, tecelliler arasındaki ilişkinin siyasete geri yansıtılabileceğini düşünmek. Kervanı yolda düzmek yerine, yolda bulduğu tesadüfü şeylerin bir kervan oluşturabileceğine inanmak. Çorbadan avokadoya sıçramak, bir seçim, sosyolojik bir vaka, nihayetinde de siyasi bir karar olarak görülebilir. Öte yandan, karbon salınımına katkıda bulunan, tropik meyve üreten ülkelerin muz cumhuriyetinden ananas ve avokado cumhuriyetlerine terfi etmesinin bir vesilesi olarak da görülebilir. Seçimin ne olduğu bulanıklaşsa da, nihayetinde tüm bunların bir seçim olduğu iddia edilebilir.

Fakat, seçimlerin siyasi olduğunu söylemek totolojiktir. Çünkü aynı zamanda her seçim biyolojiktir, astronomiktir, ekonomiktir, matematikseldir. Bu, bize yeni bir şey söylemiyor. Seçimlerden, yani siyasetin tecellilerinden yola çıkarak siyaseti inşa etmeye çalışmak, bir ağacın gölgesine bakarak ağacın renklerini tahmin etmek gibi. Bunun tersi de ayrı bir sorun zaten: Ağaca bakarak gölgenin kimin üstüne düşeceğiyle uğraşmak da, gölgenin düştüğü yerlerin rengini, tadını örtüyor, güneşin hareketlerini ihmal ediyor.

5.

İkinci sorunsa omnipotent ideolojinin uğrattığı hayal kırıklığı. İdeolojilerin çöküşü gibi karamsar hikâyelerin gitgide güçlenmesine karşı sol tandanslı düşüncenin reaksiyonu, kendi yarattığı hayal kırıklığını sahiplenmek oldu. İdeolojinin kendi içkin gücüne veya eksiklerini yamamaya yönelmektense, ideolojiyi çok eşelemeden, modern hayatın yeni sorunlarına eğilmeye başladık. Kimlik siyasetleri başlıca meşgalemiz hâline geldi.

Bence bu, bir tür vazgeçmişlik hâli. Bir yandan da yeni bir felsefe ve ideoloji geliştirememiş olmaya dair acı bir itiraf. İdeolojiyi zayıflatan, siyasi doğrularla yaşamaya üşenen, kendine ve siyasete güvenmeyen bir yaklaşım. Omnipotent ideolojiyi törpülerken ayarın kaçmasından başka bir şey değil bu.

Bu ayar kaçtıktan sonra, siyaset bu kadar zayıfladıktan sonra, yemeğin de kalemtıraşın da siyaseti olur. Çünkü asıl mesele, mikro-siyasetin ve hatta kimlik siyasetinin politik alanı genişlettiğini değil, tam tersine, daralttığını görebilmek.

* Tayfun Gürkaş, “Yemeğin Siyaseti Olur (mu?)”, Manifold, 28/03/2017.

Can Başkent, ideoloji, kimlik politikaları, mikro-siyaset, omnipotent, omniscient