Form, Fonksiyon, Güzellik ve Büyü
ya da Tasarım ve Sanatın Kategorizasyonuyla İlgili Tehlikeli Derecede Romantik Düşünceler
“Onu sevdim. Ne o?” [I like it. What is it?] 
—Anthony Burrill, grafik sanatçısı, tasarımcı ve yazar

Meşhur grafik tasarımcı Milton Glaser bir gün derste bize “İnsanlar neden sanat yapar?” diye sormuştu. Şimdi bu, biraz nazlanınca ‘caz yapma’, saçını herkes gibi taramayınca ‘artist misin’ filan denilmeyen memleketlerde de cevaplaması kolay olmayan bir soru. Biz tökezleyince de, kendisi “Hayatta kalmak için. Delirmemek için.” diye biraz kızarak yanıtlamıştı.

Sanat ne için yapılır sorusundan birkaç hafta sonraki derste de, herhangi bir konudan ya da sebepten bahsetmeksizin 2009 yılında restore edilen Color Fuses işinin bir videosunu göstermişti. 1975’te Amerika’nın Indianapolis şehrinde, kendisinin deyimiyle agresif bir mimariye sahip bir devlet binasına —kimine göre duvar resmi [mural] kategorisine girecek, kimine göre heykel, kimine göre enstalasyon— bir renk giydirmesi yapmışmış. Meseleyi özetlemek gerekirse, gündüz vakti binanın birkaç kat yüksekliğindeki zemin kat dış cephesinin yalın beton yüzeyine boyanmış ve yatayda iç içe geçen renkler var. Akşam vakti ise, derinlik hissi vermek üzere tasarlanmış sırayla yanıp sönerek renklerin bir kısmını karanlıkta bıraktığı için hareket ediyormuş hissi yaratan ışıklardan faydalanılmış. Çok basit bir fikir, ama büyülü görünüyor. Tahmin ediyorum ki, her yerin dev ekranlar ve onların retina öldüren ışıklarıyla çevrili olmadığı 70’lerde çok daha etkileyiciydi. Projeyle ilgili, işin büyüsünü çok başarılı bir şekilde yansıtamayan, ama biraz daha detaylı bilgi veren bir video aşağıda:

Art in Architecture: 
Milton Glaser’s Color Fuses 

(Indianapolis Federal Building),
süre: 14:17

Binanın gece göz kırpan dış cephesi, bana göre, modern sanat etiketini camına yapıştırmış pek çok müzede o sıralar görme fırsatı bulduğum ve enstalasyon adıyla sergilenen işler kadar enstalasyondu. Öte taraftan, işi mural kategorisinde değerlendirirsek bugüne kadar gördüğüm duvar resimleri arasında en ilgi çekici, kanvas olarak kullandığı yapıyla ve içinde bulunduğu bağlamla sıradışı biçimde iyi bir ilişkisi olan mural örnekleri arasına koyar mıyım, emin olamıyorum. Etkileyici bulduğum duvar resimlerini bulmak için kafamda dünyayı dolaşmaya çıkmaya hazırlanırken Aryz’in Kadıköy Caferağa Mahallesi Sarraf Ali Sokak’ta gördüğüm dev işini hatırladım. Belki renk paleti, belki şekillerin tanımsız doğası, belki de hepsi sebebiyle. Yapılış amacı da, Milton’ın Color Fuses’u yapma amacından çok farklı görünmüyor. Yanıp sönen ışıkları yok ama, belki yanıp sönen ışıklara ihtiyacı da yok.

Kadıköy Caferağa Mahallesi,
Sarraf Ali Sokak’ta İspanyol sanatçı
Aryz tarafından “Mural İstanbul 2015” kapsamında gerçekleştirilmiş duvar resmi (kaynak:
İstanbul Inspired)

Milton Color Fuses’u, kendi sanat icra etme sebepleri açıklamasında iddia ettiği gibi hayatta delirmeden kalmak için mi yapmış, yorumlamak çok kolay değil. Kendi anlatımına göre, ABD Genel Hizmetler İdaresi’nin sanat ve mimarlık programının mimarlık bölümü Milton’dan binayı çevresine daha çekici hâle getirecek bir fikir geliştirmesini istemesi üzerine gerçekleştirmiş. Şimdi bu durumda, bu işlere sanat mı yoksa tasarım mı demek daha doğru olur? Daha da önemlisi, ne fark eder?

Milton Glaser’la da çalışmış tasarımcı Scott Stowell, onun için tasarımda daima fonksiyonun birinci planda olduğunu ve bu fonksiyonun da hitap ettiği kitlenin ihtiyaç duyduğu alanda bir tasarım hizmeti sunmak olduğunu, meslek hayatı boyunca yaptığı işlerden örnek vererek Design for People [İnsanlar İçin Tasarım] kitabında anlatıyor. Kitabında yer verdiği projeleri yaparken birlikte çalıştığı insanların ve kendisinin de söylediği gibi, işlerinin birincil fonksiyonunun çoğunlukla bilgi vermek ve bilgiyi organize edip daha kolay anlaşılır ve ilgi çekici hâle getirmek olduğunu söyleyebiliriz. Kitapta, Yale Üniversitesi Sanat Galerisi’nin yönlendirme tabelalarının tasarımı projesinden, Naked Pizza’nın pizza malzemelerini temsil eden basit illüstrasyonlardan yararlanarak sipariş verme kolaylığı sağladığı ve eğlenceli hâle getirdiği marka sistemi tasarımı projesine kadar, geniş bir yelpazede bilginin yalıtılıp hedef kitleye uygun bir dille sunulmasının başrolü oynadığı, hakkında okuması zevkli birçok örneği bulmak mümkün.

