Epileptik
Bir ÇizgiRomanOtoBiyografi’den Fragmanlar

Malumat

Epileptik,1 otobiyografik bir çizgi roman. Anlatı, David B.’nin 35 yaşında, aile evlerini ziyareti sırasında, banyoda ağabeyi Jean-Christophe ile karşılaşmasıyla açılıyor. Daha sonra, Fransa’nın Orléans kentinde geçen çocukluklarının Jean-Christophe’un sara hastalığı kendini gösterdiğinde nasıl değiştiğini anlatan ve 70’li yıllar Fransa’sında ailenin mücadelesi, karşılaşmaları ve en çok da çocuk David B.’nin haletiruhiyelerine ve ağabeyi ile ilişkilerine odaklanan öyküyü izliyor, okuyoruz.

L’Ascension du Haut Mal [Üst Kötülüğün Yükselişi] 1996 ile 2003 yılları arasında, Fransa’da tefrika halinde yayımlanmış. Kitabı basanlar L’Association, bağımsız çizgi romanın başka önemli örneklerini de (Persepolis, Pyongyang benim tanıdıklarım) yayımlamış olan ve yine yazarımız David B.’nin (Pierre-François “David” Beauchard) kurucuları arasında olduğu bir yayınevi. 2005 yılında kitabın tamamı, İngilizcede Epileptic ismiyle çıkıyor (Sara hastalığının Fransızcadaki arkaik ismi haut mal [üst kötülük ya da büyük hastalık] ifadesini İngilizceye çevirmek mümkün olmamış). Yakında, yine Epileptik başlığıyla, Türkçede de yayınlanmasını bekliyoruz.

Epileptik, s. 328’den ayrıntı

Gezegen

Ebeveyn, hasta çocuklarını (anlatıcının ağabeyi Jean-Christophe) önce modern tıbba emanet etmek istiyor ve doktorlar büyük riskleri olan bir beyin ameliyatına heves ediyor. Bu süreçte Jean-Christophe’un, evde bulduğu Planète dergisinde makrobiyotiğin kurucusu George Ohsawa’nın şifacı niteliklerini okuması, aileyi onun yöntemlerini uygulayan Usta N. ve alternatif tıp ile tanıştırıyor. Planète’in içeriği —bizde de 80’lerde moda olan gizemci dergi ve kitapların içeriklerini ilk defa popülerleştiren— Charles Fort’un ekolünü, popüler bilime, gelecekbilime, spekülatif kurmaca edebiyatına bağlayan geniş bir coğrafyayı katediyor. Aynı kültürel coğrafyayı, bütün aile 68 sonrasının çeşitli altkültür gruplarını, tedavi yöntemlerini ve yaşam/beslenme tarzlarını deneyimlerken katediyor. David B. de okuyucuyu, bazen ilgili yaşam felsefelerinin detaylıca görselleştirildiği, bazen de bu grupların tarihleri veya işleyişlerinin öykülendiği bir yolculuğa çıkarıyor. Okuyucu olarak, karşıkültür dönemi Avrupası’nda alternatif yaşam tarzlarının çokluğundan da etkileniyoruz. Tabii, çizerin amacı belgesel bir öykü anlatmak değil. Bu yolculuk sırasında aile her seferinde yeni bir tedavi umudu, yeni bir yaşam tarzı ve birçok zaman yeni bir inanç sistemi ile karşılaşıyor. Karşılaştıkları öğretiler onların, özellikle de çocuklarının dünyaları oluyor. Bütün bu dünyalardan topladığı imgeler, Fafou’nun (baş karakter, David B.’nin çocukluk ismi) kendine has, dinamik ve eklektik iç mitolojisine ekleniyor. Bunlar da çocuğun entelektüel merakını, çizim arzusunu ve yetişkinlerin dünyasıyla baş etmesini sağlayan iç gezegenini oluşturuyorlar. Epilektik’in görsel zenginliği bu duyarlı çocuğun zengin iç dünyasından çıkıyor.

Kırılganlık

Öykü, epilepsi hastalığı ile mücadelenin ailede yarattığı kırılganlığa odaklanıyor. Bu kırılganlık, her şeye tanık olan çocuğun öfkesi ile birlikte, bir tür moral bozukluğu olarak otobiyografik anlatının tamamına siniyor. Kırılganlık Fafou’ya azim ve gözlem gücü / perspektif sağlıyor. Bu gözlem gücü sayesinde David B.’nin araştırmaları çocuk perspektifine katılıyor ve öyküye komedi niteliğini kazandırıyor. Azmi ise, “zorluklara göğüs gerdi” anlamında bir azim değil. O, çizim yapmakta, ailenin mesafeli ve —yer yer de acımasız— alaycı evladı olmakta ve hayaletlerle buluşup onlarla konuşmakta ısrar ediyor. Hastalığı, kâh ağabeyinin durmaksızın tırmandığı bir dağ (L’Ascension du Haut Mal [Üst Kötülüğün Yükselişi] belki, üst kötülüğün ima ettiği yükseklikten, ama daha çok l’ascension’un yükselmek kadar tırmanmak anlamına da gelmesinden dolayı), kâh ona musallat olan bir sürüngen olarak görselleştiriyor. Uzun yıllar kendisinin de aynı hastalığa yakalanacağını ve beyninde bir savaş vermekte olduğunu hayal ediyor. İletişim yollarını ve dış dünya ile ilişkilerini böylece filtreleyen bir çocuk olarak karakter ediniyor. Bir yandan da kırılganlık onu, çevresinde olanların daha fazla farkına varan biri haline getiriyor.

