“Kamyondan çantaya”, ©Freitag,
kaynak: freitag.ch
Freitag ve Cuma’lar

1.

Zürih Tasarım Müzesi ve tasarım yayımcısı Lars Müller Publishers, 2012 yılında ortak bir kitap yayımladı: Freitag - Ein Taschenbuch.1 Kitap, Zürih Tasarım Müzesi’nin bir yıllık çalışmasının ürünü bir serginin uzantısı. Önsözde, çalışmanın gerekçesi şöyle ifade ediliyor: “İlk Freitag kurye çantası, kentli bisiklet kullanıcılarının gereksinimlerine cevap veriyor ve açık fikirli bireylerin, çevre dostu biricik ürünlerle, farklılık kazanmasına yardımcı oluyordu —Freitag kardeşlerin malûm hikâyesi böyle. Ne var ki, Freitag şirketinin 20 yıldan az bir sürede yılda 300.000 çanta üreten ve dünya çapında satan bir şirkete dönüşmesi, sadece ürünlerinin kalitesi ile açıklanamaz. Bu gelişmenin nedenleri ve iyi bir tasarım ürününün ekonomik olarak da başarılı olması için gerekli olanlar nedir? Zürih Tasarım Müzesi, 2011 yılında Freitag lab.’ı yaratıcı endüstrilerin modeli olarak inceledi.” (s. 6-7)2

Bu ‘yaratıcı’ endüstri modeli incelemesinde aslında yapılan, şirketin kurucuları ve onların yakın çevresinden her kademe şirket çalışanına dek uzanan pek çok kişiyle yapılan söyleşi ve şirket arşivi aracılığıyla bir tür kapsamlı profil oluşturma çabası. Kuşkusuz şirketin başarısı dar anlamda bir ‘nitelik’ meselesi değil, çünkü ekonomik başarının nitelik ile olan ilişkisi yok denecek kadar dolaylı. Mesele —eğer başlangıçta vardıysa— var olan nitel farklılığın nasıl nicel farklılığa dönüştüğü. Şöyle de ifade edilebilir belki: Hikâye, o ‘açık fikirli’, asla Louis Vuitton kullanmayacak ‘bireylerin’ girişimci olarak etiketlenmesine, girişimci özneler olarak çağrılmasına aracı olan çantaların hikâyesi.

2.

1990’lı yılların başı, Zürih. 50’lerden beri süren kent merkezlerinden banliyölere kaçışın Zürih’teki zirvesi —banliyölere taşınabilecek kim varsa taşınmış durumda; dolayısıyla, aslında söz konusu kaçışın sonunun da başlangıcı. Özellikle, 1970’lerde ekonomik olarak iyice değersizleşen eski kent merkezi, 1990’larda artık göçmen işçiler, öğrenciler, yoksullar ve sağlıklı aile banliyölerinde yeri olmayan ötekilerin mekânı. Varlıklı ebeveynler hâlâ banliyölerde, yeni girişimcilik ise kent merkezine henüz ‘girişmemiş’; daha doğrusu henüz ortaya çıkmamış. Yeni girişimci ruh, banliyölerde değil, bu ‘düşkün’ kent merkezlerinde ortaya çıkacak ve ‘alternatif’ olacak. Freitag kardeşlerin malûm hikâyesi, bu yeni girişimciliğin de hikâyesi.

3.

