Estetik fil 
- Malzemesi: Ahşap 
- Geldiği yer: Hamburg, Almanya 
Japon kağıtlarından deli filler 
- Malzemesi: Kağıt 
- Geldiği yer: Japonya 
- Alındığı yer: New York, ABD 
- Getiren: Arzu

(fotoğraf: Işık Kaya)


Fil Hafızası
Estetik Fil

“Böcekler için mikrop böcek kadar mıdır?”, diye sormuştu Memo beş yaşındayken. Cevabı halen bilmiyorum, ama ölçek ve oran derslerine bu soruyla başlanabilir.

Bendeki fillerin hepsinin oranı bir tuhaf. Hiç biri bir diğerine benzemiyor. Şöyle bir baktım ve içlerinden ‘ideal oran’lıyı seçtim. Evet bu filin her şeyi yerli yerinde. Altın oranla yapılmış olabilir. Sanırım estetik fil denebilir ona. Bu estetik konusundaki ideal oranlar, benim için dayanılmaz bir konudur. Bir yandan mülayim mantığım, “evet böyle kurallar olsa ne de iyi olur, hepimiz itaat edip, güzel bir dünyada yaşarız”, derken, isyankâr kalbim “yok daha neler, zırva!” diye bağırıyor.

Küçükken bağlık bahçelik yerlere gidince yaptığım çok önemli bir faaliyet varmış, sümüklü böcek toplamak. Daha doğrusu böcekli ayı. Babam bize burnumuzda sümük olduğu uyarısını, “burnunda ayı var”, diyerek kibarca yaptığı için, ben onları öyle bilirim. Kovamı alıp, tabiat içinde bir ‘Kırmızı Şapkalı Kız’ edasıyla dolaşırken neşeyle böcekli ayı toplarmışım. Sonra da onları uzun uzun seyredermişim. Eve getirince annem ne dermiş, düşünmek bile istemiyorum. Şimdi haince geliyor tabii hayvancıkları kovaya doldurmak, ama sanatsal eğilimlerimin masum işareti olarak da görülebilir. Seneler sonra mimarlık eğitimimin bir yerinde altın oranlarla, Fibonacci dizisiyle ve sarmal yapılarla karşılaşınca, “ohoo”, dedim, “ben bunları taa ne zamandan biliyorum, bu konuyu incelemiştim”. Elimde değil işte, içimden estetik köstetik şeyleri sevmek geliyor-muş.

Bu ‘estetik’ konusunun kalbimizde derin bir yara olduğunu her tasarımcı bilir. Günlük hayatta da, iş dünyasında da daimi olarak bu konuda eğitime tabi tutulduğumuz gibi, zevk sahibi insanların saldırısına, görgüsüz karar vericilerin eziyetine maruz kalırız sürekli. Bu karar vericiler, her konuda olduğu gibi, estetik konusunda da, hiç bu kadar fütursuz olmamışlardı galiba. Dağları taşları, dünyanın suyunu tüketerek çiçeklerden yapılmış ‘Cin Ali’ çizimleriyle donatmaktan, çirkin buldukları heykelleri yıkmaya kadar. Cehalet ne büyük rahatlık.

Muhteşem oranlı bir yüzdeki çirkef bakış, bütün ışığı söndürmeye yeter. Mimarlıkta da güzellik hep tartışmalıdır. Proje dersinde konuşurken bile güzel, çirkin karşılaştırmasına girmemek için kırk takla atarız bazen.

Güzel nedir, çirkin nedir, düşünürüm. Ne kadar göreceli olsa da Türkan Şoray’ın güzelliği herhalde tartışılmaz. Ya da ışıklı olduğu mu demeli. Ama bir sürü güzel denen insan bana hiç de öyle gelmez. Muhteşem oranlı bir yüzdeki çirkef bakış, bütün ışığı söndürmeye yeter. Mimarlıkta da güzellik hep tartışmalıdır. Proje dersinde konuşurken bile güzel, çirkin karşılaştırmasına girmemek için kırk takla atarız bazen. Bu karşılaştırmadan dişe dokunur bir sonuç çıktığını da görmedim ben. Konuyu zevk sahibi insanlara bırakıyorum, onların tercihleri hep kesindir. Korkutucu insan tiplerinden biri budur benim için. Zevk sahibi insan demek, aşağı yukarı yaratıcılığı, farklılıkları, kabul görmemiş olanları dışlayan, tapon zevki olan insan demek aslında. Sürekli bize neyi beğenip neyi beğenmememiz gerektiğini söyleyenler. Gazetelerdeki moda eleştirmenleri gibi, “ıyyy, o eteğin altına o ayakkabı nasıl giyilir, hiç olmamış”, gibi yorumlar yazan.

Rengârenk farklı Japon kağıtlarından üretilmiş deli fillerim var, aynı biçimde ama birbirinden tamamen farklı. Japonya’ya, kurallar içindeki bu çeşitliliği görmek için gitmek istiyorum. Sırf kuralların çok net ve mutlak uygulanır olduğu bir toplumda, insanların en azından giyinme konusunda tamamen kuralların dışına çıkıp, bireyselliklerini dışa vurarak, nasıl ‘deli saçması’ kıyafetlerle özgürce dolaştıklarını görebilmek için.

Biz yapamayız. Ele güne rezil olmayı göze alamayız. Ama moda dergilerinden çıkanları anında kopyalayıp üzerimize geçirmekte hiç tereddüt bile etmeyiz. Hukuktan trafiğe, etikten spora, sistemi işler halde sağlıklı tutacak bütün kuralların keyfe keder ve nadiren uygulanır olduğu toplumumuzda, hepimiz kendi küçük çevremizde kabul gören genel estetik zevk kurallarından bir türlü sıyrılamayız. Her sezon yeni koleksiyonları takip eder, modaya da uyarız, çünkü moda kabul görmektir.

New York’daki Brooklyn Super Hero Supply Store, ismiyle müsemma, pek faydalı bir yer. Aslında bir yardım kuruluşunun şehir içindeki ön yüzü olan bu dükkânda geçen sezonun kahraman pelerini koleksiyonunu inceleme şansımız olmuştu. Her ikisi de Parsons School of Design’ın the New School’unda çalışan Evren ve Otto sayesinde. Otto, moda tasarımı dersi veriyor. Okullarında iki farklı moda anlayışının yönlendirdiği bir eğitim olduğunu anlatmıştı. Birincisi, zevk sahibi dünya için üretim yapılan bildiğimiz Project Runway anlayışı. İkincisi ise Otto’nun da dahil olduğu, her türlü şekilde ana akım moda sistemi tarafından dışlananlar için, estetik ayrımcılığa da karşı çıkan bir anlayış.

Gel de sevme, zaten estetik ‘ideal oran’lardan uzak bir şişman olarak ister istemez bu kategoriye giriyorum ben.

estetik, Fil Hafızası, güzellik, ideal oran, İpek Yürekli, kural, mimarlık, moda, oran, zevk