Güç, Şiddet, Ayakkabı

Esen bana telefonda, muşta1 olarak da kullanılabilen bir ayakkabıdan bahsettiğinde, bu eğlenceli tasarım fikri beni hem heyecanlandırdı, hem de anında kafamda bir çağrışımlar denizi canlandırdı. “Sen zaten biliyorsundur ama” diyerek başlamıştı cümlesine, ama yok, ben bu ayakkabıları bilmiyordum; ama buna benzeyen fikirlere denk gelmiştim daha önce. Birkaç sene önce uzun uzun her renkten, kedi şeklinde anahtarlıklara benzeyen, ancak yakından bakınca gözleri bir muşta gibi parmaklara geçirilen, sivri kulakları ise bunlarla savrulacak isabetli bir yumruğun etkisini oldukça güçlü kılacak ürünleri internetten uzun uzadıya süzüp, nereden alacağıma karar veremeyince erteleyip, tamamen unutmuştum. Şık bir kolyeye gizlenmiş bıçaklar vardı bir de belleğimin bir köşesinde, sonra birbirinden zarif tasarımların içine gizlenmiş biber spreyleri, elektrik tabancaları... Bütün bunları bir araya toplayıp şehirde kadın olmak, öz savunma ve moda hakkında bir şeyler yazabileceğimi düşündüm.

Konuşmamızın üzerine Esen bir link yollamıştı, onu açıp baktım. Ayakkabı hakikaten çok eğlenceliydi, ama tek başına bir tasarım değil, daha büyük bir projenin bir parçasıydı. Sanatçının sayfasındaki videoyu başlattığımda hatırlamaya başladım: Aslında bu ayakkabıyı ve bu projeyi daha önce görmüştüm.

“12 Shoes for 12 Lovers” isimli, sanatçı Sebastian Erraruiz’in 12 eski sevgilisinden esinlenerek yarattığı ayakkabılardı bunlar. Proje 2013 yılında sanat ve tasarım sitelerinde bolca paylaşılmıştı. Her ayakkabının yanında bir hikâye olduğunu hatırlıyordum; çok uzun süre aramam gerekmeden bu ayakkabıyla ilgili hikâyeyi buldum:

AYAKKABI NO.9 “PATRON” RACHEL

RACHEL’la seks her zaman bir nahoştu.

ne zaman gücü elime almam, ne zaman teslim etmem gerektiğini hiç bilemedim.

ne zaman patlayacağını bilmediğin bir bombayla oynamak gibiydi

ağır feministti, ama yatakta küçük bir kız gibi davranıyordu ve benim için striptiz yapmak istiyordu veya ona şaplak atmamı istiyordu. ertesi gün ona çiçek getirdiğimde ise bir kıza çiçek almanın ne kadar maço bir hareket olduğu hakkında bir saat nutuk çekiyordu.

ne bekleyeceğini bilemiyordun.

bir gün son temiz donumu giymiş halde yanımdan geçiverdiğinde, onun donlarından birini giymek veya temiz bir don ve güvenlik için eve gitmek arasında seçim yapmak zorunda kalmıştım.

onu son gördüğümde, aşırı derece flörtöz ve oynaktı. kıçına bir şaplak attım. kedi gibi mırladı.

sonra – benim hatam – hafif bir şaplak daha attım. bana öyle bir tane patlattı ki neredeyse yere düşüyordum.2

12 hikâyeyi birlikte okuduğumda, birkaç noktayı problematik bulmakla birlikte gayet hoşuma gittiğini hatırlıyorum. Ancak bu sefer, bu hikâyeyi tek başına okuduğumda beni oldukça rahatsız etti. Biraz eşelediğimde, rahatsızlığımın, kadının feminist duruşuyla yataktaki güç dengeleri arasında bir korelasyon olması gerektiği varsayımından kaynaklandığını fark ettim. Hikâyedeki dengesizliği yok saymıyorum elbet, ancak bu farkındalıkla birlikte bir şey benim için son derece net: Hikâyeyi anlatanın kafasındaki karışıklık, güç dengelerinin tamamen rıza esasından geçtiği prensibini anlamamış olmasından kaynaklanıyordu. Partnerlerden biri yatakta —veya hayatta— kendini en savunmasız pozisyona koyabilir, burada önemli olan, kişinin bu pozisyonu kendi seçmesidir. Bu prensibi gözden kaçıran birinin, anlamlandıramadığı durumu kendi deyimiyle “nahoş” bulması da haliyle anlaşılır.

“12 Shoes for 12 Lovers” projesi, sanatçı Sebastian Erraruiz’in ayakkabı markası Melissa’yla ortaklaşa projesiydi. Proje dahilinde 12 eski sevgili, önce kadınlıkla ilgili birer klişeye indirgenmiş, uygun bir başlık seçildikten sonra bu ilhamla yaratılan ve 3D tekniğiyle hayata geçirilen ayakkabı; kendileriyle ilgili, cinsellik odaklı bir hikâye ve bir fotoğraf eşliğinde paylaşılmıştı. Hikâyeler gerçek midir kurgu mu bilinmez, ama her halükârda kadınları birer eski sevgili arketipine indirgeyen cinsiyetçilikten kaçamamışlardı. Keşke diyorum, bu hikâyeler olmadan paylaşılmış olsalardı, belki bu eski sevgililere takılan lakaplar sadece görsel bir metafor olarak kalsalar tasarımın inceliğini takdir etmek daha kolay olabilirdi...