Markus ve Daniel Freitag, grafik tasarım öğrencisi iki kardeştir. Kent merkezini kateden transit otoyolu manzaralı, eski ve döküntü bir yapıda, bakımsız bir apartman dairesini, yine tasarım öğrencisi olan iki arkadaşlarıyla paylaşırlar. Daire rutubetlidir; boyalar kabarmış, giderek sıvalar dökülmeye başlamıştır; kışın pek iyi ısınmaz. Gaz termosifonlu banyo ise, gerçek bir eziyet nedenidir. Ama tam da bu ve benzeri nedenlerle, herkesin bir oda sahibi olduğu büyük bir konutu kiralayabilmişlerdir. Konutu paylaşanlardan hiçbiri, yapının yer aldığı Zürih kent merkezini pek iyi anarak hatırlamıyor; ama buna itibar etmemek gerek. Pahalı markaların çekilmiş olduğu kent merkezinde sıradan, gündelik ve harcıalem dükkânlar akşamları kapandığında, ortalık ötekilere kalır. Kiracı bulamayan dükkânlar, terk edilmiş imalat atölyeleri ve depolar, yarı metruk hâldeki gar binası, bodrumlar ve mahzenler, öğrenciler tarafından işgal edilmiş yapılar; hepsi öncelikle ‘parti’ mekânı, ama hemen sonrasında türlü etkinlikler için boş alanlardır. Kimi geçici kimi kalıcı olan bu mekânlar, henüz alternatif girişimciliği keşfetmemiş parası az ötekiler içindir; gece çok fazla imkân içermektedir ve sokakta geçer.

Öğrenci hayatı için toplu ulaşım, hem pahalı hem de yeterince esnek değildir; dolayısıyla bisiklet hayati bir ulaşım aracıdır. Freitag kardeşler de bisiklet kullanır; hâlâ da kullanıyorlar. Markus Freitag, yeni fikirlerin havada uçuştuğu öğrenci evine günün birinde bir tomar, leş gibi kokan kullanılmış kamyon brandasıyla gelir. Treyler kasalarını örtmek için kullanılan, su geçirmez muşambalardan çanta imal etmek gibi bir fikri vardır. Çantanın kendisi yeni bir fikir değil, belki bir yüzyıldır var olan ve bisikletli ya da motorlu postacılar ile kuryeler tarafından kullanılanlara benzer, su geçirmez, kara kışa yaz güneşine dayanıklı, sağlam bir çantadır aklındaki. ‘İnovasyon’ ise, kurye çantasının Markus’un bisikletiyle okula giderken kullanabileceği, içine konacak tasarımcı ıvır zıvırlarına ve ötekilerin Zürih gecelerine uygun bir çantaya dönüşmesinde yatıyor. Banliyölerde yaşayan ebeveynlerin zenginliklerini kazanırken gündemde olmayan çevre sorunları ve geri dönüşüm, kardeşlerin öğrenci evinin yeni tartışma konularından birisidir ve kamyonlar için işlevsel ömrü bitmiş metrekarelerce treyler muşambası, taşıma şirketlerinin depolarında yatmaktadır. Muşambalarla birlikte, yine atık bisiklet iç lastikleri ve emniyet kemerleri malzeme listesini oluşturur. Ama daha da önemlisi var: Muşambalar üzerlerinde, şirketlerin kurumsal kimlikleri uyarınca, amblemler, logolar, tipografik ögeler, renkler ve desenler taşımaktadır. Bunlar, akıllıca kullanıldığında, tek bir kalıptan üretilen bir çanta dizisinin her birinin ‘biricik’ görünmesine/olmasına yol açar. ‘Biriciklik’ vurgusu, Markus Freitag’ın ilk ürettiği çantalardan başlayarak, Freitag çantalarının üretiminde bugüne dek süren ve el işçiliğine de gönderme yapan bir vurgu: Her çanta modeli için, önündeki farklı muşambalardan gerekli parçaları kesen Freitag çalışanlarına, şirketin kendi dilinde, bugün de tasarımcı adı veriliyor.

Ev arkadaşlarının dehşetli bakışları altında, muşambalar banyo küvetinde yıkanır. Daha kötüsü, ıslak muşambalar evin her tarafına yayılır, kurutulur; evi tahammül edilmez kokular sarar. Markus odasına sanayi tipi bir dikiş makinesi kurar. Tasarladığı ilk çantanın parçalarını keser, dikiş denemeleri başlar. Kısa süre sonra, ilk Freitag ürün serisi olan Fundamentals’ın prototipi F13 TOP CAT ortaya çıkar. Daniel Freitag’ın odası ise, şirketin envanter ve muhasebesinin tutulduğu, daha önemlisi iletişiminin gerçekleştirildiği bir ofise dönüşür. Freitag kardeşler artık Freitag lab. ag’dir. Ev arkadaşlarından biri, bir tür atölye-depo-ofise dönüşmeye başlayan daireyi terk ederek sevgilisinin evine taşınır.