Epileptik, s. 58’den ayrıntı

Aile, bütün bu alternatif yaşam tarzları coğrafyasını (komünlerde yaşama, kültlere ev sahipliği yapma, uzmanlar, entelektüeller ve gurularla tanışma) katederken Fafou toplumsallığın biraz dışında, güç ilişkilerini kendi gözleriyle ayırt ediyor. Böyle durumlarda, öyküdeki tespitleri yapanın onları deneyimleyen Fofou mu, yoksa kitabın yazarı yetişkin David B. mi olduğu sorusunu akılda tutmamız gerekiyor. Yine de, takip ettiğimiz öykü, büyümüş de küçülmüş bir çocuğun öyküsü değil; yetişkinlerin dünyasına anlam vermeye çalışan, dertli ve öfkeli bir çocuğun öyküsü. Ve onun bu mutlu olmayan çocukluğa ilişkin hatıraları sayesinde, ailenin yaşadığı dramayı, hem farklı bir derinlikte, hem de başka makro öykülerin parçası olarak (aydınlanma arayışı?) algılama olanağı buluyoruz. Bu bir çokluk, ama bir liste değil.

Çoğu kez hayal kırıklığına uğrasa da
ezoterik dünya görüşü ile temasını
kesmeyen anne: “Ben seküler değerlerle
yetiştim...” diyor kendini anlatmaya
başlarken. (s. 201’den ayrıntı)

Çokluklar, Zenginlikler

David B.’nin çocukluk macerası birçok zenginliğe tanıklık ediyor. Küçük kız kardeş Florence, ilk cilde yazdığı ufak ve içten takdim yazısında, “seni bütün o belge ve hatıraları odanda biriktirmiş halde hatırlıyorum” diyor. O hatıra ve belgeler işlenirken hem çocukluğun, hem de ailenin ezoterik akımlarla olan ilişkilerinin kronolojisi çıkarılıyor. David B.’nin öyküsü, aileye giren yan karakterlerin felsefeleri ve geçmişleri konusunda, aile fertlerinin tarihi konusunda, ama en çok da okunan kitaplar ve etkilenilen kişiliklerin isimleri/öyküleri konusunda oldukça detaylı. Bu zenginlik, ailenin entelektüel tarihini anlatma iddiasından ziyade, onların şifa arayışlarındaki azmi ve umutsuzluğu anlattığı için güçlü. Zenginlik derken, taşrada yaşayan bir Fransız kentsoylu ailesinden bahsediyoruz. Türlü başlangıçlara atılıyor ve türlü şekillerde istismara uğruyorlar, ama bunları sürdürebildikleri bir hayatı yaşıyorlar. O coğrafyanın çoklu kültür ortamının bütün bu (kültürel) sermayeden beslendiğini de hatırlamak gerekiyor.

Bunlara ek olarak, belki öykünün en zengin yanı David B.’nin zaman zaman yorucu da olan görsel stili. Yüksek kontrastları olan ve gölge/tarama farklılıkları kullanılmayan çizimlerde hacimsellik kalem kalınlıkları ile, mekânsallık ise istif biçimi ve keskin gölgelerle veriliyor. Perspektife nadiren başvuruluyor. Tek renk ve kısıtlı görünen araçlarla David B., farklı mizansen ve duyguları anlatırken görsel bir zenginlik yakalamayı başarıyor. Bu zenginlikte de sezgisel bir taraf var. David B., hem özenle hem de çocukluğundaki kendinden geçme hali ile çiziyor gibi... Bilgi verdiği panellerde desenler o evrenin bilinen parçalarından dokunurken, duygu durumunu anlattığı yerleri, her figürün bir karşılığının, bir sembolizminin olmasının gerekmediği barok figürler dolduruyor. Elbette bunlar tamamen rasgele değiller, Fafou’nun görsel iç dünyasının da bir çeşit repertuvarı tutuluyor. Böylece desenler, tamamının doldurulmuş bir defter gibi aynı fırçadan çıktığı bir eserin psikolojik bütünlük etkisine katkıda bulunuyorlar.

