Bilge Friedlaender,
“Kare Mutasyon:
Yerçekiminin Reddi”, 1975,
kâğıt üzerine suluboya
ve tel, 56 × 78 cm,
Arter’in izniyle
Gaibin İzinde

Nice zamandır ki bir imge musallat oluyor bana. İmkânsız bir imge. Bembeyaz bir ebediyet ki, dimağım kabul etmiyor. Sonra birdenbire enginliğin ortasında nasıl oluyorsa, gaipten gelen sonsuz ufak bir karartı belirip engini yaralıyor. İki ebediyet birbirini sınırlıyor, biri uzama diğeri de zamanı başlatan bir noktaya dönüşüyor. Uzam ve zaman tesis olduktan sonra anlam tecelli ediyor, imgelemim çalışmaya koyuluyor. Noktadan bir çizgi devşiriyorum ve gittikçe karmaşıklaşan yapılar kuruyorum. Uzam ile nokta bana insanlığımı bahşediyor.

Bilge Friedlaender’ın Arter’de açılan “Sözcükler, Sayılar, Çizgiler” adlı sergisi medeniyetin yapı taşı olan soyutlamanın esas öğelerine dair narin bir araştırma ortaya koyuyor. Sanatçının işlerinde formlar temsil etme yetilerinden sıyrılıp somutlaşıyor, uzam kâğıtta ve kâğıdın mimari biçimi olan kitapta plastikleşirken noktalar, çizgiler ve bunlardan mürekkep geometrik formlar matematiğin mükemmelliği rehberliğinde, bu pürüzlü zemin üzerinde hacim kazanıp zarifçe dans ediyorlar.

Friedlaender’ın eski bir sergi için hazırlamış olduğu, Arter’deki sergiye de adını veren, “SÖZCÜKLER/SAYILAR/ÇİZGİLER” adlı katalog, âdeta sanatçının alet çantası. On bir ayrı çerçeve içinde sergilenen işin her bir çerçevesinde çizgi, yırtma, koparma, tel, ip, kareler, sözcükler ve rakamlardan oluşan aletler ve tezahür ettikleri uzam olan kâğıtlar yer alıyor. Kâğıt, sanatçının işlerinde neredeyse heykelsi bir biçimde öne çıkıyor. Kimi zaman kendi ürettiği, kimi zaman hazır aldığı ama her hâlükârda dokusu hissedilebilen kâğıtlar sergideki tüm işlerin en önemli öğesi. Bu işlerde kâğıt, formun ardında gizlenen âtıl bir zemin olmaktan kurtulup onun yapısını belirleyen faal bir güce dönüşüyor ve çizgiler kâğıdın yükseltilerden ve alçaltılardan ibaret yüzeyinde tıpkı yeryüzünde gezinen bir yolcunun bıraktığı izlermişçesine tezahür ediyorlar. Sanatçının bedeninin bir izi olarak elle çizdiği ve kendi varoluşunun, kalp atışının, nefes alışının etkisiyle mükemmellikten uzaklaşmış titrek çizgiler, soyut bir uzamdan dünyaya inip kendilerine bu pürüzlü zeminde yer buluyorlar.

Bilge Friedlaender,
“SÖZCÜKLER/SAYILAR/ÇİZGİLER”,
1977, sanatçı kitabı, kâğıt üzerine,
tel, ip, kolaj ve serigrafi,
folyo kapak, 30 × 24 cm,
Arter’in izniyle
“SÖZCÜKLER/SAYILAR/ÇİZGİLER”den
bu metin için hazırlanmış ayrıntılar.

Bir çizgi noktalardan oluşmasından mütevellit sonsuzdur. Herhangi bir çizgiyi ele alın ve ona bakabileceğiniz kadar yakından bakın, noktalardan ve boşluklardan ibaret olduğunu görürsünüz. Ne kadar yaklaşırsanız yaklaşın noktalar da boşluklar da o kadar çoğalırlar ki bu oyun sonsuza kadar devam eder. Tıpkı ufuk çizgisinde olduğu gibi, asıl çizgiyi oluşturan temel yarılmayı ele geçirmek mümkün değildir. Friedlaender’ın çizgileri de kâğıt üzerinde dipsiz yarıklar yaratır. Kâğıdı bir mekâna çeviren de bu ürkek yarıklardır. Mümkün olduğu kadar ince, mümkün olduğu kadar nazik olan bu yarıklar sonsuzluğu sınırlar ve kâğıdın üzerine zamanın izini bırakırlar.