İlk prototip (1993) ve F13 Top Cat,
kaynak: freitag.ch
Freitag, F13 Top Cat

İlk kullanıcılar Freitag kardeşler, duruma katlanan ve katlanamayan ev arkadaşları ile diğer yakın çevredir. Ama Markus durmadığı için, çantalar önce kendi okullarında, sonra olasılıkla Zürih’teki diğer sanat ve tasarım okullarında ve en önemlisi ötekilerin Zürih’inde satılır. Kardeşler, Freitag şirketinin ortaya çıkmakta olan ‘alternatif’ kurumsallığının ve girişimciliğinin erken örneklerinden pop-up bir etkinlik organize eder. Daniel etkinlik için, 10 × 20 cm boyutlarında, çantaların imal edildiği muşambalara serigrafi ile basılmış bir duyuru tasarlar: “TRUCK STOP BAR, Perşembe, 24 Mart, saat 18:30’dan itibaren, Hardbrücke Köprüsü’nde.” Hardbrücke, demiryolu ve Limmat nehriyle ikiye bölünen kentin iki parçasını kuzey güney yönünde birbirine bağlayan, tren istasyonu ve otobüs duraklarıyla bağlantılı, sokak seviyesiyle pek çok farklı noktadan ilişkilenen bir kilometreden uzun bir köprüdür. Etkinlik, herkesin bildiği ve uyguladığı bir ürün lansman toplantısıdır aslında, ama bambaşka görünür; kısacası alternatiftir: Genellikle klimalı otel benzeri yapıların salonlarında, can sıkıcı müzikler eşliğinde gerçekleşen ürün lansman kokteyli sokağa, daha doğrusu köprüye çıkar. Freitag çantaları, değersizleşmiş Zürih kent merkezinin harcıalem dükkânlarının dahi olmadığı, en değersiz, ayakaltı, en sokak olmayan yerinde, köprünün üzerindeki kaldırımda ilk kez görücüye çıkar. Alttan geçen demiryolu, yakındaki otoyol ve otobüs duraklarının gürültüsü, can sıkıcı müziğin yerini alır; içkiler plastik benzin bidonlarından servis edilir. Zürih’in ötekileri bir araya gelir, sohbet eder, içki içer ve tabii Freitag çantalarını satın alırlar. Yıl 1993'tür.

1994 yılında Freitag çantaları ilk kez bir dükkânda, Zürih garı yakınlarındaki Dings-Shop’ta satılmaya başlanır. 1993 yılında açılan mağaza, Freitag kardeşlerin de parçası olduğu kentsel/ekonomik dönüşümün ve yeni girişimciliğin —bugünden bakıldığında— daha mütevazı bir parçasıdır. Ebeveynlerine benzemek istemeyen, tasarım hassasiyeti yüksek üniversite öğrencilerine çeşitli alternatif markaların ürünlerini toplayarak satan Dings-Shop benzeri mağazalar, kentin pahalı ve eski markalarının toplandığı varlıklı semtlere/caddelere —sözgelimi Nişantaşı’na— değil, fakat kenarda kalmış/değersizleşmiş ne var ki, ulaşımı kolay ve kısa sürede hip olabilecek semtlere —sözgelimi Kuledibi’ne— yönelirler. Freitag şirketinin başlangıç büyüme stratejisi ve stratejinin başarısı, çantaların satılacağı her kentte bu tür yerleri/dükkânları bulmakta yatıyor. İlk başta, farklı kentlerdeki bu türden dükkânlara sipariş edilen çantaları Freitag kardeşler katlanır bisikletleriyle bindikleri trenler aracılığıyla kendileri teslim eder. Bir noktadan sonra, uygun dükkânları bulup ikna etmek zorunda olan Freitag kardeşlerin kapıları, Freitag çantası satmak isteyen dükkânlar tarafından çalınmaya başlar.