Okuyucu yavaşlamaya
davet eden tam sayfa
panellerden biri.
(s. 277’den ayrıntı)

Psikozun Yüzü

Epileptik, 35 yaşında David B.’nin ailesinin evinin banyosunda ağabeyi Jean-Christophe ile karşılaşma anını anlamlandırmaya çalışmasıyla başlıyor. Oradan çocukluklarındaki ilişkiye geçiyoruz, en yakın dostu ve özendiği dengi ile... Öykü boyunca farklı yaşlar ve ruh hallerinde çiziyor Jean-Christophe’u, okudukça neşesi az bir yüze dönüşüyor bu yüz. İlk sayfada karşılaştığı da öyle, amaçsız ve zararsız bir yüz.

Psikozun koyvermediği bir insanın yüzü, kendini oynayamayacak kadar yorgun bir yüze benzer. Şöyle söyler sanki: “Benim yüzüm uyku yüzümün de devamı, dolayısıyla benim bir uyku yüzüm yok”. Böyle bir yüzdeki ifade, hülyalı-narkozlu-mutmain bir ifadeye, örneğin bir dervişin ifadesine benzemez. Ona bakıp “işte, kimbilir neler yaşadı, bize kimbilir neler söylüyor” demek de mümkün olmaz. Ötelerden konuşan delişmen bir yüz değildir bu. Uyku çizgisini genişletmiş ve zamanların çoğunda öfkeli ve küskün olmayı başarmış bir yüzdür.

Ayşegül Selenga Taşkent'in
“Volga Volga Şizofreni ile Yaşamak”
(2007) filminden

Roman ilerledikçe, epilepsinin değil, başka bir hastalığın öyküsünü okuduğumuzu ve adını bilmediğimiz bu hastalığın bir tercihe, bir duygu durumuna benzediğini anlıyoruz. Küçük bir çocuğun, ağabeyinin hastalığını edinmemek için verdiği mücadele de, böylece daha da anlamlı oluyor. David B.’nin çizer ve otobiyografi yazarı olarak başarısı da, epilepsiyle başlamasına rağmen psikozu anlatabilmesinde ve psikozun yüzünün tasvir edilebilir olduğunu göstermesinde.

Epileptik, ayrıntılar:
1. s. 72, 2. s. 190, 3. s. 236,
4. s. 252, 5. s. 342, 6. s. 349

Otobiyografik Çaba

Otobiyografik üretimin bir meta-anlatıya bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor. Yazar (Başkarakter?, Müellif?), hem kişisel olanla yüzleşmek zorunda, hem de bunu elindeki kurucu (kurmacalayıcı) araçlarla yapmalı. Katarsisin yıkıcı bir eylem olması gerekiyor, ama bir yandan da yapıcı, sınırlayıcı. Belki de şiddet, kopma eyleminde değil, katılma eyleminde, yani üst anlatıya dahil olmak başarıldığında gerçekleşiyor.

Otobiyografi çizerinin yaşadığı ikili şiddeti, özellikle iyi yazılmış bir örnekte, okuyucu da yaşıyor. Aynı kopma ve katılma kararlarını, okuyucu da veriyor. İyi bir okuyucunun anlatıya mesafe alması yetmiyor, hem katılmayı hem de kopmayı, işin içine katmayı denemesi gerekiyor.

Art Spiegelman’ın Maus’u,
kişisel bir konuyla namahrem
bir mecrada yüzleşmenin
çarpıcı bir örneği.
(2. Cilt, s. 41’den ayrıntı)

1. Epileptik'i okumayı bana, ilkokul yaşlarımda Örümcek Adam’larla ve daha sonra da geç 20’li yaşlarımda bağımsız/yetişkin çizgi romanlarla tanışmamı sağlayan kuzenim Bahri Gördebak tavsiye etti. Teşekkür ediyorum.
Bağımsız/yetişkin dediğim çizgi roman tanımı için bir eleştiri aldığımı hatırlıyorum. İyi kötü kurumsallaşmış yayınevlerinden çıkan çizgi romanların bağımsız olmadığı söylendi bana. Bunda haklılık payı var. Öte yandan, gençlere ve genç yetişkinlere hitap eden büyük franchise çizgi romanların dışında kalanları başka türlü nasıl tarif ederiz, bilemiyorum. Uzun sürelerde, seri hallerde basılmayan ve sınırlı bir öyküyü anlatan ve her yaştan çocuk değil de, her yaştan yetişkin meraklılara hitap eden çizgi romanlar da var. Chris Ware, Adrian Tomine, Daniel Clowes gibi (benim tanıdığım) güncel isimlerin üretimleri bunlar. Bu yazı sayesinde Fransa ve Belçika’da hiç temas etmediğim bir evren olduğunu da fark ediyorum. Edmond Baudoin en merak ettiklerimden bir tanesi.

Ali Paşaoğlu, altkültür, çizgi roman, David B., epileptik, illüstrasyon, karşı kültür, kitap, otobiyografi, psikoz