Scott Stowell, Design for People:
Stories About How (and Why) We All Can Work Together to Make Things Better, Metropolis Books, 2016 
(fotoğraflar: Casey Telesk)

Scott, —artık bunu off the record söylediyse de affına sığınarak— bir dersinde bize Stefan Sagmeister’ın bazı işlerini kastederek ‘sanat sayılabilmek için çok faydalı, tasarım sayılabilmek için yeterince faydası olmayan’ işler kategorisinden bahsettiğinden beri bu herkesin bahsettiği ‘fayda’ nedir diye düşünürüm. Fayda gibi içine konulduğu kabın şeklini alan bir kavramı tasarımcının genel bir mefhum olarak ve proje bazında nasıl yorumlaması gerekir? Milton’ın bir renk bandıyla boyadığı binanın dış cephesinde birinci fayda estetik bir görünümle ulaşılan binayı sevimlileştirmekse, bu hadisede birincil faydanın güzellik olduğunu söyleyemez miyiz? Bu durumda, tasarımın estetik olarak tatmin edici olmasının faydadan ayrıştırılması söz konusu olabilir mi? Ya da iletişim kurmak istediği insanlara çekici gelmeyen bir projenin faydalı olması mümkün müdür?

Tarih öncesinden taş alet
(kaynak: Stefan Sagmeister,
“Beauty vs. Utility”)

Stefan’a göre, insan bir milyon yıldır etrafındaki nesneleri güzelleştirmek amacı güden bir canlı. Bu konuyla ilgili hızlı bir örnek vermek için, avlanan insanların hayvan derisi yüzmekte kullandığı taştan oyulmuş basit gereçlerin simetrik oluşuna işaret ediyor. Stefan diyor ki, bu araçların simetrik olması için hiçbir sebep yok, asimetrik olsalardı da aynı amaca başarıyla ulaşırlardı. Ama insan ya da insanımsılar bir milyon yıl önce o taşları iki yüzeyi de aynı oranda olacak biçimde şekillendirmek için uğraşmış. Stefan’ın Bauhaus’la başladığını ve dünyanın kütlesel olarak çirkinleştirildiğini anlattığı mimari değişim süreçlerine dair örneklere de yer verdiği güzellik ve fayda konulu bir konuşma buradan izlenebilir:

Stefan Sagmeister, “Beauty vs. Utility”, INK2012, süre: 10:21

Bitirmeden önce, buraya kadar yalnızca estetikten bahsedilmesinin herhangi bir tasarımın vermek istediği bilgiyi doğru biçimde vermeyi başarmasının yabana atılır bir mücadele olduğu sonucuna ulaşılmasına sebep olmadığını hatırlatmak isterim. Bir egzersiz olarak kimlik kartınızı yeniden tasarladığınızı düşünelim. Karta baktığımda önce neyi görmeliyim? Baskı tekniğinden kaynaklanacak yazı tipi kısıtlamaları neler? Kart hangi renklerde olabilir? Kartın maksimum kullanışlılıkta olabilmesi için hangi büyüklükte olması gerekir? gibi soruları tabii ki cevaplamak zorundayım —yalnız bu soruların cevapları gerçekten de atom fiziğinden geçmiyor. Diğer yandan, bu cevaplar bir kimlik kartını elimde tutmaktan hoşlanmam için nasıl olması gerektiği sorusuna yalnızca kısmen cevap verebilen sorular. Geri kalan cevapları büyü veriyor. Şimdi bu kimlik kartı egzersizi örneğini bir tık daha sinir bozucu hâle getirmek için şu üç soruyu sizinle paylaşmak istiyorum: Dünyada bakmaktan en çok hoşlandığım şey çok iyi tasarlanmış bir kimlik kartı ise, onu çerçeveletip duvarıma da asamaz mıyım? Bir sanat galerim varsa ve çerçevelettiğim kimlik kartını galerimin duvarına asarsam, bu durumda bu kart sanat mıdır, tasarım mıdır? Daha da önemlisi, ne fark eder?

Canımın bir nesneye bakmak ve hatta dokunmak istemesine sebep olacak şeyler kümesinin elemanlarını alt alta yazmak, metin hiyerarşisinde dikkat edilmesi gereken kuralları alt alta yazmak kadar kolay olmayabilir. İlk önce, muhtemelen bu liste tamamen sübjektif olacaktır. İşte bütün bunlarla ilgili hisler bütünü yüzünden pro bono olarak çalışılmış bazı etkinlik posterlerini duvarlarımıza asmak isterken binlerce liraya yapıldığını bildiğimiz bazı reklam bilboardlarını ateşe vermek istiyoruz. Tamamen duygusal ve tamamen kestirilemez. Güzelliği de burada. Açıkçası ben tamamen kestirilebilenlerden oluşan bir dünyada yaşamayı istemezdim, çünkü muhtemelen her şey Helvetica ve sola dayalı falan olacağından sıkıntıdan birbirimizi hızla öldürürdük. Bazı şeyleri tanımlayamıyor olmak beni çok mutlu ediyor —bana göre bu hayatı yaşamaya, sanatı ve tasarımı, ya da ismi her neyse, deneyimlemeye değer kılıyor.

fonksiyon, form, grafik tasarım, işlev, Kibele Yarman, Milton Glaser, sanat, Scott Stowell, Stefan Sagmeister, tasarım