Freitag raf sistemi,
kaynak: freitag.ch

Dings-Shop’a konsinye bırakılan ilk çantaları, mağaza sahiplerinden Roland Brümmer basitçe vitrine koyuverir. Çantalar, daha bu ilk konsinye maceralarında son derece ‘iyi’ tasarlanmış bir ambalaja/sunuma sahiptir.3 (s. 27-8) Daha sonra vitrin kullanımına izin vermez Freitag kardeşler; yine çok ‘iyi’ tasarlanmış, çantaların ambalajları ile özel ilişkisi olan bir raf sistemi tasarlarlar. Artık Freitag çantaları, sadece bu raf sistemiyle sergilenecektir. Yukarıda değinilen, hip kentsel lokasyonun yanı sıra, dükkânların iç mekânları da önem kazanır; bir dükkânın Freitag raf sistemine uygun bir köşesinin olup olmaması da hayatidir. Brümmer, kardeşlerin çantalar için istediği fiyata, ilk duyduğunda inanamadığını söylüyor; evet ‘iyi’ pahalıdır.4 Ne var ki, çantalar satar; yeni siparişler verilir. Kitaptaki söyleşide kendisine sorulan “peki, çantaları bisikletli kuryeler mi alıyordu?” sorusuna Brümmer “hayır canım, normal insanlar” diye cevap veriyor. (s. 31) Ötekilerinin normalleşmesine katkılarından dolayı, kızı doğduğunda kendisine bir Freitag çantası armağan eder Freitag kardeşler.

1993-94 yıllarında, Freitag lab. iki kişidir, öğrenci evi hâlâ atölye-depo-ofistir. 93’te kırk çanta satarlar, 94’te ikinci ürün serisi ortaya çıkar. Freitag çantaları 1995 yılında Almanya’da satılmaya başlanır, 1996’da yeni girişimciliğin olmazsa olmazlarından birinin ilk adımını atarlar; bir web siteleri vardır artık. 1998 yılında, İsviçre, Almanya, Japonya, Avusturya ve Hollanda’da 82 noktada Freitag çantası satılmaktadır, aynı yıl 6.000 çanta satarlar. Freitag lab. 1999’da 18 kişilik bir şirkettir ve öğrenci evini terk edeli epey olmuştur; ilk Freitag mağazası, üzerinde ayrıca düşünmeye değer bir yerde, Davos’ta açılır. 1996 yılındaki ilk adım 2000 yılında tamamlanır; online satış başlar. İnternet satışı etkisini gösterir, 2002 yılında 60.000 çanta satılır; artık İtalya, Fransa ve ABD’de de satış noktaları vardır. Çalışan sayısı —kardeşlerle birlikte— 26 olan şirket, Hamburg’ta ikinci Freitag mağazasını açar.

Freitag, F349 Booklet for IPhone 7,
kaynak: freitag.ch

2004 yılında, hip bir çanta üreticisinin mutlaka yapması gerekeni yaparlar; bu tarihten itibaren, bilgisayardan telefona Apple ürünleri için kılıf ve çanta üretimine başlarlar. Dolayısıyla Apple etiketli ‘açık fikirli’ bireylerin alt kategorisi oluşur: Apple ürünlerini Freitag’larında taşıyanlar. 2010 yılında, Freitag kardeşler kendileri gibi ‘girişimcilikleriyle olgunlaşan’, asla Louis Vuitton ya da doğal deri çanta kullanmayan, hâlâ genç ve bisiklete binen alternatif iş insanları için, bir ürün serisi gerçekleştirirler: Yine treyler muşambalarından imal edilmekle birlikte, tek renkli, daha ‘kaliteli’ ve ciddi görünümlü Reference serisi.5 Kitabın yayımlandığı 2012 yılında Freitag lab.’ın mağaza sayısı, Davos, Hamburg, Zürih (2 adet), Köln, Berlin, Viyana, New York ve Tokyo’da olmak üzere 9’a ulaşır. Zürih’teki mağazalardan biri olan ve Freitag amiral gemisi olarak tercüme edilebilecek Freitag Flagship Store, nakliye konteynırlarıyla inşa edilmiş, yeni nesil girişimciliğin ‘iyi’ tasarlanmış mekânsal vücuda gelişi olarak örnek gösterilebilir. Artık iyice oturmuş online satışın yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki 409 farklı noktadan Freitag çantaları satın almak mümkündür. 2012 yılında 300.000 çanta satan Freitag lab.ag’de 131 kişi çalışıyordu. Bugün, ‘iyi’ tasarlanmış giysiler de üretmeye başlayan şirketin 16 kendi mağazası var; ürünleri ise dünya üzerinde 436 noktada satılıyor.