Sebastian Erraruiz, “12 Shoes for 12 Lovers” 
kaynak: meetsebastian.com

Bir numaralı ayakkabı “Honey/Bal” Natasha, erkeğe fazla iyi davrandığı için terk edilmişti. (iyileşir iyileşmez, ondan ayrıldım. o kadar iyi davranılmaya alışamamıştım.) “Cry baby/Ağlak” Alexandra, Sebastian’ın kapısına ağlayarak geldiği bir gece, onu başka bir erkeği kıskandırmak için kullanmıştı. “Gold digger/Para avcısı” Alison, bir erkekle parası için birlikte olmakla suçlanan bütün kadınların sembolü oluvermişti. Sebastian, “Heartbreaker/Kalp kıran” Laura ile gerçek bir duygu paylaşmış olsa gerek ki, bu lakabı bir klişeden dolayı edinmemişti, aslında Sebastian’ın anlattığı hikâyenin lakapla hiç bir alakası yoktu, bu ismi ona kalbini kırdığı için vermiş, belki de bu yüzden kendisiyle ilgili çok kişisel bir hikâye anlatmamayı seçmişti: Çünkü Laura hakkında söylediği tek şey bir memesinin silikon diğerinin gerçek olduğuydu. “Ice Queen/Buzlar Kraliçesi” yatakta çok soğuktu, bir de tabii “Bakire” vardı, hikâye bu ya, ilk seferinden sonra rahibe olmayı düşündüğünü söylemişti. Bense, hikâyenin bu son kısmının sanatçının “bakire”yi anlatmak için rahibeden başka bir sembol bulamadığından dolayı eklenmiş olabileceğinden şüpheleniyorum, çünkü bu beyaz ayakkabının arkasında heykelsi bir rahibe figürü yer alıyor.

12 ayakkabının hepsi birer topuklu ayakkabı olarak tasarlanmış. Topuklu ayakkabı ise, kendi içerisinde bir güç sembolü. Sembol statüsünden de öte, topuklu ayakkabı giyen kadınların erkekler üzerindeki etkisi, araştırmalarla kanıtlanmış: Nicholas Gueguen’in 2014’te yürüttüğü araştırmada yapılan bir seri deneyde topuklu ayakkabı giyen kadınların sokakta anket yaparken, yardıma ihtiyacı olduğu bir durumda, ve bir barda düz ayakkabı giyen kadınlara kıyasla etkileri incelenmiş. Çıkan sonuçlara göre, her durumda topuklu ayakkabı giyen kadınların erkeklerden aldığı geri bildirim çok daha yüksek oranda, kadınlardan aldıkları tepkide ise ne ayakkabı giydiklerinin bir önemi yok.3 Kendisini feminist bir kadın olarak tanımlayan ve topuklu ayakkabıdan vazgeçemeyen Kaila Prins, bu gücü gayet isabetli bir şekilde özetliyor: “Günümüzde topuklu ayakkabı feminen cinselliği ve gücü sembolize ediyor. Ya da daha net olmak gerekirse: cinsellik ‘aracılığıyla’ güç.”4

“The Boss/Patron” Rachel’dan ilhamla tasarlanan ayakkabıya biraz daha yakından baktığımızda ise, özellikle erkek bakış açısından yaratılmış bir güç sembolüyle karşılaşıyoruz. Sade, siyah stiletto, profesyonel yaşantıdaki iş bitirici patron imgesini çağrıştırırken, altına yerleştirilmiş muşta ise güç=şiddet denklemini kuruyor. Muşta, dört parmağa birlikte geçirilen, ve kattığı ağırlıkla atılacak her yumruğun etkisini artıran bir obje. Bir diğer deyişle, kullananın bedenindeki gücü, karşısındakinin kendisinden beklemeyeceği bir seviyeye taşıyor. Tasarımda bu objenin seçilmesi, bilinçli olsun ya da olmasın, belki de bu kadının erkek üzerinde erkeğin kabul etmek istediğinden daha fazla güce sahip olduğuna işaret. Giyenin bedenindeki gücü alıp artırmasıyla, aslında topuklu ayakkabıdan pek de farklı değil, muştanın fiziksel etkisi, ayakkabının psikolojik etkisini yansıtıyor.

Bu yazı, başına otururken gideceğini düşündüğüm yöne gitmedi. O ayakkabının, ayaktan çıkartılıp tacizcisine bir tane patlatmak amacıyla değil de, kadının gücüne ithafen bir metafor olduğunu fark ettiğimde, oradaki soyut anlamın içine daldım. Peki en başta bahsettiğim muştalı anahtarlıklar, bıçaklı kolyecikler? Öz savunmanın her kadının gündelik bir ihtiyacı olduğu gerçeği ile şiddet iması taşıyan objelerin “kadınsı” olarak görülmeyip, daha feminen bir tasarımla piyasaya sürülmesinin yaman çelişkisi... Keşke o kedili anahtarlığı alsaymışım diyorum hâlâ, en kullanışlı yanı cicili bicili şekliyle dikkati muşta olduğu gerçeğinden (çünkü muşta taşımak yasal değil aslında) uzaklaştırması olurdu. Ancak nihayetinde, göz yaşartıcı spreyimin pembe olmasına veya çakımın aynaymış gibi yapmasına ihtiyacım yok. Üç kadın asker çarşısına muşta almaya girdiğinde kadın satıcıyla yaşanan dayanışmanın buruk hazzı da bende kalsın.

1. Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası. (kaynak: tdk.gov.tr)

2. Çeviri bana aittir.

3. “The Surprising Power of Women in High Heels”

4. “What On Earth Makes Us Want to Wear High Heels? Well, Here’s Your Answer”

12 Shoes for 12 Lovers, cinsiyetçilik, Eda Çakmak, feminizm, güç, moda tasarımı, öz savunma, Sebastian Erraruiz, şehirde kadın olmak, şiddet, toplumsal cinsiyet, topuklu ayakkabı