Yarılmanın bir başka formu da, bazı işlerde kullanılan yırtıklarda açığa çıkar. Bir yırtık çok özel bir çizgidir. İdeal bir çizginin bir daha geri döndürülemeyecek şekilde bozulmasından meydana gelir ve onun tam karşı kutbunda yer alır. Herhangi bir çizgiyi oluşturan akıl, yırtığın müsebbibi olamaz. Yırtık verili zeminin, sayısız kuvvetin birbirine zıt hareketiyle ikiye ayrılmasından oluşur ve eşsizdir. Ne tekrarlanabilir ne de anlamlandırılabilir. Kadere ve kazaya tabidir. Sanatçının kimi işlerinde kullandığı teller ve ipler ise düz çizgi ile yırtığın yüzeyden koparak hacim kazanmış hâlleri olarak görülebilir. Telin bükümlü formu yırtığın rastlantısallığına denk gelirken gergin ip elle çizilmiş bir düz çizgiyi karşılar. Lakin her iki durumda da tel ve ip üç boyutlu nesneler olarak zeminden tamamen koptukları için, kâğıdın sonsuz uzamından sürgüne gönderilmişlerdir. Burada yarık kâğıdın üzerinde oluşmaz, onun yerine önüne konulan cisimle arasındaki mesafede belirir. Lakin bununla da sınırlı kalmaz, kâğıttan bir kere kopmuş oluşunu fırsata çevirerek önce sergi salonuna, sonra da yavaş yavaş tüm uzama yayılır. İşlerdeki heykel etkisi en çok bu malzemelerin iş başında olduğu anlarda hissedilir.

Sanatçı pek çok işinde değişik formlarda kareler kullanır. Çizgiler bir araya gelerek kareler oluşturmaya başladıklarında artık geri dönüşsüz olarak matematiğin alanına girilir ki, bu aşamada rakamlar da kâğıt üzerindeki düzeni kurmada etkili olmaya başlarlar. “1’de 9” ve “9 Eksi 2” adlı işlerde soyutlamanın mükemmel formu olan matematik, kâğıttan kesilmiş kareleri düzenler. “Noktalar” adlı iş ise, çarpım tablosundaki her kesişimin noktalar olarak belirtildiği karelerden meydana gelir. Bu karelerin değişik şekillerde bozulması ise, sanatçının pek çok diğer işinde kullandığı bir taktiktir. Mükemmel bir formun, sanatçının elinde şekil değiştirdiği “Kare Mutasyon” adlı iş başta olmak üzere pek çok çalışmada ideal olan ile zamana ve bozulmaya tabi olan, fani olan bir araya gelir.

Bilge Friedlaender, “9 Eksi 2”, 1977, 
pirinç kâğıt, kurşunkalem ve guaş, 
64 × 102 cm, Arter’in izniyle

Çizgiyle kare arasındaki ilişki neyse, yırtık ve kopuk arasındaki ilişki de odur. Koparılmış bir parça kâğıdın oluşturduğu iz, karenin mükemmelliğinin tam karşısında kendine yer bulur. Son derece maddidir ve her ne kadar kontrollü bir form yaratmaya çalışan bir iradeye tabi olsa da, tesadüfi ve amorftur.

Yar, yarmak, yarık, yaratmak... Yaratılmış olan her şeyin kalbinde bir yarık mı vardır? Şayet öyleyse Bilge Friedlaender’ın çalışmaları soyutlama üzerine deneylerden daha öteye uzanır. Friedlaender plastik öğeler yardımıyla yarığın poetikasını oluşturarak metafizik bir sorgulama ortaya koyar, lakin bunu denerken son derece nazik, son derece kibardır. Bu işlerde varlığa meydan okuyan bir yaratıcının kibirini görmeyiz. Kâğıtların üzerindeki izler çoğu zaman varla yok arasında salınırlar. Friedlaender bir yarın kenarında dikilmiş, cesurca dipsiz karanlığa bakar ve en ufak bir dengesiz hareketinde gaibe karışacağının bilinciyle tevazu içinde zarifçe dans eder.

{Tüm fotoğraflar: Hadiye Cangökçe. Fold içindeki imge: Bilge Friedlaender’in “Düş Vakti Mekânları #2 Uçan Şekilli” (1975) başlıklı işinden ayrıntı (Arter’in izniyle)}

Arter, Bilge Friedlaender, çizgi, gaip, kâğıt, Murat Alat, sanat, sergi, uzam, yarık, zaman