Freitag, Flagship Store, Zürih,
fotoğraf: Wojtek Gurak, (CC BY-NC 2.0)

4.

“İyi bir tasarım ürününün ekonomik olarak da başarılı olması için gerekli olanlar nedir?” sorusunun cevabı aslında basit: 80’lerin ve 90’ların ‘açık fikirli’ bireyleri, orta ve üst orta sınıftan sanat ve tasarım öğrencilerinin bir tür yeni girişimci olarak ortaya çıkması. Ebeveynler ile çocuklar arasındaki gerilimin başka olası bir dünya hayaline yüzünü en fazla döndüğü dönem —50’lerden 70’lere sarkan— uzun 1960’lardı. Ama sonunda bu eski ‘açık fikirli’ kuşak, bir tür yenilgi yaşayarak ebeveynlerinin hayatına geri savruldu. Dolayısıyla her zaman bir tür başarısızlık ya da hep bir tür yarım ve buruk başarı hissiyle yaşadı. Ekonomik olarak başarılı olduğunda, başka bir dünya hayaline ihanet ettiği fikri hiçbir zaman yakasını bırakmadı. Tersine, başka bir dünya hayaline sadık kaldığında ise, dünyayı yeterince dönüştüremediğini düşündü. Kuşkusuz bu bir genelleme, ama yine de kuşağın ortalama vektörü böyle bir yerden betimlenmeye başlanabilir. İronik bir biçimde, hiçbir şeyi değiştiremediğine inanan bu kuşağın yani aynı ortalama vektörün —özellikle bugünün kurak ortamından bakıldığında— akademyaya, siyasete, düşünceye, tasarıma ve sanata katkılarının dünyayı radikal bir biçimde etkilediğini/dönüştürdüğünü görmemek olanaksız. Oysa, 1980’lerin ve 90’ların ‘açık fikirli’ bireyleri olan Freitaglar ile başka bir kuşak profili ve başka bir sermaye, girişimcilik vb. ortaya çıkıyor. Freitag kardeşlerin kıskançlıkla sahip çıktığı şey ‘kimlikleri’; başlangıçta, 1990’larda gençliklerinde ne idiyseler o kaldıklarını, kendilerine hiç ihanet etmediklerini iddia ediyorlar. İddia doğru da görünüyor; kılıkları kıyafetleri, bisikletleri, çevrecilikleri ve geri dönüşüme bağlılıkları, banliyöleri değil kent merkezini tercih etmeleri, banliyölerde yeri olmayan tüm ötekilere açıklıkları, biriciklik/özgünlük iddiaları, kısacası —ebeveynlerinin olmadığı şey olmak anlamında— ‘alternatif’ olmayı hâlâ sürdürüyorlar. Ne var ki, söz konusu değişmeden kalma iddiasını mümkün kılanın aynı zamanda değiştirmemek olduğunu da söylemek mümkün: Freitaglar kendi alternatif hayatlarıyla sermaye birikimi, meta üretimi ve girişimcilik arasında hiçbir çelişki görmeyeceklerdi. Oysa, 1960’lar kuşağı için, kendi başka dünya hayalleriyle ebeveynlerinin dünyaları arasında giderilemez bir çelişki vardı. O nedenle ikna edilmeleri ya da ikna etmeleri gerekiyordu; o nedenle sürekli bir başarısızlık ve eksiklik içinde yaşadılar. Başarısızlıkları ve eksiklikleriyle, ya da ikna eder ve/veya edilirken yaşadıklarıyla dünyayı daha fazla değiştirdiler. Oysa Freitag kuşağı —kuşkusuz tekil, kişisel başarısızlıklar hariç— hep başarılı oldu, ne ikna etmek ne de edilmek zorunda kaldı; tam da bu nedenle, hemen hemen hiçbir şeyi değiştirmesi gerekmedi, değiştirmedi.

Ortaya çıkan cevap, —ekonomik değer üretiminin, sermaye birikiminin ve ‘yaratıcı’ endüstrilerin bu yeni versiyonuna ikna edilmek bir yana, tıpkı Freitaglar gibi versiyonun kurucularından olan— tasarım müzeleri ve yayımcıları açısından imrenilesi bir modelden, bir başarı hikâyesinden başka bir şey olamaz. Başka türlü ifade etmek gerekirse, tıpkı müze ve yayınevinin inceleme ve yayın nesnesi olan Freitag lab. gibi, Zürih Tasarım Müzesi ve Lars Müller Publishers’ın kendileri de aynı girişimci ruhun, aynı kentsel ve ekonomik dönüşümün ‘başarı’ hikâyesinin bir parçasından başka bir şey değil. Freitag kardeşlerin 2011 İsviçre Tasarım Ödülü’nü aldıkları törende konuşan Lars Müller, bunu ‘İsviçre markası’nın başarısı olarak özetliyor. (s. 36-7) Söz konusu ‘başarı’ herhalde şöyle bir şey: Hayatı değiştirmeden başka bir hayat yaşamak.

5.

Freitag kardeşlerin 20 yıllık hikâyesinden üç küçük ayrıntı, 1990’lar kuşağını daha iyi anlamaya yardım ediyor. İlki Zürih’teki öğrenci evinde Freitag kardeşlerle yaşayanlardan biri olan Oliver Gemperle’den. Öğrenci evindeki tartışmaları ve arayışları şöyle anlatıyor Gemperle:

“Arkadaşlarım ve ben sürekli çeşitli fikirleri tartışıyorduk. Fakat bu fikirler, genellikle filmlere, sanat projelerine ve romanlara ilişkindi. Hepimiz grafik tasarımcıydık, fakat hepimiz belki bizi ünlü de yapacak büyük ve önemli bir şeylerin peşindeydik. Her şey mümkündü: Sanki sonsuzca zamanımız vardı ve hemen bugün bir şeylere başlamak gibi bir derdimiz yoktu… …Bütün büyük, çok tartışılan fikirler birkaç kısa hikâye, kısa film ve diğer girişimlerle bitti, fakat Freitag çantaları dünyaca tanındı. Ve bunun fikrin kendisiyle pek bir ilgisi yok, fikir olağanüstü olsa bile. Freitag’ın bugün ulaştığı yere gelmiş olmasının nedeni, fikrin olağanüstü iki ebeveyni, Daniel ve Markus. Bebekleri için her zaman yapabileceklerinin en iyisini yaptılar ve onun gelişimi için en iyisinin ne olduğuna ilişkin yanılmaz bir içgüdüye sahiptiler. Bugün, Freitag artık bir yetişkin ve Zürih’in şık, popüler ve canlı bir metropole dönüşmesiyle eşanlamlı. Freitag, inovasyon, yaratıcılık ve çevreye duyarlılık anlamına geliyor.”

Bu, uzunca alıntının bir kez daha tercüme edilmesi gerekiyor:

“Gençler sürekli çeşitli fikirleri tartışır. Bu fikirler, genellikle filmlere, sanat projelerine ve romanlara ilişkindir. Önemli olan, tartışanı ünlü de yapacak büyük ve önemli bir şeylerin peşinde olmak. Başarı her şeyle mümkün… …Yine de bütün büyük, çok tartışılan fikirler birkaç kısa hikâye, kısa film ve diğer girişimlerle bitiyor, oysa ‘iyi’ tasarlanmış/geliştirilmiş bir metanın dünyaca tanınması daha kolay. Ve bunun fikrin kendisiyle pek bir ilgisi yok, fikir olağanüstü olsa bile. Bir metanın ulaştığı başarıyı elde etmiş olmasının nedeni, onun üretimi, dolaşımı, pazarlanması ve satışı için yapılabileceklerin en iyisini yapmak, gelişimi için en iyisinin ne olduğuna ilişkin yanılmaz bir içgüdüye sahip olmak. Böyle bir meta, üretildiği kentin şık, popüler ve canlı bir metropole dönüşmesiyle eşanlamlı. Ve yine böyle bir meta, inovasyon, yaratıcılık ve çevreye duyarlılık anlamına gelir.”

Üretim sürecinden,
kaynak: freitag.ch

6.

Freitag şirketi, içinden çıktığı 1990’lı yılların ‘alternatif’ gençlik ortamının dilini konuşarak ekonomik büyümesini gerçekleştirdi. Dolayısıyla —ortamı anlamak için ikinci ayrıntı— Freitag lab. reklama gerek duymadı; neredeyse hiç reklam kampanyası yapmadı. Öncelikle, ötekilerin reklam gibi ucuz ve banliyölü taktiklere bulaşmayan şirketi oldu. Mesele meta dünyası değil, metaların nasıl dolaşıma girdiği, kimlerin satın aldığı, kimin ne tükettiğiydi. Daha doğrusu nasıl üretildiği ve tüketildiği değil, ne üretildiği ve tüketildiği önemliydi. Üstelik harikulade bir farkla: Banliyödeki evine dönen babanın kullandığı evrak çantası, onu basmakalıp burjuva hayatına gömerken, Freitag çantası ise kullanıcısına, çevreci, alternatif vb. etiketlerin yanı sıra ‘biriciklik’ ödülünü kazandırıyordu.6 Her biriciklik ödülü sahibi ise, kendi ödülünün/başarısının PR kampanyasını gönüllü olarak yapıyordu. Freitag lab.’ın internetin yaygınlaşmasıyla neredeyse eşzamanlı tarihi, Freitag kullanıcılarının geçen 20 yıl içinde dönem dönem yaygınlaşan türlü platformları, bülten ve mesaj board’ları, forumları, ve bugün ‘sosyal medya’ gibi garip bir ad almış olan tüm aplikasyonları kullanma biçimleri üzerinden okunabilir. Kuşkusuz bir markaya, biricik olduğu var sayılan bir metaya gönüllü teslimiyet, Freitag lab. tarafından da besleniyor. Sözgelimi, Freitag satış noktası olmak ya da Freitag için çalışmak isteyenlerin, metanın kendisine Sartre’ın ruhunu sızlatacak bir angajmanla bağlanması, sahiplenmesi, sevmesi bekleniyor; sonuç itibariyle basmakalıp insanların satabileceği bir meta değil bu. Daha güzeli ve kuşağı daha da iyi anlamayı sağlayacak başka bir ipucu ise, yine kitaptaki söyleşilerden birinde saklı. Yukarıda sözü edilen angajman ve metaya ilişkin derin bilgi ve sevginin sözü açıldığında, bir Freitag çalışanının, iş başvuruları sırasında bu angajmanın nasıl değerlendirildiği sorusuna verdiği cevap, ‘başka bir hayat/dünya’ tahayyülünün külliyen buharlaştığına işaret ediyor: “Freitag’ta çalışmak ya da satış noktası olmak için başvuran, bunları zaten bilir!”

7.

Üçüncü ayrıntı, Freitag web sitesinden online alışveriş yapıldığında, ürün teslimatına ilişkin yazılan e-posta ile yaratılan biriciklik hissiyatını ya da yukarıda ‘hayatı değiştirmeden başka bir hayat yaşamak’ ile anlatılmak ile isteneni iyi anlatıyor. Aslında, sadece banliyölerde yaşayan babaların değil, 150 yıldır birkaç kuşağın neredeyse dünyanın her yerinde yaptığı gibi, alt tarafı postayla bir meta satın alınıyor. Ama hayır, üst tarafı ise bu yepyeni bir hayat ve Freitag:

“Selam Björn,
Oldu bu iş! Senin F serisinden ürünün paketlendi, gerekli evrak hazırlandı, hatta depoyu da terk etti, caddenin karşısına geçti, köşeyi döndü, köprüyü geçti ve senin eve doğru yöneldi. Dolayısıyla, kişisel Freitag parçanı karşılamaya hazır ol.
Onun mümkün olduğunca hızlı yeni çevresine alışması için, şunları öneriyoruz:
Günde en az iki kere 30’ar dakika açık havada bisiklete bin ve şehirde turla, sanatsal olarak faal ol, yüksek ya da çok yüksek sesle müzik dinle, kız arkadaşlarını davet et ve temel olarak kentli, ekolojik olarak kabul edilebilir, çok yönlü, spontan ve yaratıcı bir yaşam tarzı sürdür.
Alışverişin için teşekkürler ve görüşmek üzere.
Adieu, seninle birlikte olmak çok güzeldi!”

8.

Stephen Hymer ise, ne ünlü ne de başarılı oldu. Bisiklete biner miydi, hiçbir fikrim yok. 1974 yılında, çok genç —40 yaşında— ölen Kanadalı bir iktisatçı. Onun 1971 yılında yayımlanan güzel bir makalesi var: “Robinson Crusoe and the Secret of Primitive Accumulation” [Robinson Crusoe ve İlkel Birikimin Sırrı]. Makalede Hymer, sermaye birikimi ve emeğin metalaşması için, hem bir tür zor kullanımının hem de bir tür yanılsamanın gerekli olduğunu anlatıyor. Bunu da, Robinson Crusoe’nun Cuma ile olan ilişkisi üzerinden yapıyor. Burada ilginç olan şu: İki kişinin yaşadığı adada, Robinson ilkel sermaye birikimi oluşturabilmek için Cuma’nın metalaşmış emeğine gereksinim duyar ve bu ilişkiyi zor ve yanılsama aracılığıyla uzun bir mücadele ile kurar. Makalede, Cuma’nın metalaşmaya ikna oluşunu, Hymer sekiz sıkıntılı aşama ile kategorize eder. Oysa, artık Cuma’ların böyle bir ilişkiye ikna edilmeleri gerekmiyor, onlar gönüllü; dolayısıyla Robinson’a da gerek yok, herkes Cuma. Hepimiz Cuma’yız; başarılı olan ise Freitag.

1. Kitabın Almanca başlığında küçük bir oyun da var; başlığı Türkçeye iki biçimde tercüme etmek mümkün: Cuma - Bir Çanta Kitabı ya da Cuma - Bir Cep Kitabı. Nitekim kitap, Jacques Borel tarafından bir ‘cep kitabı’ olarak tasarlanmış. Freitag - Ein Taschenbuch’u Manifold’a hediye eden Fatih Özgüven’e teşekkürler.

2. Bu ve bundan sonra gelecek sayfa numaraları Freitag - Ein Taschenbuch’tan.

3. ‘İyi’ burada ve sonrasında, çevreci/geri dönüşümlü/alternatif olarak okunmalı.

4. Sözgelimi F13 TOP CAT modelinin güncel fiyatı 240,75 İsviçre frankı, yani yaklaşık 890 TL.

5. Kuşkusuz, Reference insanın hayatta kolay edinebildiği bir şey değil; Freitag kardeşlerden 629,65 İsviçre frankına bir hafta sonu seyahati için referans alınabilir. Yaklaşık 2.300 TL.

6. Tek, biricik anlamına gelen, unique sözcüğünün İngilizcedeki karşıt anlamlarını anımsamakla yetinelim: ordinary ve common.


{Fold içindeki fotoğraf: Freitag kurye çantası, ©Freitag, kaynak: freitag.ch}

banliyö, Bülent Tanju, ekonomi, Freitag, geri dönüşüm, girişimcilik, iş kurmak, kentsel dönüşüm, marka, meta, tasarım, upcycling, ürün tasarımı, Zürih